Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmelerinin üzerinden 40 yıl geçti. Menderes ve arkadaşlarının idamı gibi bu karar hala tartışılıyor. Medya o dönem yayınlarıyla idama giden süreçte önemli rol oynadı. 68'liler Vakfı Başkanı Targan, 'Dışa bağımlı siyasalların işlediği bir cinayet' olduğunu söyledi. Gazeteci-yazar Çalışlar ise 'Demirel, idamlar için iştahla çalıştı' dedi
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilişinin bugün 40. yılı. Tıpkı Adnan Menderes ve arkadaşları gibi Deniz Gezmiş ve arkadaşları da tartışmalı bir yargılamanın ardından idam edildi. Menderes gibi 6 Mayıs 1972'deki bu idamlar da bugün hala sorgulanıyor.
12 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın imzasıyla yayımlanan muhtıranın hemen ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşları yakalandı. Hızlı bir yargılama sonucu Gezmiş ve arkadaşları, sıkıyönetim yasasının 146. maddesinin 1. fıkrasına göre 'anayasal düzeni yıkmak için silahlı mücadele vermek ve anayasayı ihlal' suçundan 16 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. Karardan sonra konu Meclis'e getirildi. Dosya 30. sıradan birinci sıraya çekildi ve oylandı. Karar askeri yargıtay tarafından da onandı ve 6 Mayıs 1972 günü Gezmiş, İnan ve Aslan idam edildi. Cuntanın kurdurduğu Nihat Erim hükümeti ile cuntanın etkisindeki Meclis üyeleri ve senatörler de idam sürecini hızlandırdı. Ancak bugün hala 'katil kim?' sorusu soruluyor.
68'liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 'emperyalizm ve Türkiye'deki siyasi ve askeri işbirlikçileri' tarafından asıldığına vurgu yaptı. Targan, '1971'de muhtırayı verenler, bu cuntacılar NATO'nun Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki askerleriydi. Muhtırayı veren Memduh Tağmaç, NATO'nun askeriydi. Bunlar ABD'nin Türkiye'deki uzantılarıydı. Tağmaç, ülkedeki sosyal nedenler ekonomik nedenlerin önüne geçmiştir diyerek işçi ve emekçilerin de haklarını gaspetmiştir. Ve sonuçta üç arkadaşımızı darağacında öldürdüler. İlan edilen sıkıyönetimin oluşturduğu askeri mahkemelerde kararlar aldılar. Denizlerin katili bu muhtırayı verenlerdir. Ancak bir başka katili de muhtırayı veren askerlerin bekçiliğini yaptığı siyasilerdir' dedi.
Targan, sıkıyönetim mahkemesinde verilen 15 idam kararının 12'sinin askeri yargıtay tarafından bozulduğunu ancak 3 idamın onandığını hatırlatarak, konunun Meclis'e getirilerek idam cezalarının oylandığını söyledi. Targan, 'Üç arkadaşımızı emperyalizm ve Türkiye'deki işbirlikçiler astı. Meclis'teki oylamada Süleyman Demirel'in başında bulunduğu Adalet Partililer idamı için oy verdiler. CHP'liler karşı oy vermesine rağmen daha sonra bazı cinayetler işlenmesine üzerine imzalarını geri çektiler. Özellikle bazı senatörler imzalarını daha sonra çektiler. Böylece hukuk cinayetiyle üç arkadaşımızı idam ettiler. Ciddi bir suçları da yoktu. Tam bağımsızlık diyorlardı. Bu suçsa eğer Mustafa Kemal de yargılanmalıdır. Bu idam olayı tam bağımsızlık ve kurtuluş savaşına karşı işlenmiş bir suçtur' diye konuştu. Targan, arkadaşlarının 'Dışa bağımlı siyasalların işlediği bir cinayete kurban gittiğini' belirterek, 'Olayda dahli bulunan asker de siyasal düzenin silahlı bekçileridir. Türk Silahlı Kuvvetleri halkını korumadı, güdümlü siyasileri korudu' dedi.
12 Mart 1971 muhtırasından sonra ilan edilen sıkıyönetim ile birlikte Türkiye'de her alanda olduğu gibi medyada da baskılar arttı. Askeri cuntanın etkisiyle Gezmiş ve arkadaşlarının mahkeme süreçleri gazeteler tarafından yanlı olarak verildi. Adeta idama hazırlayan bir süreç yaşandı. Cunta yanlısı gazeteler idama çanak tutarken, asılmaları için manşetler attılar, yazılar yazdılar. Üç gencin idam edilmesi sürecinde gazetelerin yazdığı çarşaf çarşaf yazılar ile kamuoyunun hazırlanması sağlandı. Kısacası üç gencin öldürülmesi sürecinde medya idamlara destek vererek 'olağan şüpheliler listesine' girmeyi başardı.
Gezmiş ve arkadaşlarını idama hazırlayan Ankara Belediyesi Mezarlıklar Başimamı Seyit Çifçi, 40 yıllık suskunluğunu bozdu.
1948 yılında başladığı görevi sırasında yaşadığı bu olayı 'en acı hadiseydi' diye özetleyen 88 yaşındaki Seyit Hoca, 'Gece saat 03.00 gibiydi. Üçünü de getirdiler. Elleri kelepçeliydi. İdama tanıklık eden 8-10 kadar kişi vardı. Bir paşa, Merkez Komutanı, Ankara Valisi, Emniyet Müdürü, İnfaz Savcısı ve memurları ile ben vardım' dedi. İdam edileceklerin son vazifelerini yapmak üzere orada bulunduğunu aktaran Çiftçi, 'Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Kelime-i şehadet getirdiler, idama öyle gittiler. Deniz Gezmiş ise bunu reddetti' dedi. Seyit Hoca, Aslan ve İnan'a son vazifelerini yaptırabilmek için abdest aldırmak istediğini ancak orada bulunan merkez komutanının buna izin vermediğini söyledi.
Çifçi, daha sonra orada bulunanlara, 'Beni buraya mahkumların son vazifelerini yaptırmak için getirttiniz. Onların elleri kelepçeli olduğu için abdest almaları mümkün değil. Ellerini çözmezseniz abdest alamazlar, ben de vazifemi yapamam' dedim, bunun üzerine orada bulunan paşa, 'Hoca ne diyorsa onu yapın' dedi. Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan'ın elleri çözüldü, abdest aldılar ve Kelime-i şehadet getirerek dar ağacağına gittiler. Deniz Gezmiş ise böyle bir şeyi kabul etmedi. Ancak onun idamı kötü şekilde oldu. Boyu uzun olduğu için ayağı takıldı ve boynu kırılmadığından yaklaşık 45 dakika orada can çekişti. Sonra hayatını kaybetti'' diye yaşanan idamları anlattı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanma ve idam sürecini izleyen gazeteci Burhan Dodanlı da üç gencin 146/3 ve 168'den yargılanması gerektiğini vurgu yaparak, '146/1 ile bunun ilişkisi yok. Çünkü bunlar tam bağımsız Türkiye diyorlar. NATO'ya hayır diyorlar. AB'ye ve Amerika'ya hayır diyorlar. Devleti ele geçirmenin birtakım vasıfları vardır. Tankınız, topunuz, tüfeğiniz olacak hücum edeceksiniz bir yerleri işgale teşebbüs edeceksiniz. Deniz Gezmiş, İstanbul'da bir takım boykot ve işgal eylemleri yapmıştı. Ankara'ya gelmiş Emek İş Bankası şubesini soymuşlar. Amerikalı bir çavuşu kaçırmışlardır. Amerikalı askerleri kaçırmışlardır. Mütemadiyen kaçmışlardır ve saklanmışlardır. Bunların gizlenme yerlerini ayarlayan birtakım insanlar vardı. Mümkün değil Ankara'da kaçmak' diye konuştu.
Gazeteci-yazar Oral Çalışlar dönemle ilgili olarak daha önce yazdığı bir yazısında Demirel'in rolünü şu şekilde değerlendirdi:
'... Askerler elbette idamda aktif bir rol aldılar ama meclis buna direnebilirdi. Demirel, idamların gerçekleşmesini iştahla yaptı. Bunun için iştahla çalıştı. Oylamada AP milletvekilleri 'Üçe üç' diye bağırıp, idamları Menderes'lerin idamlarıyla birleştirmeye çalışıp, bunu başardılar.'






