Anlamın ayakta kalma çabası
04:00, 08/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

Sevda Dursun, Gökhan Özcan.
Bu sayfada yazılarını görmeye alışkın olduğunuz yazarımız Gökhan Özcan, sosyal medyanın ilk çıktığı ve 140 karakterle sınırlı olduğu dönemde yazılarında değişikliğe gitmişti. Protesto yazısı olarak başladığı nokta atışlı kısa cümlelerden oluşan bu yazıları, genişletilerek kitap olarak yayımlandı.
Vadi Yayınları’ndan çıkan “Bir Şey Söyleyeceğim Ama Ne?”, kitabı üzerine konuştuğumuz Özcan, “Her şey hızla değişirken anlamın bir şekilde ayakta kalma çabasıdır bu belki de” dedi.
Son kitabınızda farklı üsluplarla denemeleriniz yer alıyor. Daha önce köşenizde de yer alan bu yazı tarzından biraz bahsedebilir misiniz?
Aslında bir protesto yazısıyla başladı her şey… Sosyal medyada malum kelime sayısı sınırlamaları var, şimdi biraz gevşedi ama bir dönem meramınızı kısa cümlelerle ifade etmek durumundaydınız. O dönem kişisel bir sosyal medya hesabım olmamasına rağmen hem bu dayatma hem de çok sayıda insanın bu dayatmaya itirazsız razı oluşu benim sinirimi bozuyordu. Bir gün her biri birbirinden bağımsız, kısa cümlelerden oluşan bir yazı yazarak bunu protesto etmek istedim. Sonra birkaç gün daha buna devam ettim. Garip bir şekilde okurlar arasında karşılık buldu bu durum. Cümleler halindeki bu nokta atışlar benim maksadımın aksine sosyal medya mecraları için çok kullanışlı bir malzeme olmuştu. Daha önce olmadığı kadar çok paylaşılmaya başlandı yazdıklarım.
DİĞER KİTAPLARIMDAN FARKLI OLDU
Sonra da devamını mı getirdiniz?
Devam edişim bundan değil, bu kısa cümlelerin kendi içinde farklı ifade imkanları ve edebi hoşluklar taşıdığını fark ettiğim için devam etmeye karar verdim. Bütün yazılarım bu şekilde değildi, zaman zaman klasik deneme tarzına dönüyordum ama giderek bu parçalı yazılar daha ağırlıklı hale geldi. Otuz yılı aşkın bir zamandır Yeni Şafak’ta yazıyorum. Bu uzun zaman süreci içinde dönem dönem üslup açısından yeni şeyler denedim ve muhtemelen denemeye devam da edeceğim. Bağımsız kısa cümlelerden oluşan bu yazılar da bu türden denemelerimin verimli bir örneği oldu benim için. Kitabın ismini de bu espri içinde düşündüm, kitap olarak da diğer kitaplarımdan farklı bir çalışma oldu.
İŞARETLERE KADAR DAYANDI İŞ
Her biri sosyal medyada yayınlamaya müsait özlü sözlerden oluşan bu denemeler, okuyucuya ne anlatıyor?
Birçok şey… Aslında sözel kültürümüze daha yakın ifadeler bunlar… Böyle konuşuyoruz çoğu zaman sosyal hayatımızda. Kısa cümlelerle, az kelimeyle özlü ifade ederek, gülüp geçilecek şeyler söyleyerek ya da bir tek cümleye sayfalarca metnin anlatmaya güç yetiremediği bazı şeyleri sığdırmaya çalışarak… Klasik manada yazı, bütün bu parçalı düşünceleri düzene sokarak yapmaya çalıştığımız bir şey… Biraz daha fazla hesap kitap oluyor içinde. Benim bu çalışmadan muradım, sanıyorum konuşma dilinin imkanlarıyla yazı dilinin arasını bulmaya çalışmak… Okurların yeni mecralar sebebiyle çok yabancılık çekmediğini tahmin ediyorum. Kısa cümleleri geçtim, işaretlere kadar gelip dayandı iş. Her şey hızla değişirken anlamın bir şekilde ayakta kalma çabasıdır bu belki de.
KALEMİ ZENGİNLEŞTİREN ŞEYLER BUNLAR
Bu yazılar gazetede yayınlandığında nasıl geri dönüşler aldınız?
Beklediğimin çok ötesinde bir karşılık buldu bu cümleler… Halen de hemen her gün önüme çıkıyor o paylaşımlar… Okurlar için kitaptaki bazı cümleler fazlasıyla tanıdık olabilir bu yüzden, daha önce bir yerlerde rastlamış olma ihtimalleri var. Hatta birçoğuna görseller, estetik sunumlar, videolar falan da yapıldı. Benim yazı hayatım için de zenginleştirici bir tecrübe oldu doğrusu. Yazarların farklı formları, üslupları, tarzları denemeleri gerektiğini düşünüyorum. Yazı statik bir şey değil, tıpkı hayat gibi… Kalemi çok zenginleştiren şeyler bunlar…
YAZDIKLARIMIN İLK OKUYUCUSUYUM
Çağrışım yolunu mu takip ediyorsunuz, aklınıza geleni not mu ediyorsunuz? Biraz yazım sırrınızdan bahseder misiniz?
Sadece bu yazılarda değil, yazdığım yazıların tamamına yakınını doğaçlama şekilde ve çağrışımların izini sürerek yazıyorum. Çok nadir olmak üzere not aldığım cümleler oluyor ama bunlar istisna… Bu kadar uzun zaman yazınca insanın zihni bu türden alışkanlıklar kazanıyor, zihnimde cümleler dolanıp duruyor her zaman, hatta bazılarını yazmıyorum bile. Farklı yazma biçimleri var, önceden en ince ayrıntısına kadar planlayıp sonra yazan insanlar da var. Ama ben öyle yazmıyorum. Önümde boş beyaz bir kâğıt oluyor, sonra zihnimde bir şeyler uyanıyor ve arkası da geliyor. Çok tekrar ettiğim bir cümledir; ben yazdıklarımın ilk okuyucusuyum sadece derim. İnsan zihninin ya da belki bütün zihinlerin pencerelerinin açıldığı külli zihnin içinde oluşuyor her şey, muhtemel ki biz bunlara sadece şahitlik ediyoruz.
VARMAK İSTEDİĞİM HEDEF YALINLIK
Bir meseleyi kısa cümlelerle anlatmak için ne yapmak gerekir?
Sanıyorum zihinsel netlik gerekiyor biraz bunun için… Meselelere, şeylere, insanlara, hayata belli bir yerden bakabiliyorsanız, ki bu çok büyük gayretlerle erişilebilecek bir seviye, o zaman kafanızda o netlikler oluşuyor. Dilin imkanlarından, kelimelerin anlam katmanlarından haberdar olmak da önemli… Bir başka önemli nokta da sözlü kültürü iyi biliyor olmak… Düşünürken de kısa ve öz bir şekilde yapıyoruz aslında bunu… Ek almamış, yalın halimizden söz ediyorum. Hayatın en önemli mihenk noktaları yalın gerçeklerden oluşuyor, onları biz karmaşık hale getiriyoruz çoğu zaman. Ben yalınlığı hep varmak istediğim bir hedef olarak gördüm.
SOSYAL MEDYA VASATI BÜYÜTÜYOR
Sosyal medyadan sonra yazı hayatımızda ne gibi değişiklikler oldu sizce?
Bu konuda maalesef çok iyi şeyler söyleyecek durumda değilim. Daha çok insanın kendini yazar çizer hissettiği kesin ama bu yeni durumun insanlığın anlam kümesini genişlettiğini, hayata derinlik ve incelik kattığını söyleyemem. Bu yapılar ancak vasatı büyütecek bir planla işlerlik kazanabilir. Niceliğin tek hükümdar olduğu mecralar bunlar, temel mantığı bunun üzerine kurulu… Niteliğin, mahiyetin, anlam derinliğinin hükmünü kaybettiği bir dönemdeyiz. Bu beni yoran ve kederlendiren bir gidişat… Bizi yıllarca ‘bunlar birer araç, iyiye kullanırsan iyi, kötüye kullanırsan kötü netice alırsın’ diyerek kandırdılar. İş öyle değil, her yeni şey kendi muhteva ve kodlarını yanında getiriyor, farkında olmadan dönüşüyoruz. Bu çözülme durumu o kadar sessizce yaşanıyor ki, çoğumuz başka şekilde düşünmeye alıştırıldığımızın farkında olmuyoruz.

Hayat
Srebrenitsa şehitleri için Boşnakça ağıt: Bijeli Cvjetovi yayında

Hayat
Hasan Aycın’ın çizgi hafızası dijital arşive taşındı

Hayat
Beşiktaş'ın ismi nereden geliyor? Erhan Erken tarih boyunca anlatılan rivayetleri anlattı
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.