Hırvatistan kadrosundan sadece Cenk-Burak değişikliği ile başladı maça Fatih Hoca. İspanya'nın savunmayı neredeyse orta sahada kurduğu düşünüldüğünde bu tercihin doğruluğu daha maçın başında Ramos'un görmek zorunda kaldığı sarı kartla ortaya çıktı. Aynı pozisyonun gösterdiği bir başka doğru ise orta sahada kaptığımız topları hızlı kullanarak pozisyon bulabileceğimiz idi. İlk bölümde bu tip toplar kazandık da. Ama ya çok yavaş ya da isabetsiz kullandık. 20 Dakikada bir kez daha kaptığımız top çok daha öğretici oldu ne yapacağımıza dair. İlk yarım saat pek çok şey istediğimiz gibi gitti aslında. Korktuğumuz netlikte ve çoklukta pozisyon vermedik. Orta sahamız daha diri ve zaman zaman rakip kaleyi zorlar gibiydik. Göstere göstere gelen inada dayalı stoper çaresizliği ilk golü, o golün şaşkınlığı hemen peşinden ikincisini getirdi. İspanya'ya karşı gol yediğinizde demoralize oluyorsanız, maça mental olarak da hazırlanmamış olduğunuza delalettir bu. Milli takım ne bu maça ne turnuvaya hazırlanmamış. İspanya'ya yenilmemiz değil reaksiyon veremememizdir bu cümlenin kurulma sebebi!
Yine ikinci yarıya "bir umut" bekledik. Lakin devrenin hemen başında gelen 3. İspanya golü ile sadece sahadaki futbolcular değil bizim tribünler de koptu maçtan. Sonrası nerden baksan sevimsiz bir tablo idi. Farkın artmamasının sebebi bizim savunma becerimiz değil İspanyolların "böyle kalsın" demesi oldu galiba ve en acı olan da buydu. Şimdi Çek Cumhuriyeti'ni yenip "en iyi üçünclük" hesapları yapmayı bekleyeceğiz. Ama bundan daha önemli olan tribünle, basınla, kamuoyu ile değil rakiple inatlaşmayı öğrenmek. Rakibe ders vermek.

