“Biz Katılım Sağlamayız! Davete icabet ederiz, toplantıya iştirak ederiz!”

04:0012/06/2026, Cuma
G: 12/06/2026, Cuma
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Fatma Barbarosoğlu

Gidenlerin geri geldiğini sanırız bazen. İnsanlar çift yaratılmış sözüne sığınmadan önce bir şaşkınlık anı. Sesini benzetiriz bazen. Bazen yürüyüşünü, endamını. Bazen konuşma üslubunu. Sacide Hanım bir eda, bir ses olarak çıkıp geldi, Haziran akşamına. Oysa terk-i dünya edeli en az yirmi sene olmuştur. Sacide Hanım’ı ilk gördüğümde yaşı 70-75 civarıydı muhtemelen. Daima aktif, dinamik, gündemi takip eden, sağ duyulu eski İstanbul Hanımefendilerinden idi. Ataları mübadele ile taşını, toprağını bırakıp

Gidenlerin geri geldiğini sanırız bazen. İnsanlar çift yaratılmış sözüne sığınmadan önce bir şaşkınlık anı. Sesini benzetiriz bazen. Bazen yürüyüşünü, endamını. Bazen konuşma üslubunu.

Sacide Hanım bir eda, bir ses olarak çıkıp geldi, Haziran akşamına. Oysa terk-i dünya edeli en az yirmi sene olmuştur.

Sacide Hanım’ı ilk gördüğümde yaşı 70-75 civarıydı muhtemelen. Daima aktif, dinamik, gündemi takip eden, sağ duyulu eski İstanbul Hanımefendilerinden idi. Ataları mübadele ile taşını, toprağını bırakıp gelmiş evladı Fatihan, Balkan idi.

Kafkas göçmenleri ile Balkan göçmenlerini aynı meclis içinde bulmuş iseniz muhakkak “Bizim yemeklerimiz daha iyi”, “Yok, bizim yemeklerimiz daha iyi” münazarasına rast gelmişsinizdir. Taraflar münazarada eşitlenince bakışlarını Manavlar’a çevirir, “Bunlar” derler. “Bunlar” sözü işitilir işitilmez meclis karışır, “kimmiş bunlar, onlar” uğultusu, “bize ayrılan vaktin sonuna geldik” kapanışını gençlerden biri yapana kadar sürerdi. Kapanışı yapan “Herkes büyükhanımını alsın, evine doğru yollansın haydeh” der, ortaya bir kahkaha bombası düşerdi.

Esasında doğma büyüme Maltepeli olduğu halde bir unvan olarak taşıdığı evladı Fatihan tabirini isminin önüne koyar, “Ben bir evladı Fatihan Sacide Hanım olarak” diye söze başlardı.

Torunları “Niye böyle yapıyorsun, evladı Fatihanlık mı kaldı? Tito’nun Yugoslavya’sı bile dağıldı. Sözünü hiç giriş yapmadan doğrudan söylesen olmuyor mu?” deyince bu defa sesini gök gürültüsü frekansına çıkarır “Sözü kimin söylediğini, işitecek kulak evvelinden bilmeli” derdi.

Bu kadar bahsettiğime aldanmayın, esasında rahmetli komşumuzun kapısı önünde ayak üstü birkaç kez sohbetimiz, bir iki defa da aynı mecliste bulunmuşluğum var.

Maltepe Cumhuriyet Meydanı’nda yürürken bir ses çarptı kulağıma. Ah, evladı Fatihan Sacide Hanım değil mi bu? dedim. Kime? Kendime. Gözün gördüğünü kulağın duyması gerekiyor sanki, bir sağlama olarak. Rahmetli çoktan toprak olmuştu. İnsanlar çift yaratılıyor diye boşuna denmiyor. Hakikaten hem edası benziyor hem konuşma tarzı.

Konuşma tarzı deyince durmak gerekiyor. Cumhuriyet Meydanı adabı muaşeret üzerine tertiplenmiş miting meydanına dönüşüyor:

“Hayır efendim, katılım sağlamayı düşünmüyorum. Biz bir yere ya katılırız ya katılmayız. Hayır efendim, hiç sizin anlattığınız gibi değil. Siz insanlar yaş alınca çoluk çocuğun maskarası olmaya gönüllü mü olur sanıyorsunuz. Sözümü kesmeyiniz. Beni dinleyiniz. Ve bu anlattıklarımı lütfen amirlerinize naklediniz. Davet edilirsiniz, adınız davetli olur. Ne demektir davetli? Kapıda karşılanırsınız, haliniz hatırınız sorulur, günün anlam ve önemine binaen diğer davetliler ile tanıştırılır, meşrebinize mizacınıza uygun olanlar ile ayaküstü de olsa sohbeti koyulaştırabilirsiniz. Ne demişler, insanlar konuşa konuşa.”

Karşı taraf söze giriyor olmalı. Merhum Sacide Hanım’ın benzeri olan hanımefendi başını sağdan sola sallayarak bir müddet susuyor. Sonra kaldığı yerden aynı ses tonu ile devam ediyor:

“Hadi uzun geldi, davetlimizsiniz, teşrifleriniz bizi mutlu edecektir demek. Diyelim, günün şartlarına uygun gelmedi. Neyse günün şartları, o da ayrı mesele. Geçelim. Fakat ‘katılım sağlayacak mısınız?’ ne demek!”

Karşı taraf bilgi veriyor olmalı. Dinlerken elini boşlukta sallıyor. Sen bunları külahıma anlat edasında.

“Ne demek olduğunu sayenizde öğrendim. Geçen defa da siz aramıştınız. Sesinizden tanıdım. Evet kulaklarım gayet hassastır. Bu konuşmaları ben yapay zekâ ile yapmıyor isem bu ses tonuna gayet aşinayım efendim. ‘Komşular olarak bir araya geleceğimiz bir toplantıya katılım sağlayacak mısınız?’ Böyle demiştiniz. Yapay zekayı da mı biliyormuşum? Bakınız iş ehliyetiniz, iletişim beceriniz olmadığı gibi bir de gayet… Neyse terbiyem müsaade etmiyor devam etmeye. Siz bizi sağır ve dilsiz ve kör mü zannediyorsunuz! Yaşadığımız dünyaya aşina olmak, gereklerini bilmek, gidişatın yönünü gözden kaçırmamak bize Hz. Ali Efendimiz ’den yoldur.”

Kadının etrafında eğleşenler çoğalıyor. “Ne cesur maşallah” diyorlar. Cesareti ne vesile ile bu hanıma paye olarak verdiklerini hiç akıllarına getirmeden. Etrafta kamera arayanlar oluyor. Varsa bir kamera, mikrofon uzatılacak ise dinleyicilerin bir kısmı muhtevasının ne olduğunu anlayamadıkları konu hakkında görüş vermeye hazır.

“Katılım sağlamanın ne olduğunu işte ben o akşam davetinize icabet etme gafletinde bulunarak öğrendim. Hoş siz davet dememiştiniz. Katılım demiştiniz. Gerçekten merak ettiğiniz için mi soruyorsunuz? Bunca vakit çoktan öğrenmiş olmalıydınız, katılım sağlamaktan kastın ne olduğunu.”

Telefonun diğer tarafında dinleyen kadın mı, erkek mi? Kaç yaşında? Ne vesile ile arıyor? Sanki bütün bu soruların cevabını bilsem zihnimdeki boşlukları daha kolay dolduracağım.

“Yöneticilerimizin nezdinde katılım sağlamak şu: Gelsinler, otursunlar, alkışlasınlar, arada bir ‘Başkan sen çok yaşa!’ diye ünlesinler… ‘Sizinle fotoğraf çektirebilir miyim Sayın Başkanım?’ desinler.

Ünlemek nedir bilmiyor musunuz? Ünlemenin ünlü olmak ile uzaktan yakından alakası yok efendim. Ünlemek, seslenişinizi bağırarak icra etmeniz demek. Tekrarlayarak bu konuşmayı nihayetlendiriyorum müsaadenizle. Bizler davete icabet ederiz, iştirak ederiz, katılırız amma velakin asla ve kat’a katılım sağlamayız. Katılım sağlamak, orada nesne formunda oturup, düğmeye basılınca mekanik bir şekilde alkışlayıp sonra da... Neyse! İyi günler efendim iyi günler.”

Gizli kameranın kendisine yöneltilmesini bekleyen, kendi etrafında minik bir daire çizen yetmiş yaşlarındaki bastonlu beyefendi “CİMER’e şikâyet edin” diyor.

Adama değil de kendine cevap verir gibi birkaç defa tekrarlıyor cümlesini, on dakikalığına beni Sacide Hanım’ın hatıralarına götüren hanımefendi.

“Ne diyeceğim CİMER’e? Ne diyeceğim! TRT muhabirleri bile “katılım sağlıyor”.

#aktüel
#hayat
#Fatma Barbarosoğlu