Bir sempozyum ve “nezahet, nezaket, zarafet” dersi…

04:0017/01/2026, Cumartesi
G: 17/01/2026, Cumartesi
Ali Saydam

Sakınan göze çöp batarmış. Külliye’de Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, Sağlık Bakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’nun ortak çalışmalarıyla düzenlenen İnsanın Özü: Sağlık, Kültür ve Sanat temalı Sempozyumun ilk gününü iki gün önceki yazımda gündeme almış hayranlıkla izlediğim fikrî üretimlerden söz ederken, olaya bütün ağırlığı ve ruhuyla destek vermiş olan Sağlık Bakan Yardımcımız Dr. Yasin Erkoç üstadın adını o telaş içinde sehven yanlış yazıvermişim. Kendisinin

Sakınan göze çöp batarmış. Külliye’de Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde, Sağlık Bakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’nun ortak çalışmalarıyla düzenlenen İnsanın Özü: Sağlık, Kültür ve Sanat temalı Sempozyumun ilk gününü iki gün önceki yazımda gündeme almış hayranlıkla izlediğim fikrî üretimlerden söz ederken, olaya bütün ağırlığı ve ruhuyla destek vermiş olan Sağlık Bakan Yardımcımız Dr. Yasin Erkoç üstadın adını o telaş içinde sehven yanlış yazıvermişim.

Kendisinin bunun üzerine bana yolladığı zarafet timsali notu sizlerle paylaşmazsam, sizleri ilişki ve iletişim boyutunun şahikasında bir örnekten mahrum ederdim herhalde. Şöyle demiş üstad:

“Öncelikle, ‘Sağlık, Kültür ve Sanat Sempozyumu bir harikaydı’ başlığı ile kaleme aldığınız yazınız için, tebrik ve şükranlarımı iletmek ve çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. İyi ki varsınız.

Yazınızda benden, ‘Saîd’ diye bahsetmişsiniz; saîd, Arapça, sa‘d (saâdet) kökünden türeyen bir kelime olup ‘talihli, mutlu’ demektir. Çok güzel bir şekilde kaleme aldığınız yazınızın içeriği ile mütenasiptir, teşekkür ederim.

Terim olarak ‘saîd’ ise, ‘Cennete girerek mutlu olacak mümin’ demektir; bu ifade de, gecenin anlam ve önemine gayet uygundur, yine teşekkür ederim. Bu vesile ile, Leyle-i Miracınızı tebrik ederim.

Not:

Sevgili Peygamberimiz (sav), ‘Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi ise Yâsîn’dir.’ buyurmuş. Bendenizin isminin Yasin olma sebebi de budur.”

Buyurun… Son yıllarda böyle bir iletişim dersi almamıştım…

Sempozyumun ikinci gününe gelince bir başka harika idi… “Doğanın Bilgeliği” başlıklı ilk oturumun moderatörü Prof. Dr. Ümit Meriç Hanımefendi idi. Müthiş bir giriş izledik kendisinden… İbni Sina’nın sözünü hatırlattı bize: “Şifasız hastalık yoktur, irade eksikliğinden başka”…

Dört konuşmacı vardı bu bölümde: Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya, Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, Doç. Dr. Ali Timuçin Atayoğlu, Ebru Baybara Demir… Avrupa’da 1 numara olduğumuz termal kültürünü, Kadim Şifahaneler olarak çamurun kullanılması, Einstein’ın dediği gibi “Arılar olmasa insanlığın 4 yılda yok olacağını”, Osmanlı’da 16. yy’da arılarla ilgili bol bilgi bulunduğunu, “Coğrafyanın en güzel kader olduğunu”, bulgurun bizden 4 bin yıl sonra Avrupa’ya gittiğini öğrendik…

Bir sonraki bölümün moderatörü musiki ustası, tambur ve bağlama virtüözü, Prof. Dr. Hanefi Özbek idi. Üç konuşmacı sunum yaptılar: Prof. Dr. Emine Elif Vatanoğlu Lutz, Doç. Dr. Ahmet Özdinç, Doç. Dr. Betül Sinan Nizam… Bu bölümde şifa, dua, şükür ve şiir dörtlüsü içinde iyileşme sürecini, iyileşme temennisi ve sevincinin ifadesi olarak sıhhatnameleri, ufuk turuyla izledik.

Son bölümün moderatörü ise yine Kurulumuzun Üyesi Udî Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar hocamızdı… 4 konuşmacı vardı: Prof. Ahmet Albayrak, Prof. Dr. Levent Öztürk, Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Kaya Göktepe…

İsmail Hakkı hocayı bugüne kadar izlememiş olmakla çok şey kaybetmişim. Dünya çapındaki beyin cerrahımız salonu kırdı geçirdi… İşte bazı vecizeler: “İlham, zahmet vererek çalışıp çaba harcayan insana ona hissettirmeden Tanrı’nın yaklaşmasıdır”… “Vicdan, tanrının içimizdeki sesidir”… “Musikî insan-ı kâmil olma mertebesini ifade eder”… “Akıl-Vicdan-Ruh üçlüsü arasında kurulan denge sağlık getirir”… “Güftekâr, bestenin yüzde 80’ini yapar”…

Üzülmeyin, her şeyi kaçırmadınız. Olayı en ince ayrıntısına kadar organize etmiş olan Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak’tan söz aldık, Sempozyum internette yayınlanacak… Kaçırmayın…

Ajanslarımızın adları neden ‘ecnebi’?

Pazarlama İletişimi dergisi MediaCat her yıl ocak sayısıyla birlikte The CatReport adını verdiği bir çalışmayı yayınlıyor… 2025 yılı için de çıkarmış bu raporu. Çeşitli parametrelerden oluşan ölçümleme kriterleri ile sektörün “En yaratıcı ve etkili ajanslarının listesini” hazırlamış…

Buna göre network ajanslarının uzun süredir süren hâkimiyetinin zayıfladığı; yerel, çevik ve güçlü yaratıcı kaslara sahip bağımsız ajansların sektörde belirleyici rol üstlenmeye başladığı görülmüş. Aldıkları ödüller ve girdikleri yarışlardaki başarılarına göre puanlanan ajansların listesine bakınca, içlerinde adları Türkçe olanlara rastlamak pek kolay değil…

Ülkemizdeki Türk şirketleri, acaba adları ‘ecnebi’ olan ajansları mı tercih ediyorlar…

Sektörün uzun yıllardır doğrudan İngilizceden çeviriyle kullandığı ‘yaratıcılık’ kavramı da her ne kadar ülkemizdeki hâkim İslâmî inanca göre Tanrı’ya ait bir vasıf olması nedeniyle değer sistemimizle pek uyumlu olmasa da sektörde galatı meşhur hâline getirilmiş durumda… Alan da satan da memnun sanki…

En etkili 10 ajans, derginin yorumuna ve uyguladıkları kriterlere göre şöyle sıralanmış (Daha geniş liste dergideymiş):

Bizim değerlendirme kriterlerimiz ise biraz daha farklı; parametre olarak reklamı hazırlayanın hangi ödüllere layık görüldüğünden çok, müşterilerinin itibar, satış, sosyal paydaş ve özellikle çalışanlar nezdindeki tavsiye (NPS), bağlılık endeksindeki pozitif gelişmelere bakılmasının daha doğru olacağını düşünenlerdeniz…

Hani Henry Ford’un söyle dediği söylenir: “Reklama harcadığım paranın yarısının boşa gittiğini biliyorum. Ancak hangi yarısının boşa gittiğini bilmiyorum…”

Oysa günümüzde ölçümleme sistemleri o kadar gelişti ki… İletişime harcanan her kuruşun ne kadar etkili olduğu ve iş hedeflerine ne kadar hizmet ettiği net bir şekilde biliniyor….

#Aktüel
#Hayat
#Ali Saydam