Üç boyutlu bir nesne olan küreyi iki boyutlu bir yüzeye eksiksiz biçimde aktarmak mümkün değildir. Bir portakalın kabuğunu yırtmadan düz bir masaya sermeye çalıştığınızı düşünün. Ya kabuk parçalanacak ya bazı bölgeler gerilecek ya da biçimler bozulacaktır. Dünya haritalarının temel meselesi de budur. Yerkürenin düz bir kâğıda, ekrana ya da okul duvarına aktarılması sırasında mutlaka bir şeylerden vazgeçilir: Ölçekten, şekilden, mesafeden veya yönlerden.
Fakat sorun yalnızca dünyanın iki boyuta indirgenmesi değildir. Dünyayı küre biçiminde gösteren modellerin de bütünüyle tarafsız ve kusursuz olduğunu düşünmemeliyiz. Küreyi hangi açıdan çevirdiğiniz, hangi ülkeyi önünüze getirdiğiniz, kuzeyi neden yukarıda kabul ettiğiniz bile dünyaya dair zihinsel hiyerarşimizi etkiler. Üstelik uzaydan çekilmiş bir dünya fotoğrafı da mutlak hakikatin kendisi değildir. O fotoğraf belirli bir noktadan, belirli bir mercekle, belirli ışık koşullarında ve belirli bir anda çekilmiştir. Dünyanın yalnızca bir yüzünü gösterir. Görüntünün gerisinde kalan büyük alanlar ise gözümüz için yoktur.
Bu nedenle gördüğümüz her görüntüye biraz şüpheyle yaklaşmak gerekir. Şüphe burada inkar etmek anlamına gelmez; görüntünün nasıl üretildiğini sorgulamak anlamına gelir. Bir dünya haritasına bakarken de bir sanatçının yaptığı resme bakarken de aynı soruları sormalıyız: Neden bu açı seçildi? Neden bazı unsurlar öne çıkarıldı? Neden bazıları küçültüldü, gizlendi veya çerçevenin dışında bırakıldı?
Haritalar, yalnızca coğrafi bilgi veren masum araçlar değildir. Onlar aynı zamanda bir dünya görüşü üretir. Haritada hangi ülkenin merkezde gösterildiği, bize dünyanın merkezinin neresi olduğu konusunda sessiz bir mesaj verir. Avrupa merkezli bir haritada Avrupa, dünyanın doğal merkeziymiş gibi görünür. Amerika merkezli haritalarda Atlantik veya Amerika kıtası görsel ağırlık kazanır. Pasifik merkezli bir haritada ise alıştığımız dünya bir anda parçalanır; Avrupa kenara çekilir, Asya ve Okyanusya merkezî bir konuma yerleşir.
Türkiye’yi merkeze alan bir haritaya baktığınızda da yalnızca coğrafi konum değişmez. Türkiye’nin Avrupa, Asya, Afrika ve Orta Doğu arasındaki ilişkisi daha görünür hâle gelir. Merkez değiştirilince komşuluklar, uzaklıklar ve hatta siyasi önem sıralamaları da değişmeye başlar. Haritanın merkezi, çoğu zaman haritayı üretenin zihinsel merkezidir.
Dünya algımızı etkileyen bir başka önemli mesele de ölçeklendirmedir. Okullarda, atlaslarda, haber bültenlerinde ve dijital platformlarda en sık karşılaştığımız haritalardan biri Mercator projeksiyonuna dayanır. Denizcilik açısından önemli kolaylıklar sağlayan bu sistem, özellikle kutuplara yaklaştıkça kara parçalarını olduğundan çok daha büyük gösterir.
Bu yüzden Grönland, birçok dünya haritasında neredeyse Afrika kıtasıyla aynı büyüklükte görünür. Oysa Afrika’nın yüzölçümü Grönland’dan yaklaşık on dört kat daha büyüktür. Afrika haritalarda küçülürken Avrupa, Kanada, Rusya ve Grönland büyür. Bu görsel bozulma yalnızca matematiksel bir problem değildir. Yıllar boyunca aynı haritaya bakan insanlar, kuzey yarımküredeki ülkeleri daha büyük, daha güçlü ve daha önemli; Afrika’yı ise daha küçük ve ikincil algılamaya başlayabilir.
Bir kıtayı haritada küçültmekle onun tarihsel, kültürel ve ekonomik önemini küçümsemek arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki kuramayız. Fakat imgelerin zihnimizi biçimlendirdiğini de görmezden gelemeyiz. Haritalar, tekrar yoluyla bir görsel bilinç üretir. Çocuklukta duvara asılan bir dünya haritası, sadece ülkelerin yerini öğretmez; hangi coğrafyanın büyük, hangisinin küçük, hangisinin merkezde, hangisinin çevrede olduğunu da öğretir.
Tam da bu nedenle farklı harita projeksiyonlarının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında okullarda mutlaka öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Öğrenci yalnızca tek bir dünya haritasını ezberlememeli. Mercator, Gall-Peters, Robinson, Winkel Tripel ve eşit alanlı diğer projeksiyonları karşılaştırmalı olarak görmeli. Her projeksiyonun neyi koruduğunu, neyi bozduğunu öğrenmeli. Birinde yönlerin, diğerinde alanların, bir başkasında şekillerin öncelendiğini fark etmeli.
Bu eğitim yalnızca coğrafya dersi değildir. Aynı zamanda görsel okuryazarlık, medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünme eğitimidir. Çünkü bugün dünyayı yalnızca atlaslardan öğrenmiyoruz. Uydu görüntülerinden, navigasyon uygulamalarından, haber grafiklerinden, sosyal medya paylaşımlarından ve dijital haritalardan öğreniyoruz. Bu araçların her biri bize gerçeğin kendisini değil, seçilmiş ve düzenlenmiş bir temsilini sunuyor.
Sanat eserleri de böyledir. Bir ressamın yaptığı manzara, tabiatın nötr bir kopyası değildir. Sanatçı kadraja neyi alacağına, neyi dışarıda bırakacağına, ışığı nereden vereceğine, hangi figürü büyük, hangisini küçük göstereceğine karar verir. Haritacıyla sanatçı arasında düşündüğümüzden daha yakın bir ilişki vardır. İkisi de dünyayı olduğu gibi aktardığını iddia etse bile bir seçim yapmak zorundadır.
İşte bu sebepte haritalar bize yalnızca dünyanın şeklini göstermez. Dünyaya nereden bakmamız gerektiğini de öğretir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.