7 Ekim 2023’ten sonra Almanya ve İngiltere; İsrail’in Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten oluşan Filistin topraklarında işlediği neredeyse bütün savaş suçlarına iştirak etti ve bu suçların işlenmesi için Siyonistleri teşvik etti. Hatta Almanlar kolonyal bir yapı olan İsrail’i desteklemenin Alman devlet aklının bir gereği olduğunu deklare etti. Bu duyuru Almanya’nın Filistin’i savaş teknolojilerinin geliştirilmesi amacıyla bir laboratuvar olarak kullanma amacını da gösteriyor. İngiltere de 7 Ekim’den sonra Siyonist İsrail’in savaş suçlarına çok daha kapsamlı bir şekilde dâhil oldu. Almanya gibi onlar da tarihî Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına iştirak etti ve İsrail’i bu suçları işlemesi için teşvik etti. İngiltere eski başbakanlarından Tony Blair ve David Cameron’un İsrail’in suçlarına iştiraki görünür hâle geldi. Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi ise İngiltere’yi Filistin karşısında konumlandırdı. İngiltere’de Filistin taraftarlarının eylemlerinin terör suçu olarak kabul edilmesi kuşkusuz İngiltere’yi gelecekte çokça meşgul edecektir. Savaş suçlarının, özellikle de soykırım suçunun uluslararası mahkemeler tarafından tescillendiği bir dönemde İngiliz devletinin temsilcileri İsrail’in yayılmacı saldırılarına iştirak etmekten geri durmadı. İngiltere ve Almanya Filistin’in tarihî topraklarında ne yapıldığını biliyorlardı ve bu sebeple mahkeme üyelerini tehdit edecek kadar ileri gittiler. Bu, kasıtlı bir eylemdi.
Amerikalılar en başından itibaren Filistin topraklarında yeni bir koloni kurulması ve orada yeni bir Avrupa’nın icat edilmesi sürecine dâhil olmuşlardı. ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Siyonist koloninin inşa sürecinde çok daha görünür bir pozisyon elde etti. İsrail’in BM tarafından onaylanmasını Amerikalılar kotarmıştır. İsrail’in, kurulduğu dönemden itibaren yayılmacı saldırganlığını ABD’nin teşvik ettiği de biliniyor. 1967, 1973, 1982, 2006’da ve 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail’in suçlarına ABD’nin iştiraki ve hatta yayılmacı saldırganlıktaki öncülüğü gözler önündeydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sütre gerisinde kalmayı tercih eden İngiltere ve Almanya 7 Ekim 2023’ten sonra Filistinlilere karşı tarihin tanık olabileceği en ürpertici saldırılarda çok açık bir şekilde yer aldı.
Filistinlilerin 7 Ekim 2023’ten sonraki kayıpları modern Filistin tarihinde görülmemiş bir düzeye ulaştı. Bu kayıpları burada tek tek sıralayacak değilim. Fakat çok önemli bir hususun altını çizmemiz gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ısrarla vurguladığı gibi Filistinliler millî mücadelenin neden ibaret olduğunu bütün dünya gösterdi. Uygarlık kavramı modern dönemde şekillenen anlamı ile İngiltere ve Fransa’nın yayılmacı kolonyalizminde ideolojik bir içeriğe sahipti. Bu iki ülkenin kolonyalist ideolojisini yansıtan uygarlık, uygarlaştırma ve uygarlık misyonu gibi kavramlar Batı medeniyetinin üstünlüğünü ima ediyordu. Bu, kolonyalist devletlere fikri ve ahlaki bir üstünlük kazandırıyordu. Filistinliler uzun mücadele tarihlerinde sadece cephede savaş vermedi. 7 Ekim’den sonra da fikri mücadeleye devam ettiler. Bu çerçevede Filistin mücadelesini Londra, Paris ve New York gibi şehirlere taşıdılar. Gazzeliler, Batı Şerialılar ve Doğu Kudüslüler Hıristiyan ve Yahudi Siyonizm’ine karşı tarihî bir mücadele verirken sürgün ve mülteci hayatı yaşayan Filistinliler de bu savaşın bir din ve medeniyet savaşı olmadığını bütün dünyaya gösterdi. Filistinliler ilk defa adlarını sıraladığımız ülkelerin kolonyal emellerini ve Siyonist suçlara iştirakini yerleşimci kolonyalizm paradigması içinde anlatmayı başardı. Bu, Filistinlilerin savaş sahnesinde teslim olmadığının ve fikrî direniş sahasında galip geldiğinin bir göstergesidir.
İngiltere, Fransa ve Kanada ile birlikte on iki ülkenin Batı Şeria’daki yerleşimcilerle ilgili mal ticaretini önleme ve bu faaliyetleri sürdüren kişi ve şirketlere yaptırım kararı aldı. Bu elbette çok önemli bir gelişme fakat iyi analiz edilmelidir. Bu ülkeler sadece Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimler hakkında karar aldı. Bunun göz ardı edilmemesi gerekir. Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerle ilgili karardan sonra İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın açıklamasındaki bir cümle çok dikkat çekiyor: “Zorlu ve tehlikeli bir dünyada, Brexit’ten on yıl sonra, Britanya’nın liderlik etmek ve değerlerini savunmak için özgüvenini kaybetme riski var.” Bu cümleyi fikrî üstünlüğün kaybolması bağlamında değerlendirebiliriz.
Jeremy Corbyn, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’a İsrail’in Gazze’deki eylemlerini soykırım olarak ilan etmesi gerektiğini söyledi. İngiltere’nin liderlik ve değer iddialarından önce yüzleşmesi gereken asıl sorun budur.

