Kuranı Kerim dersimiz olmalı, yoksa savruluruz

00:0015/06/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Önce size bitmek üzere olan bir tez çalışmasından bir alıntı sunacağım. İki paragraflık bu alıntıda her biri asıl kaynaklarını gösteren tam on tane atıf vardır. Onları ve tezin adını ve sahibini şimdilik, ihtiyaten vermiyorum. Sonra da meramımı anlatacağım."Aligarh Okulu: 1875 yılında kurulan Aligarh Okulu, Hindistan"daki en önemli eğitim kurumlarından biridir. Okul 1920 yılında Aligarh Müslim University adını alarak üniversite statüsünü kazanmıştır. Bu okulda Batı tipi eğitim öğretim yapılmaktaydı.

Önce size bitmek üzere olan bir tez çalışmasından bir alıntı sunacağım. İki paragraflık bu alıntıda her biri asıl kaynaklarını gösteren tam on tane atıf vardır. Onları ve tezin adını ve sahibini şimdilik, ihtiyaten vermiyorum. Sonra da meramımı anlatacağım.

"Aligarh Okulu: 1875 yılında kurulan Aligarh Okulu, Hindistan"daki en önemli eğitim kurumlarından biridir. Okul 1920 yılında Aligarh Müslim University adını alarak üniversite statüsünü kazanmıştır. Bu okulda Batı tipi eğitim öğretim yapılmaktaydı. Kurumun hedefi, Batı felsefesini temel alarak İslam"ı incelemek, İngiliz eğitim modeline uygun eğitim öğretim faaliyetleri yürütmek, böylece Batıya ayak uydurabilmek ve onların seviyesine yükselmekti. Sir Ahmed Han (v. 1898) bu amaçla 1875 yılında Medresetü"l-ulûm"u kurmuş, daha sonra Muhammadan Anglo-Oriental College kurulmuştu. Lord Lytton"un desteğiyle kurulan okulun hoca kadrosunu önemli müsteşrikler oluşturmaktaydı. Sir Ahmed Han ölümüne kadar bu kolejin yönetimini yürüttü.

Kurâniyyûn Ekolü: Sir Seyyid Ahmed Han"ın öncülüğünü yaptığı bir de ekol vardır. Bu hareketin müntesipleri, Allah"ın isim ve sıfatlarını tevil etmiş, hadis ve sünnetle amel etmeyi şirk saymış, mucizeleri reddetmiş, ahiret hayatını kabul etmemiş, cennet ve cehennemi değişik şekillerde yorumlayarak zannedildiği mahiyette olmadıklarını iddia etmiş, namaz vakitleri konusunda farklı görüşler serdetmiş, namazda kıbleye dönmeyi gerekli görmemişlerdir…"

Bu alıntıyı Kuranı Kerim konusundaki ifrat ve tefritlerimize dikkat çekmek için verdim. Bir kesim; aman Kuranı Kerim"e yaklaşmayın, siz anlayamazsınız, şu kitapları okuyun yeter diyerek insanımızı Kuranı Kerim"den uzaklaştırırken, bir kesim de belki buna tepki olarak Sünneti ve ona bağlı olarak günümüze kadar gelen yorum geleneğini hiçe saymakta ve paradoksal bir şekilde kendi yorumlarını onların yerine koymaktadır. Bunun varacağı nokta, Sir Seyyid Ahmet Han"ı yüz sene sonradan takip ederek onun vardığı sonuca varmaktır. Sünneti devreden çıkardığınızda zaten başka bir noktaya da varamazsınız. Çünkü o zaman Kuranı Kerim"in neredeyse yarısı artık işe yaramaz (tarihsel) hale gelmiş olur.

O halde yapılacak şey Kuranı Kerim"i birinci elden tanımak ve ona yönelmektir diyoruz. Tanıyınca Sünnet ve sahih gelenek olmadan onu anlayamayacağımızı da görmüş olacağız. Bu, ondan başka asli kaynak tanıdığımız anlamına gelmez, onu anlamak için ondan beri gelen yolu izlemek zorunda olduğumuz anlamına gelir.

KURANI KERİM DERSLERİMİZ OLMALI

Bu sebeple otuz yıllık tecrübemize dayanarak diyoruz ki:

Biraz Arapçası olan her on on beş arkadaş haftada bir Kuranı Kerim dersi ihdas etmelidirler. Her hafta birinin evinde toplanıp Kuranı Kerim"le doğrudan tanışmalıdırlar. Her biri bir sayfayı, on beş yirmi tefsire bakarak iyice hazırlamalı ve aldığı notlarla yaklaşık bir saat içerisinde dersini sunmalı. Ardından bir buçuk saat kadar da sırayla izleyen arkadaşların görüşleri, katkıları ve soruları alınmalı.

Bu ders bizim grubumuzun sloganıyla "namus dersi" olarak görülüp ciddiye alınmalı ve sunacak arkadaş derse çok iyi hazırlanmalı. Çünkü herkese en az on haftada bir sıra gelmiş olacak. İki buçuk üç ayda bir böyle bir çalışma yapma yorucu olmaz. Derslerde boş konuşmalar, gıybet, dedikodu ve aşırı yeme içmeler olmamalı. Ev sahibi hanım efendi de iki buçuk ayda bir çay ve yanında bir iki lokma bir şeyler hazırlamaktan yüksünmemeli, onlar da bu berekete ortak olmalılar. Hatta mahremiyet ölçülerine riayetle dersi onların dinlemesi de güzel olur. Bunun sürdürülmesi halinde beş sene içinde nereden nereye gelindiği görülmüş olacak. Kuranı Kerim"le bu kadarcık bir ilgi kurulduktan sonra diğer önemli kitapların okunması artık anlamaya katkı sağlar. Ama bu derse ancak güzün başlanabilir. Şimdi çocuklarımıza Kuranı Kerim"i nasıl öğreteceğimizi düşünmeliyiz.

ÖZÜR VE HELALLIK TALEBİ

İtiraf etmeliyiz ki, bizler Hizbullah"ı doksanlı yılların kaos ve terör ortamıyla ve pek çok dindar insanın bir şekilde öldürülmesiyle tanıdık. Benim sınıf arkadaşım, can dostum Diyarbakırlı İbrahim Sarı da onlardan biriydi. Bize bunları devletin güdümündeki Hizbullah"ın yaptığı söylendi, biz de öyle bildik. Cuma günkü yazımda da bu argümanı kullandım. Pek çok twit aldım ve bu insanlar durumun böyle olmadığını asil ve müslüman bir üslupla ifade ettiler, kırıldıklarını söylediler. Bu üslup beni duygulandırdı. Dedikleri gibi ise buna sevineceğimi söyledim. Şimdi kırdığım insanlardan özür diliyor ve haklarını helal etmelerini istiyorum. Az da olsa hakaret edenler de oldu, onlara da ben hakkımı helal ediyorum. Ancak bazıları "bizler Kürt müslümanlar olarak" gibi ifadeler kullandı. Ben de "biz Türk müslümanlar olarak" dememiz sizin hoşunuza gider mi, bu ifadede bir cahiliye kokusu yok mu, diye sordum.