Yazarlar Bu da mı yalan?

Bu da mı yalan?...

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Pazar günkü köşe yazısında Ahmet Hakan iki ilginç bilgiyi paylaştı. Birincisi, Dünya Bankası’nın performans endeksiyle ilgiliydi. Diğeri de TÜİK’in bir uluslararası kuruluş tarafından sürekli denetlenmesi…

TÜİK’in hangi kuruluş tarafından denetlendiğini merak edip kurumun Basın Müşavirliğini aradık. Sağ olsunlar anında geri döndüler. Kurum, Avrupa standartlarına uyumluluk konusunda 2005 yılından beri her yıl Avrupa Birliği’nin İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından denetleniyormuş.

Bu iki hususu hepimizin zaman zaman içinde bulunduğu yankı odalarından birindeki (Echo Chamber) arkadaşlarla mizahi bir tonla paylaştım. Dedim ki “Bu yazıda verilen iki bilgi de yalandır muhakkak da, yine de Echo Chamber’dan kafayı bir nebze olsun dışarıya uzatmaya yardımcı olur belki…”

Arkadaşlardan reaksiyon gelmekte gecikmedi: “Ahmet Hakan mı kaldı referans alınacak insan?”

Ön yargı en üst düzeyde... Oysa referans alınacak yer belli: Dünya Bankası ve Eurostat…

Dünya Bankası’nın 174 ekonomide ulusal istatistik sistemlerinin performansını ölçmek için başlattığı gösterge seti olan İstatistiksel Performans Endeksi’ne (SPI) göre Türkiye, en büyük performansların yer aldığı yüzde 20’lik dilimde yer almış.

Veri kullanımı, veri hizmetleri, veri ürünü, veri kaynağı ve veri altyapısı kategorilerinde ‘ülkelerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tutarlılığını’ ölçen endekste, Türkiye en üst dilimde yer almış.

Türkiye, genel performansta yüzde 84,6’lık bir oranla en başarılı grafiği sergileyen ülkelerden biri olmuş.

Türkiye ile ilgili her olumlu veri ve tespiti reddeden zihniyet, Dünya Bankası’nın performans endeksini ve kendini denetleten TÜİK’in dürüstlüğünü de görmezden gelecektir. Ne yazık ki A. Hakan’ın da altını çizdiği gibi TÜİK kendi iletişimini yapmakta zorlanmaktadır. Sadece o değil, ne yazık ki pek çok devlet kurumu iletişim anlamında savunmasızdır.

Sürçülisan

Almanya’yı insanlık tarihinin en karanlık uçurumlarından birine sürükleyen Adolf Hitler, Münih’te örgütlenip güçlendikten sonra Berlin’e büyük gösterilerle gelmiş ve ilk mitingini yaparken dilinin sürçmesi, olayın bilimsel adıyla ‘lapsus’ tarihine altın harflerle kazılmıştı. Almanca “versklaven” köleleştirmek demek; “entsklaven” ise kölelikten kurtarmak, azat etmek.

Hitler konuşmasının o yerine geldiğinde Berlinlilere “Sizi kölelikten kurtarmaya geldik” diyeceği yerde “Sizi köleleştirmeye geldik” diye seslenivermiş… Neticeyi bilmeyen yok…

Sigmund Freud’a göre ‘dil sürçmeleri’ (Lapsus) bilinçaltındaki düşünce, istek ya da arzunun sonucu olarak ortaya çıkarlar. Anında yakalayıp özür dileyerek düzeltmediğiniz takdirde psikolojik ve sosyal sorumluluğu üzerinizde kalır.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun unutulmaz ‘dil sürçmeleri’ni anmadan geçmek olmaz… CHP Genel Başkanı bir konuşması sırasında o zaman Başbakan olan Sayın Erdoğan’a hitaben şu sözleri sarf etmişti: “Öyle Sayın Başbakan gibi söz verip sözünün arkasında duran biri değiliz”…

Bir keresinde de aynen şunları söylemişti: “Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorsam bir bildiğim var elbet”…

Fox TV haber programı sunucusu Gülbin Tosun da ‘lapsus’çular arasına katıldı. Pazar akşamı haberi şöyle verdi: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Siirt’teki programında görevli bir polis memurunun aracının altına yerleştirilmiş bomba düzeneği bulundu. Ne yazık ki... Neyse ki o bomba patlamadan imha edildi.”

Freud’a bakacak olursak Gülbin Hanım aslında “ne yazık ki” demek istemiş. Allah’tan biz Freud değiliz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.