AK Parti''nin seçim başarısı üzerinde samimi bir şekilde kafa yoran keskin kalemlerin Başbakan Erdoğan''ın”helalleşme” çağrısına kulak vermeleri bir ''normalleşme'' işareti.
“Uzlaşma” yerine “normalleşme” tabirini kullanmayı daha uygun buluyorum.
Eleştiri her zaman olacak ve olmalı da ama eleştirideki üslub rencide edici boyutlara vardırılmamalı.
Rencide edici üsluplar eleştirinin hedefine ulaşmasını önlüyor.
Eleştiri, yanlışlıkların düzeltilmesini amaçlar.
Oysa öyle eleştiriler yapılıyor ki yanlışlıkların düzeltilmesi yönünde herhangi bir olumlu katkı yapmadığı gibi tam aksine o yanlışlarda inat etmeye doğru sürüklüyor eleştirilenleri.
Dolayısıyla eleştirinin bağnazca bir karşıtlıktan azade olması gerekiyor.
Katılmasam bile kimi kalemlerin eleştirilerinde samimi olduklarına inanıyorum.
Toplumun gerçeklikleriyle zihinlerindeki gerçeklik algılarının çakışmadığı durumlarla karşılaştıklarında hatalarını kabullenebiliyorlar.
“Özeleştiri” de bir erdemdir.
Algıların olgularla çakışmadığı her durumun ''değiştirilemez gerçekler'' olarak kabul edilmesi de gerekmiyor.
“Doğru ve iyi” bazen kişide, bazen toplulukta, bazen azlıkta, bazen çoklukta vücut bulabiliyor.
Eleştirel yaklaşsa bile olguları doğru kavramak aydın olmanın bir gereğidir.
Sorunları iyi niyet ve karşılıklı saygı düzleminde tartışabilen insanlar çözümü de kolaylaştırırlar.
Sırf haklı çıkmak, sırf ötekini çuvallatmak, sırf diğerini bastırmak üslubundaki eleştiriler ise arayı soğutmaktan başka bir amaca hizmet etmezler.
Aydınların, yazarların, entelektüellerin bir toplumsal sorumlulukla meselelere yaklaşmaları lazım.
Sözün ve kelimelerin gücünü doğrunun önünü kapatmak için değil, tam tersine doğruya ulaşmak için kullanmak gerekiyor.
Zaten eleştirinin üslubunu belirleyen de niyetlerdir.
Bu bakımdan Başbakan''ın helalleşme çağrısını ve akabinde gazetecilere açtığı davaları geri çekmesini önemli bir adım olarak görüyorum.
Başbakan''ın adımına olumlu karşılık veren kalemleri de önemsiyorum.
Bu kalemlere yönelik kimi tepkileri ise yakışıksız buluyorum.
Türkiye yeni bir sürece evrilirken yapmamız gereken daha çok iş var.
Her meseleyi yapıcı bir şekilde ele aldığımızda daha güzel bir Türkiye bizi bekliyor.
Eleştiri, vazgeçemeyeceğimiz bir yükümlülüktür.
Eleştiriye devam, ama iyi niyetle ve yapıcı önerilerle birlikte.
Atatürkçü Cumhuriyet Partisi..
CHP''nin 12 Haziran''da aldığı oy oranı bir başarı olarak görülemez.
Ama Kemal Kılıçdaroğlu''nun yerinde Deniz Baykal otursaydı durum farklı mı olacaktı?
Kılıçdaroğlu “Yeni CHP” dedi diye kaybetmedi CHP.
Seçmen “Yeni CHP” söylemine kulak verdi ama parti kadrosunun bu yeniliği sürdürebilecek nitelik ve olgunlukta olmadığını da gördü.
Dolayısıyla Yeni CHP''ye kendini geliştirmesi için mühlet verdi.
“Baykal” ve “Sav” ekibi ise yeni bir kurultay hamlesi yaparak bu süreci tersine çevirmeye çalışıyor.
Eski ekipten Onur Öymen, “Yeni CHP ne demek? Atatürk''ün temel fikirlerinden, ilkelerinden kayma mı oldu?” diye serzenişte bulunmuş..
Cumhuriyetin bir dönemine damgasını vuran tarihi bir şahsiyeti bir partinin dar alanına sıkıştırmak en başta Atatürk''ün hatırasına vefasızlık değil mi?
Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini CHP tabanı işbaşına getirdi.
Aradan fazla zaman geçmedi.
Öymen''ler, Sav''lar, Baykal''lar Yeni CHP''den rahatsızlık duyuyorlarsa, çözümü kurultaylarda ve delege oyunlarında aramak yerine halkta aramalılar.
Tabelalar değil ilkeler ve değerler sözkonusuysa, illa CHP''de politika yapmak zorunda değiller..
Ülkemizde parti kurmak serbest..
Temsil ettiklerine inandıkları çizginin halkta ciddi bir karşılığının olduğunu düşünüyorlarsa, çözüm gayet basit..
Oyalanmasınlar, “Atatürkçü Cumhuriyet Partisi”ni kursunlar.
Beşşar Esad halka iltihak etsin!
Beşşar Esad''ın konuşması açıkçası beni tatmin etmedi .
Sade suya tirit misali bir konuşmaydı.
1963''ten beri Suriye''ye hükmeden “Baas Partisi” kendini feshetmedikçe reform falan yapılamaz.
Baas Partisi bütün ağırlığınca sivil olan herşeyi üstünde oturuyor çünkü.
Güya toplumun her kesimini temsil eden bir cephe var Baas kanatları altında ama işlevsiz.
Bu cephe(Ulusal İlerici Cephe) içerisinde farklı partileri ve toplumsal kesimlerin temsilcilerini barındırmasına rağmen Baas Partisi''nin ve Esad Ailesi''nin her koşulda onaylayıcısı durumunda.
Devletin en önemli kademeleri ve ekonomik kaynaklar Esad ailesinin yakın ve uzak akrabaları tarafından işgal edilmiş..
Neredeyse bir “aşiret devleti”ni andırıyor tablo.
Baas Partisi''yle Suriye toplumun dokusu hiçbir zaman uyuşmadı.
Sevmediği halde zorla evlendirilen, eve kapatılan ve her gün dayak yiyen bir zavallı kadın düşünün..
Suriye''de ''rejim'' ve ''halk'' arasındaki ilişki böyle bir şey.
Bu tablo değişmedikçe reform yapılabilir mi?
Pek çok insan Beşşar Esad''ın reform yapmaya istekli olduğunu ama bir türlü devlete çöreklenmiş derin çete yapılarını aşamadığına inanıyordu.
Eğer gerçekten Beşşar reform yapmayı isteseydi bu çetelere boyun eğmek yerine halkına iltihak ederdi.
Böyle bir durumda Suriye halkı Beşşar Esad''ı başına taç yapardı.
Hem Türkiye hem dünya kamuoyu arkasında yer alırdı.
Kanımca Beşşar Esad''a gereğinden fazla kredi verildi.
Bu kredinin çok kötü şekilde harcandığı olayların gidişatından belli.
Bundan sonra Esad''a açılacak her kredi daha fazla can kaybı olarak geri dönecek.
Çünkü “Baas-Esad kliği”nin saltanatından vazgeçmeye niyeti yok.
Eğer Beşşar Esad Suriye ulusuna güveniyorsa şimdi tam sırası, güven tazelesin.
Baas tekelini kaldırsın, akrabalarını devletin kilit noktalarından uzaklaştırsın, siyasal partilerin kurulmasına izin versin ve seçim kararı alsın.
Uluslararası standartlarda gerçekleşen şeffaf bir seçimle halk kimi istiyorsa onu seçsin.
Suriye''de reformların yapılabilmesi için başka bir yol yok.
Gerisi, fasa fiso.
Başlıklar :

