Bize hocalarımız, iletişim ve ilişki yönetimi açısından olaylara 4 perspektiften bakmayı öğütlemişlerdi: “Biçim, içerik, fenomen ve öz”. 2006-2008 döneminden başlayarak bugüne kadar hükûmetler tarafından, kesintisiz bir biçimde açıklanan Orta Vadeli Program’ın (OVP) sonuncusuna da bu 4 açıdan bakmakta yarar var.
İşin ‘biçim ve fenomen’ boyutuyla ilgili görüşlerimizi yazının sonuna bırakarak ‘içerik ve öz’den’ kısaca söz etmeye çalışalım.
Önce, Program’a yönelik eleştirel görüşleri beş başlıkta özetleyelim.
Birincisi; enflasyon tahminlerinin güvenilirliği üzerine. Tek haneli enflasyon hedefi 2029’a ertelenmiş. 2026 yıl sonu tahmini de %16’dan %28,4’e çıkarılmış.
İkincisi; büyüme ve istihdam hedeflerinin düşürülmesiyle ilgili.
Üçüncüsü; bütçe ve mali tutarlılık konusunda. Cari açık hedefinin 2026 için 22,3 milyar dolardan 47,5 milyar dolara, yani iki katından fazla yükseltilmesine dikkat çekiliyor.
Dördüncüsü ise yapısal reform eksikliğiyle ilgili. Hedeflere ulaşmak için ciddi adımların programda bulunmadığı iddia ediliyor.
Beşinci olarak da Program’ın “kopyala-yapıştır formatında hazırlandığı”, “12. Kalkınma Planı ile OVP arasında hedef ve rakam tutarsızlığı olduğu” söyleniyor.
24 yıllık iktidarı süresince AK Parti, siyasi iletişim süreçlerini, özellikle de liderinin; vizyon zenginliği, olağanüstü ilişki ve iletişim becerileri sayesinde büyük bir başarıyla sürdürdü. “Biçim ve fenomen” konularında ve de ‘toplumun ortak ruhi şekillenmesine’ hitap etme olarak tanımlanabilecek “öz” alanında siyasi tarihe geçecek kilometre taşları oluşturdu. Bu taşların sonuncusu, adı kimse tarafından hatırlanamayacak kadar karmaşık olsa da pratikte insanların “Terörsüz Türkiye” dediği yasanın iletişim süreci… Toplumun neredeyse tüm kesimlerini ikna ettiler ve millî mutabakatı sağladılar.
Aynı başarıyı OVP’de gösterdikleri söylenebilir mi? Tabii ki, hayır. İletişim mühendisliği gereği yönetilmesi söz konusu olan üç aşamanın (öncesi, sırası, sonrası) üçü de ihmal edilmiş gibi.
Ancak, henüz hâlâ geç değil. “Usulü veçhile” ile hazırlanacak bir stratejik iletişim planı ile ‘ikna ve ittifak’ anlamında toplum dikine kesilebilir, özellikle ‘sonrası’ aşamasında yürütülecek iletişim çalışmalarıyla birbirinden çok farklı kavramlar olan, ‘açıklık ve şeffaflık’ üzerinden güven tazelenebilir.
24 yıldır bunu başaran AK Parti’nin bu kez de başarılı olmak için gerekli reflekslere sahip olduğunu söylemek abartı olmaz. Benzer bir refleksin, Yeni Şafak’ın dünkü 1.sayfasının tamamında dile getirilen finansal ve ekonomik sorunların çözümü ile ilgili iletişim süreçlerinin yönetiminde de gösterilmesinde yarar olacaktır.
İthal başlıkla yerli iletişim!
Üç ayrı basın bülteni önümüzde. “Bu iletişim kimin için yapılıyor acaba?“ sorusu ise aklımızda…
Hedef; gazeteci anlasın, kamuoyu kavrasın, okurda bir karşılık bulsun ve günün sonunda markaya bir “itibar” katılsın, satın alma davranışı tetiklensin mi; yoksa ‘halka daha cazip geleceği’ yanılsamasıyla küresel merkezden gelen İngilizce metinleri Türkçe eklerle süsleyip “görev tamamlandı” demek mi?
Unutulmamalı ki, iletişimin bir numaralı hedefi “anlaşılmaktır”. Kendinizi anlatamadığınız insan, size güvenir mi?
İlk bülten teknoloji markası Dreame’ye ait.
Bültenin başlığı; “Dreame’nin Aqua20 Pro Ultra Roller X Complete ve X60 Pro Ultra Complete Modellerine IFA Innovation Awards Ödülü”
Okur bu başlığı gördüğünde ne anlar acaba? Neredeyse “Hiçbir şey.” “Aqua20 Pro Ultra Roller X Complete” âdeta bir şifre kombinasyonu gibi... Oysa 180 derece sıcak buharla bakteri temizleyen, dar alanlara ulaşan bir teknolojiymiş. Ancak bülten başlığında ürünün özelliğine dair tek bir iz yok. Aldığı ödülün adı (IFA = Herkes İçin İnovasyon) Türkçeye çevrilmemiş bile.
Benzer diğer örnek Charlotte Tilbury’e ait. Bir başlık ki, tek başına koskoca bir paragraf ve içi İngilizce kelimelerle dolu.
“Charlotte Tilbury’den kusursuz ve renkli bir cilt için iki yeni ürün Sephora’da seni bekliyor: Airbrush Flawless Blur Loose Powder ve Airbrush Flawless Blur Blush”
Aslında pudra ve allık satıyorlar. Ürünün, cildi pürüzsüzleştirme vaadi, 16 saatlik kalıcılığı bu dil karmaşasında kaybolup gitmiş.
Üçüncü örnek Novotel’den. Marka, insanların sağlıklı beslenme, iyi uyku ve hareket ihtiyacına yönelik bir hafta planlamış. Niyet harika, ama dil talihsiz.
Başlık şöyle: “Novotel, ‘Longevity Week’ ile İyi Yaşam Alışkanlıklarını Benimsemeye Davet Ediyor”
Alt başlık ise: “Novotel 37 Collective’in ücretsiz masterclassları ve uzman önerileri, misafirlere daha iyi uyumaları, iyi beslenmeleri, daha fazla hareket etmeleri ve amaç odaklı bir araya gelişleri için ilham veriyor”
Bir etkinlik düzenliyorsunuz, hedef kitleniz de Türkler… Peki neden İngilizce?
Markalar küresel olabilir, ancak iletişim dili yerel olmak zorundadır.
Kolonizasyon (Sömürgecilik) dönemi nedeniyle kültür ve değerlerimize hükmetmeye çalışan Anglosakson tahakkümün etkisiyle İngilizce kelimeleri prestij unsuru sanarak Türkçeyi ikincilleştirmek artık geçmişte kaldı.
Dilin küresel vesayetlere teslim edilmesi, bumerang etkisi yaratan ‘örtülü bir yozlaşma’nın işareti olarak kabul ediliyor.
NOT: Refikimiz Yaşar Süngü Bey, Yeni Şafak’taki dünkü köşe yazısında Adidas’ın iletişim krizine neden olan reklam filminden söz etmiş. Kalemine sağlık. Adidas ise, instagramdaki “adidasarabia” hesabından özür dilemiş. Biz de konuyu cumartesi günü, iş - ilişki - iletişim boyutunda tartışacağız. Teşekkürler Yaşar Bey…

