“Bilgi güçtür” sözü Francis Bacon’a atfedilir. Deneysel bilginin öncüsü sayılan Bacon hayattan göçeli neredeyse 400 yıl geçti. Bugün yapay zekâyla bilgi, bilgi kaynakları ve bilgelik kavramları değişim geçirirken savaşlarla ülkelerin özgün bilgi kaynakları yok ediliyor: kütüphaneler, arşivler, yazarlar, şairler.
En yakını, İsfahan şehri bombalanırken yaşadık. Gazze’de yok edilen kütüphaneler, kültür varlıkları, öldürülen şair ve yazarlar, “biz sayı değiliz” diyen şair Rıfat El Arir’in acısı kalbimize ok gibi saplandı. Onları sayıya indirgemek için her şey yapılıyor. Gazze’de soykırımın yanında kültürel kıyım yapılarak geçmişe ve kimliğe dair hafıza, haritalar, tapular, arşivler, kütüphaneler yok edildi, edilmeye devam ediyor. Bir coğrafyanın hafızasını taşıyan her varlığı yok ettiğinizde, yalanlara zemin hazırlar, gerçeği tahrip edebilirsiniz. “Burası biz geldiğimizde boştu,” diyebilirsiniz.
Uzun süredir masamda duran Richard Ovenden’in “Kitapları Yakmak”ı; İskenderiye’den Saraybosna’ya, Irak’tan Birleşik Krallık’a kütüphane ve arşivlerde saklanan bilgi hazinesini yok etme girişimlerinin ardındaki politik, dinî ve kültürel saikleri gözler önüne seriyor; savaşlar ve dijitalleşme ekseninde kültür yağmasına dikkat çekiyor. Ovenden, savaşlar, istilalar ve yağmaların tarih boyunca kütüphaneleri yok ettiğini; modern dünyada ise bilginin çeşitli çıkarlar uğruna tahrip edildiğini, kütüphanelerin maddi, siyasi ve sosyal zorluklar karşısında varlık savaşı verdiğini söylüyor.
Kültür konularını ve özellikle kitapları hayatın merkezine koyan biri olarak, her savaşta kültür varlıklarına ve kitaplara ne olduğu sorusu aklımın bir kenarındadır. Bu duyarlılığın canlı kalmasında, kitapları ve kâğıtları yaşatmayı, onarmayı kendine vazife edinen Asitane Vakfı Başkanı Hasibe Turan’ın gayretinin katkısı var. Richard Ovenden bu konuyu “insanlığın” yok edilişi olarak ortaya koyuyor: yeryüzünden insanın süpürülmesi…
ATIŞTA İLK HEDEF KÜTÜPHANE!
Kitapları yakanların dürtüleri farklıdır ama tarihe baktığımızda belirli bir kültürü yok etme fikri öne çıkıyor. Kitapları ve kütüphaneleri yakmak, İskenderiye Kütüphanesi’nden Hasan Sabbah’ın kütüphanesine kadar uzanan bir savaş taktiğidir. Bazen de dinî ya da ideolojik sebepler kitapları yaktırır. 1814’te Britanya ordusu Washington’a saldırdığında Beyaz Saray’ı ve Kongre Kütüphanesi’ni barındıran Meclis Binası’nı ateşe vermişti.
İkinci Dünya Savaşı’nda kütüphane ve arşivlere yapılan saldırılar kültüre saldırıydı. Naziler, Yahudilerin dininden yaşayan varlıklarına, atalarının mezarlarına kadar var oluşlarının tüm yönlerini ortadan kaldırmak istiyordu. Şimdi Yahudiler aynı şeyi Filistinlilere yapıyorlar.
Günümüze doğru gelirken en büyük kitap yakma girişiminin faili Sırp askerleridir. 25 Ağustos 1992 akşamüstü Saraybosna’ya yağan bombalar, yanıcı malzemelerin arasına düşüp hızla alevlenecek şekilde tasarlanmıştı. Vurulan ilk binalardan biri, Bosna Hersek Üniversitesi ile Ulusal Kütüp-hane’nin bulunduğu yerdi.
Bosna Hersek Ulusal Kütüphanesi, yerel adıyla Vijećnica olarak bilinen binadaydı ve 1,5 milyondan fazla kitap, el yazması, harita ve fotoğraf barındırıyordu. Bunlar yalnızca bir ulusun değil, önemli bir Müslüman nüfusu bulunan bütün bir bölgenin kültür kayıtlarıydı. Binayı hedef alan Sırp güçleri, askerî üstünlüğün yanı sıra Müslüman nüfusu da imha etmek istiyordu. Yakındaki binalara mermi isabet etmiyor, tek hedef kütüphane oluyordu.4
KÜTÜPHANE ŞEHİTLERİ
Sırplar, itfaiyecileri hedef alan keskin nişancılar yerleştirdiği için yangını söndürmek imkânsızdı. Kütüphane çalışanları, malzemeleri kurtarmak için insan zinciri oluşturmuş; bombardıman ve keskin nişancı ateşi altında ancak birkaç nadir kitabı kurtarabilmişti. O gün çalışanlardan Aida Buturović’i bir keskin nişancı vurdu. Yetenekli dil bilimci, ülkenin kütüphane ağını ayakta tutmak için mücadele eden 14 ölü ve 126 yaralı arasında yerini almıştı. Yanan kitapların külleri, Valerijan Žujo’nun tanımıyla “kara kuşlar” gibi kentin üstüne düşmüştü…
IRAK ARŞİVLERİ
Richard Ovenden’in verdiği örnekler arasında ülkelerin hafızası olan arşivlerin yağmalanması da var. Bunlardan biri, Amerika’nın Irak işgalinde yağmaladığı Baas Partisi arşivi. Baas döneminde tutulan, 35 yıl boyunca Irak’ın siyasi ve yönetimsel bilgilerini içeren 60 milyon belgelik arşiv, bugün Stanford Üniversitesi’nin Hoover Enstitüsü’nde saklanıyor.
Ovenden, siyasi tartışmaların şekillenmesinde arşivlerin önemli rol oynadığını; Körfez savaşlarının küresel terörizmi kışkırttığını, Irak ve bölgeyi sosyal ve ekonomik felakete sürüklediğini belirterek soruyor: “Irak arşivlerinin hâlen yerinde olmaması toplumun tedavisini geciktirmiş olabilir mi?”
Belgelerin Irak halkının elinde olmasının tedavi edici bir özelliği olduğunu savunan yazar, Doğu Almanya örneğine başvuruyor. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından kurulan Gauck Otoritesi, Stasi Arşivlerine denetimli erişim sürecini yönetmişti. Ovenden şu soruyu yöneltiyor: “Arşivler olmadan zorlu geçmişleriyle nasıl yüzleşebilirlerdi?”
Irak Ulusal Kütüphanesi ve Arşivi Direktörü Saad Eskander, eserlerin götürülüp yok edilmesi üzerine şunları yazmıştı: “Üç gün içinde Irak Ulusal Kütüphane ve Arşivi ülkenin tarihî belleğinin büyük bir kısmını yitirdi. Yüzbinlerce arşiv malzemesiyle nadir kitaplar sonsuza dek kayboldu... İki yangın ve yağmalamanın sonucunda Ulusal Arşiv sahip olduklarının yüzde 60’ını yitirdi.”


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.