Yazarlar Kültür tarihçimiz Ahmet Haluk Dursun

Kültür tarihçimiz: Ahmet Haluk Dursun

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı

Aziz dostum Prof. Dr. Haluk Dursun’la ilgili söyleyeceğim cümlelere geçmeden önce hassasiyet duyulması gereken bir konuya temas etmek istiyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Dursun Gürlek : Kültür tarihçimiz: Ahmet Haluk Dursun
Haber Merkezi 20 Ağustos 2019, Salı Yeni Şafak
Kültür tarihçimiz: Ahmet Haluk Dursun yazısının sesli anlatımı ve tüm Dursun Gürlek yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


İslami geleneğe göre vefat eden kimsenin arkasından Hakk’a yürüdü, Rahmet-i Rahman’a kavuştu, emaneti teslim etti, ecel şerbetini içti gibi anlamlı ve ibretli sözler yerine “yitirdi, kaybetti” kelimeleriyle basit ve soğuk ifadeli cümleler kuruyoruz. Ahmed Bey, trafik kazasında yaşamını yitirdi, Mehmed Efendi’yi Hac yolunda kaybettik, diyoruz. İnsan, eşya olmadığına göre onun hakkında kaybettik yitirdik demek doğru bir ifade değildir. Bu konuda en isabetli sözlerin ne olduğunu anlamak için Osmanlı mezar taşlarına göz atmak, “Vefeyat” kitaplarını okumak yeterli olacaktır.

Bazı dostlarım ne hikmetse benimle iki ismi zaman zaman karıştırıyorlardı: Bu iki isimden biri Davut Dursun, diğeri de merhum Haluk Dursun dostumuzdu. Davut Dursun Bey, - okuyucularımız hatırlayacaklardır – bir süre Yeni Şafak’ta köşe yazıları da yayımladı. O sırada, arada bir gazeteye gittiğimde, danışmadaki genç hanım kardeşimiz, gayet mütebessim bir ifadeyle “Hoş geldiniz Davut Dursun Bey!” diyordu. Ben de sadece “Hoş bulduk!” demekle yetiniyordum.

Bazen de, şöyle diyenlerle karşılaşıyordum: “Dursun Bey, Balkan gezilerinize ben de katılmıştım, ne güzel bir gezi oldu” Tabii, önce şaşırıyorum, sonra bu arkadaşın benimle Haluk Dursun’u karıştırdığını derhal anlıyorum ve kısa bir açıklama yapıp kardeşim, ben epeyce İstanbul gezileri düzenledim ama Evlad-ı Fatihan’dan hatıra kalan Balkan şehirlerinde hiç böyle bir organizasyon yapmadım. Galiba siz Haluk Dursun Bey’in gezilerine katıldınız, diye cevap veriyordum. Ah bu dikkatsizlik!..

Haluk Dursun, adının anlamı gibi iyi huylu, herkese karşı hoş görülü bir insandı. Tabii ki en önemli özelliği dört başı mamur bir kültür adamı oluşuydu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yardımcılığı’na getirilince kendisini telefonla aradım. Tebrik edip başarılar diledikten sonra “İnşaallah kültürümüze daha fazla hizmet edersiniz” dedim. “İnşaallah, inşaallah. Birlikte ederiz!” diye karşılık verdi.

Merhum kardeşimizin namazı, hayranı olduğu Sultanahmed Camii’nin geniş bahçesinde hayli kalabalık bir cemaatle kılındı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Hoca’dan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kısa ve özlü bir konuşma yaptı. Namazdan hemen sonra, elli yıllık arkadaşım Hasan Şahin, “Böyle her anlamıyla milletimizin manevi duygularına hitap eden, halkın arasına karışan, cenaze namazlarına katılıp tabutların altına giren bir cumhurbaşkanı beni mutlu ediyor, kendisini dinlerken neredeyse ağlayacaktım” dedi.

Cumhurbaşkanı’nın konuşurken kullandığı bir cümle, “Dicle’nin kuzularını çakallara kaptırmayacağız!” cümlesi dikkatimi çekti ama ne maksatla söylediğini o anda anlamadım. Ertesi gün gazeteleri okuyunca sebebini öğrendim. Meğer Haluk Dursun Bey, Malazgirt Zaferi’nin 948. Yıldönümü dolayısıyla düzenlenen bilgi şöleninde yaptığı konuşmada bir anısını anlatıp “Dicle’nin kuzuları”ndan söz etmiş. Tabii bizim arkadaşlarımız, her zaman olduğu gibi, bu sefer de, fakiri “kültür tarihçisi” saymayıp davet etmeyi unuttukları için konuya muttali olamadık.

Konudan haberi olmayan okuyucularımız için bir iki cümleyle açıklayayım: Haluk Dursun Bey, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde konuşma yaparken bir kız öğrenci söz isteyip itirazda bulunuyor: “Sizin burada ne işiniz var? Ben sizin yaptığınız çalışmalara baktım. Siz Tuna tarihçisisiniz, sizin hayatınız Tuna’yla geçmiş. İkinci kitabınız da Nil. Nil’le ilgili çalışmışsınız. Sizin hayatınızda Dicle yok. Siz, Dicle’siz bir tarihçisiniz, o yüzden sizin burada bulunmaya hakkınız yok!” diyor. Hoca da bu kız öğrenciye sükunet içinde cevap verirken “Siz, Dicle’nin kuzularısınız ve siz Dicle’nin kuzuları olarak bize emanetsiniz” diye yerinde bir cümle kullanıyor.

Böyle densizliklerle arada bir bendeniz de karşılaştığım için fazla şaşırmıyorum. Nitekim, üç-dört yıl önce aynı Dicle Üniversitesi’nde böyle tatsız bir olayla karşı karşıya gelmiştim. Bu vesileyle belirteyim ki, böyle itirazcılar ikiye ayrılıyor: Cahiller, provokatörler… Cahilleri kısmen olsun ikna edebiliyorsunuz ama provokatörleri muhatap almak bile doğru değil. Birkaç yıl önceydi. İstanbul’da bir özel okulumuzda, fetih yıldönümü dolayısıyla İstanbul’un fethini, Fatih Sultan Mehmed’i ve hocalarını anlatıyordum. Konuşmam bittikten sonra en önde oturup da laubali hareketleriyle dikkatimi çeken bir tip ayağa kalkıp “Hoca, bu kadar konuştun bir kere bile Atatürk’ten bahsetmedin” dedi. Öğretmen kıyafetli bu provokatöre “Konumuz Fatih ve Hocaları. Atatürk’le ne ilgisi var?” deme gereğini bile duymadım. Yüzüne bakmaya bile tenezzül etmedim.

Sadede gelecek olursak, mekânı cennet olsun, Ahmet Haluk Dursun kaleme aldığı kitaplarıyla, televizyonlarda yaptığı kültür sohbetleriyle, bakanlık nezdindeki hizmetleriyle kültür dünyamıza büyük bir hizmette bulundu. Her insan eserleriyle – hadis-i şerife göre – ikinci ve devamlı ömrünü yaşar Haluk Hoca da başta “İstanbul’da Yaşama Sanatı” olmak üzere diğer kıymetli kitaplarıyla hayırla anılmaya devam edecek. Merhumun, Ahmet Süheyl Ünver, Ali Fuad Başgil, Ekrem Hakkı Ayverdi, Mahir İz gibi büyüklerimizi anlatan “Beş Şehirli” isimli kitabıyla ilgili güzel hatıralarım var ama onları da vakt-i merhunu gelince sizlerle paylaşırız.

Mekânı cennet olsun…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.