
AREDA’nın “Mayıs Sosyometre Araştırması”nda bize göre çok ilginç bir soru vardı:“Sizce Türkiye için şu anda en büyük tehdit nedir?” Cevaplar ise ülkemizde ilişki ve iletişimi yönetmeye soyunan her türden kişi, kurum ve kuruluşlar için son derece uyarıcıydı…
Yıllarca terörle mücadele etmiş, sınırlarının hemen ötesinde istikrarsızlık kuşağıyla çevrili, burnunun dibinde Gazze ve Ukrayna-Rusya gibi küresel fay hatlarının kırıldığı, Lübnan ve İran’daki sıcak savaşın soluğunu ensesinde hisseden, İsrail’in ‘sıradaki düşman’ ilan ettiği, Yunanistan’ın adalara silah yığarak ‘düşmanlığını’ açıkça belirttiği bir coğrafyadan söz ediyoruz. Normal şartlarda kamuoyundan, en büyük tehlike olarak savaş tehditleri, terör eylemleri cevabının açık ara önde çıkması beklenmez mi?
Ama hayır. Sonuçlar şok edici derecede net: Birinci sırada, yüzde 60,3 ile Türkiye için en büyük tehdidin, ahlaki yozlaşma olduğu çıkmış!
Sıkı durun, yıllardır ülke gündeminin ilk sıralarında bulunan o terör sorunu var ya? O seçenek, sadece birinci tehdidin onda biri oranında, yüzde 6’da kalmış. Yanı başımızdaki küresel yangınlar, dünyadaki çatışmalar ise yalnızca yüzde 2,9 oranında tehdit olarak algılanıyormuş. Toplumun yüzde 30,8’i ikinci büyük tehdit olarak da “Türkiye’deki kutuplaşmayı” görüyormuş.
Yani, Türkiye toplumu diyor ki: Benim asıl korkum dışarıdaki düşman değil, içerideki çözülme. Tank, tüfek, sınır ötesi operasyonlar Türkiye’yi yıkamaz; ama eğer ahlaki değerler, aile, adalet duygusu ve toplumsal birlik kaybedilirse, işte o zaman gerçekten ülke sorun yaşar...
Kamuoyu, güvenliği artık askerî değil, kültürel ve toplumsal bütünlük üzerinden okuyor.
Verilerin demografik dağılımına bakıldığında ise endişe konusunda kadınlarla erkekler arasında ciddi fark görülmüyor. Ahlaki yozlaşma tehdidini, kadınların yüzde 62’si, erkeklerin ise yüzde 58,4’ü ilk sıraya koymuşlar. Yani toplumda ortak bir alarm durumu söz konusu.
Bir başka dikkat çekici nokta da eğitim durumuna göre verilen cevaplarda. Eğitim seviyesi yükseldikçe, ahlaki yozlaşmayı ‘en büyük tehdit’ olarak görenlerin oranı da artıyormuş. Endişe, ilköğretim ve altı grupta yüzde 51,4; lise mezunlarında yüzde 56,3 iken, lisans ve üstü grupta yüzde 68,1’e fırlıyormuş.
Peki, siyaset penceresinden bakınca durum ne? AK Parti ve MHP seçmeninin kodlarında değerlerin, aile yapısı ve ahlaki düzen hassasiyetinin çok daha baskın olduğu görülüyor. AK Parti seçmeninin yüzde 80,2’si, MHP seçmeninin yüzde 64,7’si en büyük tehdit olarak ahlaki yozlaşmaya işaret etmiş.
Ancak muhalefete bakınca, CHP seçmeninin birinci sıraya yüzde 49’la en büyük tehdit olarak Türkiye’deki kutuplaşmayı koyduğu görülüyor. Onlara göre ülkenin geleceğini dinamitleyen şey, toplumsal ayrışma ve ortak yaşam duygusunun zayıflaması imiş.
Siyasal tercih ne olursa olsun, bu iki büyük endişe kaynağı -ahlaki yozlaşma ve kutuplaşma- aslında aynı madalyonun iki yüzü olarak tanımlanabilir. Birinin toplumun dikey eksendeki değerler, ahlak, adalet çürümesine, diğerininse yatay eksendeki birlikte yaşama iradesi ve kardeşlik kopuşuna işaret ettiği görülüyor.
Bu araştırma sonuçları her türden kurum ve kuruluşa yol gösterici niteliktedir. Gerek konumlanma gerekse kurumsal sosyal sorumluluk ve varoluş nedeni üzerine çalışırken, toplumun duygusal algı kriterlerini dikkate almak kritik başarı faktörüdür. Bu durum, ülkeyi yönetmek isteyen siyasi partiler içinse hayati önem taşımaktadır.
Birbirini yiyenlerin ve yeniden konumlanma ihtiyacı duyanların dikkatine arz olunur…
Uluslararası denetim, vergi, strateji, kurumsal finansman ve danışmanlık şirketi EY (Ernst & Young) tarafından düzenlenen “EY Avrupa Çekicilik Araştırması 2026” sonuçlarına göre, 2025 yılında Türkiye yatırımlarını yüzde 7 artırarak Avrupa’da 5. sıraya yükselmiş.
Bu araştırmanın metodolojisi kısaca şöyleymiş. Yıl boyunca, 44 Avrupa ülkesinde sıfırdan kurulan ve genişletilen tüm doğrudan yabancı yatırım (DYY) projeleri tek tek taranıyor ve listeleniyormuş. Dünyanın dört bir yanından uluslararası şirketlerde görev yapan 500’den fazla üst düzey yönetici ve karar alıcı ile yapılan anketlerle iş dünyasının geleceğe yönelik algısı ve beklentilerinin ölçülmesiyle de veriler ortaya çıkıyormuş.
Araştırmaya göre Avrupa genelinde doğrudan yabancı yatırımlar, bir önceki yıla kıyasla yüzde 7 azalarak 5.026 projeye gerilemiş. Buna karşın Fransa zirvedeki yerini korumuş ve Türkiye, yatırımları itibarıyla, Avrupa genelinde en güçlü performans gösteren iki ülkeden biri olmuş.
Avrupa’da en çok yabancı yatırım çeken ülkelerin yatırım sayıları ve bir önceki yıla göre değişimleri de şu şekilde imiş:
* Fransa: 852 proje (%17 düşüş) ile 1. sırada
* Birleşik Krallık: 730 proje (%14 düşüş) ile 2. sırada
* Almanya: 548 proje (%10 düşüş) ile 3. sırada
* İspanya: 383 proje (%20 artış) ile 4. sırada
* Türkiye: 376 proje (%7 artış) ile 5. sırada.
Rakamlardan anlaşılacağı üzere, genel Avrupa pazarında bir daralma yaşanmış. Araştırmada, küresel ölçekte projelerin azalmasında, jeopolitik gerginliklerin, yüksek enerji maliyetlerinin ve ithalat vergilerinin etkili olduğu belirtiliyor. Buna rağmen Türkiye ve İspanya’nın, sıfırdan kurulan tesisler ve kapasite artışlarında pozitife doğru bir ivme yakaladıkları görülüyor.
Raporda, ülkemiz için olumlu bir noktaya daha işaret edilmiş. Türkiye, Avrupa içi yatırımlarda Birleşik Krallık’ı geride bırakarak Almanya’nın ardından en fazla yatırım çeken ikinci ülke konumuna gelmiş.
Ülkemizin karamsarlarına, bedbinlerine, kötümserlerine selam; yolumuza devam!..
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.