
Bir süredir, belli kliklerin sosyal medyada hedef tahtasına oturttuğu bir isim var. Bir kesim cımbızladığı söylemler üzerinden itikadi sorgulamalar yapıyor, diğer kesim ise konferans telifleri üzerinden itibar suikastına girişiyor. İlginçtir, bu “saldırılar” iki farklı uçtan, ancak eş zamanlı yapılıyor.
Sosyal medya, özellikle de X (Twitter) artık böyle bir mecra. Öyle ki, platformun sahibi Elon Musk bile, Amerika’nın evinden kaçırdığı Venezuela’nın seçilmiş Cumhurbaşkanı Maduro’yu itibarsızlaştıran sahte görselleri bizzat yaymaktan çekinmedi. Korkunç bir tablo, değil mi?
Bir hafta önce biri çıkıp bu olayları olacakmış gibi anlatsa, “Aklını mı kaçırdın?” derdik. Demokrasi, devletlerin haysiyeti, halkların onuru, diplomatik teamüller, küresel denklemler gibi kavramları sıralardık... Ama oldu işte.
Dünya koca bir tımarhaneye dönüştürülürken, X’i de o tımarhanenin “deliler koğuşu” ilan etmek gerekiyor.
Gelelim bu tımarhanede, böyle kuralsız bir denklemde hedefe konulan o isme… İslâmî camianın yakından tanıdığı, bilhassa deizm/ateizm çıkmazında sorgulama yaşayan gençlere “ilaç” gibi gelen içerikler üreten Altay Cem Meriç’ten söz ediyorum.
Bir süredir koparılan yaygara artık herkesin malumu. Altay Cem Meriç’e konferans telifleri üzerinden “Din tüccarlığı yapıyor” yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor. Altay, önceki gün konuyla ilgili uzunca bir video çekti. Keskin zekâsından beklendiği üzere; “bir savunma değil”, aslında bizim mahallenin bir türlü yüzleşemediği acı bir sosyoloji dersi olarak izledim o videoyu. Altay Cem Meriç, mağdur kisvesine bürünmeden ve kendisini merkeze koymayarak, “linç endüstrisinin” çarkları arasında ezilmemesi gereken çok daha önemli meseleleri önümüze serdi.
***
Kendisiyle tanışıklığımız, hukukumuz var. Zaman zaman hasbihal eder, fikir alışverişinde bulunuruz. Birlikte “telifli” konferans da verdik. Şunu net gördüm: Ne övgüye tav olacak ne de yergiye takılacak biri. Doğru bildiklerini söylemekten, Allah vergisi zekâsını orta yere koymaktan geri durmayan genç bir entelektüel. Üslubunu çok sert bulanlar var. Ekranda gördüğünüz kişiden öte biri değildir. Övmek için değil, samimiyetle yazıyorum: Adını ne zaman zikretsem “Allah istikametten ayırmasın, şaşırtmasın, darda koymasın” diye dua ettiğim birkaç isimden biridir.
Altay Cem Meriç, sırtını devasa bir yapıya dayayarak konuşmuyor. O, bir cemaat mensubu değil. Bir tarikatın sözcüsü değil. Arkasında “Yürü koçum arkandayız, sen devam et!” diyen, zor zamanında koltuk çıkan bir yapı yok. Yurt dışından, AB fonlarından ya da şaibeli “etki ajanı” devşiren o meşhur ajanslardan hesabına yatan dolarlar yok. Bir ticari akarı da yok. Ay sonunda sıkıştığında, işler ters gittiğinde telefon açıp; “Abi maaşları ödeyeceğim, şu kadar para gönder” diyebileceği zengin bir hamisi yok. Olsa, o videoyu çekmezdi zaten. Ancak tamah da etmiyor.
Buna rağmen mütemadiyen içerik üretiyor. Ürettiklerinin İslâmî camia ve bilhassa kafası karışık gençler üzerindeki olumlu etkisini inkâr edebilecek tek bir vicdan sahibi çıkmaz sanırım. Peki, “birileri” ne yapıyor? Elini taşın altına koyan, hiçbir kurumsal koruması olmayan bu bağımsız sesi, “Neden bedava yapmıyorsun?” diyerek taşlıyor.
***
Tam burada ıskalanan bir “maliyet” gerçeği var. Altay da “Medyada neden yoksunuz” başlıklı videosunda, kendisini hedef alanlar dahil o çok izlenen içeriklerin nasıl maliyetlerle üretildiğini anlatıyor. Birileri zannediyor ki o milyonlarca izlenen, cam gibi videolar cep telefonuyla, evin salonunda, bir bardak çay eşliğinde çekiliyor. Hayır!
“Allah rızası” kavramını, insanların emeğini sömürmek için bir “bedava iş yaptırma” aracına dönüştürmek, “Allah razı olsun” duasını ödeme biçimine dönüştürmek en hafif tabiriyle ahlâkî körlüktür. Karşı taraf, yani seküler medya ve küresel platformlar devasa bütçelerle, profesyonel ekiplerle zihinleri işgal ederken, diğer yandan da “cephemizdeki” savaşçının mermisini “pahalı” bulup kesmeye çalışıyorlar. Nasıl ama, kusursuz bir tezgâh değil mi? Altay Cem Meriç, deprem uzmanı Celal Şengör’ün tarihi zırvalıklarını tel tel dökerken eş zamanlı saldırılar geliyor. Tesadüf olamaz değil mi?
***
Altay, videosunda sektörün arkasında dönen bir tezgâhı ifşa ediyor. İslâmî camianın söz sahipleri oturup bu meseleye kafa yorsa, memleketin söylem üstünlüğü üç ayda el değiştirir. Asıl tehlike ve yaklaşmakta olan felaket şu: Yetenekli Müslüman gençler “yokluğa” mahkûm ediliyor.
Kendi mahallesinden destek göremeyen, emeğinin karşılığını alamayan, kurgu bilen, kamera kullanan, hitabeti güçlü, anlatısı karşılık gören pırıl pırıl gençler ne yapıyor sanıyorsunuz? Bir süre sonra çaresizce seküler ajansların, yabancı sermayeli yapıların insafına terk ediliyorlar. O ajanslar önce “Gel sana reklam verelim, seni parlatalım” diyor. Sonra o genci, kendi yaşam tarzlarının içine çekip dönüştürüyor. Başörtülü girip, altı ay sonra bambaşka bir profile evrilen, masasında içki kadehleriyle poz veren fenomenlerin hikâyesi tam da budur.
Bizim “ağabeyler” ise gidenin arkasından “Vah vah, bozuldu” diye ağıt yakıyor. Oysa o genci, o ajansın masasına oturmaya mecbur bırakan, 20 bin liralık desteği çok gören, “Bizim çocuktur, bedava yapsın” diyenler, bu gidişlerde kendilerine düşen aslan payını ne görüyor ne de kabul ediyorlar.
***
Seküler bir yazarın hiç okunmayan kitabı “bazı kurumlarca” 250 bin adet satın alınınca “büyük başarı” oluyor. Bunu kimse sorgulamıyor. Ama bir Müslüman yazar, gerçekten okunduğu için 70 bin satıyor ve üzerine konferansının telifini isterse adı “tüccar” oluyor.
Bu aşağılık kompleksinin bir de şöyle bir iki yüzlülüğü var: Kendi değerini değil, karşı mahallenin “fenomenini” fonlamayı prestij sayanları görüyor, duyuyoruz. Ne diyebilirsin ki? Parasını basıp ekranlarında, vloglarında görünmenin keyfini çatıyorlar. Güya “itibar” satın alıyorlar!
Açıkçası, içerik üreticisi bir gazetecisi olarak ben rahatım. Çalıştığım ve beni her konuda destekleyen bir medya grubum var. Yazıyorum, çiziyorum, konuşuyorum. Habercilik adına ve kendi adıma her ne yaptıysam sonuna kadar destek görüyorum.
Ancak Altay gibi sözünün karşılığı bir medya grubu kadar güçlü olan bağımsız içerik üreticilerinin çarkı üç kuruş telifle dönmüyor. Mümkün değil. Dikkatinizi tekrar çekerim: Durum böyleyken Altay Cem Meriç’in isyanı şahsı adına değil, söylem ürettiği camianın geleceği adına. Kendi medyasını, kendi yazarlarını, içerik üreticilerini, kendi profesyonellerini fonlamayanlar, çocuklarının zihinlerini başkalarına emanet ediyorlar. Altay da bunu yüzlere söylüyor.
Cemaatsiz, tarikatsız, fonsuz ama “dertli” bir adamın, devasa bir medya düzenine kafa tutarken bir de ayağına çelme takmak var ki o da ayrı bir vebal... Bu “bağımsız” seslerin soluğu kesilirse, meydan çocuklarınızı dönüştürmek için sırada bekleyen o ajanslara kalacak. Benden söylemesi…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.