Haziran ayında yola çıkıyorum; yolum biraz uzun sayılır. Yılda birkaç kez gittiğim İstanbul Karadeniz yolunu yine kullanacağım. Aklımda bir önceki seyahat: Koca koca iki kamyon ailemle beni aralarına alıp linç edeceklerdi ki acı bir frenle aralarından sıyırabildim. İlerde bulduğum polislere derhal imdat diye sarıldığımda "Yapacak bir şey yok, ne kaza var ne de iz" demiştiler.
Terme''den Samsun''a doğru yol alıyorum. İki şeritli yolun en sağında en büyük tırlardan biri ez az saatte 120 km hızla ilerliyor. Acil arıyorum polisi “Kendisi bir şey değil kasası oyana-buyana savruluyor, her an bir kaza ve ölüm olabilir" diyerek korkumu iletiyorum. Karşımda 155''den gelen cevap "İlan ettik beyefendi"; ama dakikalar ve yollar ilerliyor ne yolu kesen var ne de kontrol eden. Artık benim yolum tükeniyor ve izlemeyi kesmek zorunda kalıyorum ama koca tır tüm haşmeti ile o yola devam ediyor. Son kez arıyorum 155''i "İlan ettik dedik ya beyefendi" diyor.
Gerede''de yol yapımı sürüyor ki az önce geçtiğim yerde yol ayrımı ve yol birleşmesi işareti dahi yoktu. Uçurumda polis araçları ve çekici yok olmuş bir aileyi araçtan çıkarmış olacak ki yola köpük sıkılıyor. Önümden ise ağır yüklü bir kamyon geçiyor, kasası taşkın halde çakıl yüklü. Kamyon adeta yola çakılı dökerek giderken yolun kenarında hız kontrolu için duran trafik polisinin radar aracına soruyorum: "Şu öndeki kamyondan yola dökülen çakıl kazaya davet çıkarıyor, kontrol için yolunu kesemezmisiniz?" Radar aracındaki polis derhal ilerde hız kontrolunu aşanları durduran asıl polis aracını arıyor ve uyarıyor. İlerliyorum ki o trafik polisleri yanlarındaki birkaç otomobile trafik ceza kesiyorlarken o kocaman kamyon yola çakılları saça saça yanlarından geçip gidiyor.
Yolculuğun ardından gazeteye dönüyorum; karşımda bir haber: "İstanbul''da 1 haftada 32 bin 179 sürücüye ceza kesildi."
AK Parti iktidarı en fazla duble yol yapımı ile övünürken nasıl oluyor da trafikte kaza sayımız yılın ilk 5 ayında dahi geçen yılı yakalıyor. Yani yollar güzelleşiyor ama kazalar artıyor.
Bu işte bir sorun var.
TEM yolunda kaç kez trafik polislerinin yanına gidip, "Bu kamyonlar dört şeritli yolun üçünü nasıl işgal ediyor. Üçüncü şeritte koca kamyon lastiği ile nasıl karşılaşıyoruz? Bu kural nerede var?" diye sorup durmuşumdur.
Ama evime hiç eksik etmediğim emniyet kemeri takmama cezam gelmiş. Ne durduran var ne soran ama köprüdeki polis arkadaşımız yazmış yollamış cezayı kapımıza. Bilse o kemer takılmadığı zaman arabada ne biçim ağır ses çıktığını!!!
Yani anlıyacağımız,
Bizim trafik yöntemimiz sanırım ''gelir üzerine oturtulmuştur''. Yollarımızdaki Karayolları hatası, kamyon sefası, polis duymazlığı veya insanların ölümü pek değer ifade etmiyor. Değer ifade eden şey sanırım PARA.
Ki açıklama ile ne kadar ceza yazıldığı bildiriliyor.
Ben yollara çıkınca sanki öbür dünyaya yolculuğa çıkıyorum hissine neden kapılıyorum?
Eğer bizim karayolu sistemimiz iltizam usulû (gelecek gelirler karşılığı satış) ise o zaman yılda 5 bin kişiyi kaybettiğimiz karayolu denetim sistemimizi, yani trafik polisliği işini özelleştirelim. Hatta özelleşme öncesi fiyatı yükseltmek için ölümleri biraz daha artıralım ki, pazarımızın ne kadar büyük olduğu anlaşılsın. Nasılsa trafik polislerinin ellerinde Trafik Vakfı sayesinde yan gelir işi olan bir sürü de araç çekicisi varken.
Ne olur bir kişi bu ölümlere DUR desin.
Bu ölümler KADER değil, olsa olsa CİNAYETTİR.
Başlıklar :


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.