Nuri Bilge Ceylan''ı günümüze taşıyan üç dönüm noktası film, ''Kasaba'', ''Mayıs Sıkıntısı'' ve ''Uzak''ta baş karakter olarak izleyip melankolik stilini çok sevdiğimiz aktör Muzaffer Özdemir, ilk yönetmenlik denemesi ''Yurt'' ile bu kez hem kameranın önünde, hem de ardında, kendisini dünya çapında şöhrete ulaştıran bütün o filmlerin -özellikle görsel açıdan- izini sürdüğü alabildiğine dingin bir hikâyeye imza atmış.
Türü ve Süresi: Psikolojik drama, 76 Dakika
Türkiye''de Gösterime Sunulan Kopya Sayısı: 4
Yönetmen: Muzaffer Özdemir
Yardımcı Yönetmen: Barış Bıçakçı
Senarist: Muzaffer Özdemir
Görüntü Yönetmeni: İlker Berke
Kurgucular: Ayhan Ergürsel, Muzaffer Özdemir, Selda Taşkın
Müzikler: Robert Schumann / Kinderszenen, Wolfgang Amadeus Mozart / Piano Concerto No: 24 K491
Uygulayıcı Yapımcı: Sadık İncesu
Sanat Yönetmeni: Serpil Özdemir
Ses Kayıt Teknisyenleri: İsmail Karadaş, Özkan Coşkun (Boom Operatörü)
Ses Tasarımcısı: Onan Karagözoğlu
Oyuncular: Kanbolat Görkem Arslan, Muzaffer Özdemir, Muhammet Uzuner, Pınar Ünsal, Saygın Soysal, İsmail Ergün, İlhami Şibil, Halil Kılıç, Kerim Olgun
Yapımcı Şirket: Tutya Film
Dağıtıcı Şirket: Özen Film
İçerik Uyarıları: Her yaştan izleyici kitlesine uygun bir yapımdır.
Ailece izlenebilir mi? EVET
Filmin Yeni Şafak-Sinema Puanı: (4 yıldız üzerinden) * * *
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: www.yurtfilm.com
FİLMİN KONUSU: Karamsar ve nevrotik mizaçlı bir mimar olan Doğan, İstanbul yakınlarında arkadaşlarıyla kamp yaparken hastalanır. Danıştığı doktoru kendisine seyahat önerir. Alttan alta sıla özlemi içindeki kahramanımız da çocukluğunun geçtiği, fakat uzun yıllardır göremediği memleketine tatile gider.
Modern tekno-liberal zihniyet her yeri eşbiçimli hâle dönüştürmüş, bu zihniyetin yeryüzüne yaptığı düşmanlıklar en ücrâ köşelere kadar sızmıştır. Doğan, çocukluk döneminde zamanın bitip tükenmek bilmediği ve dış dünyayı yalnızca kişiliğinin bir uzantısı gibi gördüğü, her daim kesintisiz bir sükûnete sahne olan yurdunu boşuna arayacaktır.
1955''te Gümüşhane-Torul''da dünyaya gelen Muzaffer Özdemir, 1980''de İstanbul teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü''nden mezun oldu. Bir süre sulama ve altyapı inşaatı projelerinde çalıştıktan sonra, mimarlığa olan ilgisi nedeniyle, "yüklenici" sıfatıyla tarihî yapıların restorasyonu alanında çalışmaya başladı. Halen bu yöndeki çalışmalarını sürdüren jeolog-aktörün sinemaya ilgisini tetikleyen süreç ise ta 1970''li yılların başlarına kadar uzanıyor.
1970''de, henüz 20 yaşlarında bir delikanlıyken, o dönemde hayli revaçta olan süper 8 mm''lik kameralardan bir tane edinerek ilk kısa filmini gerçekleştiren Özdemir, sonraki yıllarda da alpinizm ve mimarlık üzerine belgesel filmler çekerek sinema üzerine çalışmalarını amatör bir düzlemde sürdürmüş. Ta ki ona yepyeni ufuklar açacak olan yakın dostu Nuri Bilge Ceylan''dan gelen bir başrol teklifine kadar... Yönetmenliğini Ceylan''ın yaptığı "Kasaba" (1997), "Mayıs Sıkıntısı" (1999) ve "Uzak" (2002) filmlerinde sergilediği oyunculuklardan sonra da onu yalnızca Türkiye değil, dünyanın dört bir köşesindeki rafine sinemaseverler de tanıma imkânı buldular.
Benim de "ömür boyu favori filmlerim" arasında yer alan "Uzak"taki unutulmaz oyunculuğu, 2003-Cannes Film Festivali''nde "Altın Palmiye" ile ödüllendirilen bu kendine münhasır aktörümüz, söz konusu filmin doğurduğu şöhret dalgasıyla, 2007 yılında Belçikalı yönetmen Patrice Toye''nin yönettiği "Nowhere Man" isimli bir yabancı yapımda, 2010''da da Ahmet Boyacıoğlu''nun yönettiği "Siyah-Beyaz"da rol aldı.
Kendisinin yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı film olan "Yurt", doğaldır ki, biçim ve içerik açısından belli ölçüde -kendisini sinemaseverlere tanıtan- ilk dönem Ceylan filmlerinin etkisinde kalmış bir çalışma... Pekiyi, bu bir kabahat mı? Elbette ki değil! Keşke, sinemamız derdini gevezelikle değil güçlü oyunculuklar ve tablo gibi resimlerle anlatan o filmlerden çok daha fazlasını üretmeyi başarabilse... Ancak, tarihî boyunca içinden çıkabilmiş belli başlı birkaç "auteur" dışında, yönetmen ve senarist yetkinliğinin vasatlık çıtasını hemen hiç aşamadığı bir ulusal sinema ortamında "az konuşarak büyük hikâyeler anlatmak" da pek kolay olmuyor hâliyle...






