Şakası şöyle yapılıyor artık; ‘ABD İngiltere’yi Kanada ile, İsrail İngiltere’yi Falkland ile, İngiltere de her ikisini Ortadoğu ile dövüyor’ diye…
Avrupa ile ABD arasındaki “transatlantik trip”ler, sadece NATO veya diğer Batı kurumları üzerinden değil, tek tek ülkeler arasında da yaşanıyor; Washington-Londra bunlardan birisi. ABD-Almanya bir başkası. Paris-Washington da öyle…
Avrupa’nın ABD ve eşantiyon kâbilinden de İsrail’in hayatını zorlaştırması Ukrayna ile başladı, İran ile zirveye ulaştı. NATO içinde kırılmalara kadar da gitti tokalaşırken iğne batırmalar. Trump’ın İran savaşına destek davetlerini terslediler. Hıncını hâlâ taşıyor Beyaz Saray…
Yine herkes biliyor ki, Ukrayna’da da hiç uyuşamadı Amerika ile Avrupa. Hele İngiltere’nin Rusya kini engellenemiyor…
Berlin hükümetini ezikleyen, Avrupa’yı da iyice huzursuz eden AfD seçim zaferine hem Putin’in hem Trump’ın alkış tutmasındaki ‘incelikleri’ de geçtiğimiz Çarşamba yazdık…
***
İsrail’e yönelik Avrupa tutumu da iyice değişti. Filistin’de soykırım en vahşi haliyle devam ederken takındıkları umursamaz tavrı unutacak veya affedecek değiliz ama 12 Avrupa ülkesinin yeni yerleşim/istila girişimlerini kınaması, Londra’nın yaptırımlar getirmesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dokuz Ortadoğu ülkesinin bu adımı ortak imzayla desteklemesi, Netanyahu’ya yönelik kuşatmanın diplomatik boğma teline dönüştüğünü gösteriyor…
Hepsini, bu ay sonundaki İsrail seçimleri ile Kasım ayındaki ABD ara seçimleri çatısı altında cem edebiliriz…
***
Araya bir parantez açalım; İngiltere yaptırımları açıkladığı gün ülkenin çeşitli havaalanlarında yaşanan “çökmeler” 1500’e yakın uçak iptaline yol açtı ve ciddi ekonomik zarar oluştu. Doğal olarak herkes bu “tesadüfü” İsrail’in misillemesi olarak gördü. İsrail’in siber saldırıları ve kendi türünden olduğu için herhalde virüs atakları yeni mesele değil. İran’da çok gördük. Nükleer ve enerji tesislerine yönelik saldırıları hatırımızda. 7 Ekim’den sonra da telefonlar, çağrı cihazları üzerinden yapmışlardı…
Yine bir çok ülkeye özellikle şirketleri eliyle-Pentagon dahil; ‘Pentagon sees growing espionage threat from İsrael’, 07/26, NYT.-teknoloji aktardıkları, sistemlerini sattıkları biliniyor. Hiç kuşku yok tamamı toksiktir. Şimdi aynı hataya Yunanistan düşmek üzere; ‘Aşil Kalkanı’ projesinin kodlarının İsrail’in elinde bulunacağı ortaya çıkınca Atina karıştı. Hasılı, eğer Türkiye’nin kullanımında/sistemlerinde bu tür yazılım, program hâlâ kaldıysa, hızla ve kökünden temizlenmesi gerekiyor. Artı, Türkiye’yle bu bağlamda işbirliği yapan başka ülkelerin kullandığı sistemler de olası İsrail katkıları nedeniyle sıkı denetimden geçirilmeli…
***
ABD ve İsrail seçimlerinin kısa ve orta vadede belirleyici niteliği çok yüksek…
Daha Perşembe günü Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik bu cümleyi kurdu; ‘Ortadoğu’ya bakıldığında tek sorunun İsrail olduğu’ çok açık. Bir çok uzman meselenin Netanyahu olmadığı, Tel Aviv’e kim gelirse gelsin politikalarının radikal bir dönüşüme uğramayacağı konusunda mutabık. Netanyahu uluslararası bir suçlu. Politik hayatı muhakkak sona erdirilmeli. Muhakkak cezalan-dırılmalı. On binlerce insanı öldüren birinin elini-kolunu sallayarak dolaşması kabul edilemez. Ama tüm anlaşmazlıklarına rağmen Amerikan kalkanı üzerinden kalkmış değil. Şimdi de NATO üyelerine baskı yaparak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tasfiye edilmesine giriştikleri haberleri dolaşıyor…
Yerine en yakın aday olarak gösterilenler de farklı değil. Netanyahu giderse ortaya çıkması muhtemel “ılımlı” havanın rehavetine kimse kapılmamalı. Bilinmesi gereken, gerçekten böyle bir şey olursa, bölgeye dair Amerikan planlarıyla, İngiliz planlarıyla uyum sağlamak adına olacaktır.
Amerika için, İsrail’in Ortadoğu’daki yaşamsal kaygılarının bölge dinamikleriyle uyumlu hale getirilmesi hayatî meseledir, terk edilemez, kendi başına da bırakılamaz…
***
ABD seçimleri ise bizim ve bölgemiz için kritik. Trump politikaları Türkiye’nin beklenti ve amaçlarına alanlar açtı. Türkiye de bunu değenlendirdi, değerlendiriyor. Fakat Ortadoğu’daki Amerikan nüfuz ve varlığının bildiğimiz haliyle devam etmesi mümkün gözükmüyor. Nedeni Amerika’nın vazgeçmesi değil. Sürdüremiyor olması. Oyundan düşüyor olması. Takatinin artık yetmiyor oluşu. İran savaşı bunu mühürledi. ABD kaybetti ve Tahran da el yükseltmeyi sürdürüyor…
Bu jeopolitik gerçeklik, son yüzyıl içinde yerleşik hale gelmiş, bireylere kadar sinmiş Amerikan kabullerini düzeltmemiz gerektiğine işarettir. Ankara’nın bölgeye vaziyet ediş biçimi, kullandığı ve yenilediği diplomatik ve askerî edevat da bunu gösteriyor…
Amerika’nın Ortadoğu ve çevresine dair azalışının nihai hedefi, varacağı son bir nokta olmak lazımdır. Bunun ne olduğuna dair eksersizler, Amerikan ara seçimleriyle tetiklenen, “sonraki Başkan kim olacak”, “Ortadoğu, Hazar, Batı Asya politikaları nasıl olacak” sorularını iyice kalınlaştırıyor…
Dikkatli okur ve izleyiciler anımsayacaktır; sayısız defa altını çizdik, “mesele Trump değil, 2028’in başkanı” diye! O zaman anlayacağız çünkü ABD’nin kendini “yenileyip yenileyemediğini”. Mevcut göstergeler bunun başarılamadığını işaret ediyor. Yeni Başkan’ın da-ki şimdilik en çok J.D. Vance’in ismi öne çıkıyor-en çok iki senesi olacak toparlamak için. O da 2030’dur!
Onlar da bunun farkında, bölge ülkeleri ve müttefikleri de. İşin ilginç tarafı her iki grubun içinde kendini buna hazır hale getirebilecek kapasite ve kavrayışa sahip ülkelerin taneyle hesaplanıyor oluşu.
Ama Türkiye öyle değil. Hem bu kapasiteye sahip hem de ferah ferah söyleyebiliriz ki, meseleyi hızlı kavradı. Haliyle, iç-dış safralarını tasfiye etmeyi, küresel eğilimleri ve güçleri hakkıyla sınıflandırmayı tamamlaması gerekiyor.

