Emevî Camii’nin batı tarafında, Memlûk Sultanı Zâhir Baybars’ın kabrine ev sahipliği yapan Zâhiriyye Medresesi’nin tam karşısındaki çarşıya giriyoruz. Birkaç dakika boyunca elektronik eşya dükkânlarının, oyuncakçıların, baharatçıların, ayakkabıcıların, ayaküstü atıştırmalık satan mekânların, kitapçıların önünden geçtikten sonra Dârulhadis en-Nûriyye’nin kapısını görüyoruz. 1170 tarihli bu yapı, İslâm tarihinde hadis ilmine has okul anlamındaki “dârulhadis” müesseselerinin ilk örneği. İsmini, kurucusu Nûreddîn Mahmûd Zengî’den alıyor. Çarşıda yürümeye devam ediyoruz. Çünkü hedefimiz, başka ve çok daha ünlü bir dârulhadis: Eşrefiyye.
Salahaddîn Eyyûbî’nin kardeşi Meliku’l-Âdil’in oğlu olan Melik Eşref Mûsa, rivayete göre, gençlik yıllarında İslâm’dan uzak, sefih bir hayat sürüyormuş. Derken kendisine hidayet nasip olunca, ilk önce Emevî Camii’nin hemen kuzeyinde Tevbe Camii’ni inşa ettirmiş. Ardından, bilahare kendi adıyla anılacak olan dârulhadisi (1232) kurmuş. Melik Eşref, mekânı Sarîmuddîn Kaymaz adlı bir Eyyûbî emirinden kendi parasıyla satın almış. İdareciliğine ve baş müderrisliğine büyük muhaddis Takiyyuddîn İbnu’s-Salâh’ın getirildiği Eşrefiyye Dârulhadisi’nden İbnu’r-Rezîn’den İmam Nevevî’ye, Ebû Şâme el-Makdisî’den İbn Hacer el-Askalânî’ye, hadis semâsının nice parlak yıldızı gelip geçmiş.
Yüzyıllar boyunca âlimlere ve ilim taliplerine hizmet ettikten sonra, Osmanlı’nın son döneminde binaları el değiştiren ve gayrimüslim bir tüccar tarafından şarap deposuna dönüştürülen Eşrefiyye’nin yeniden aslî kimliğine kavuşmasını ve günümüze ulaşmasını ise, Şeyh Yûsuf el-Mağribî el-Hasenî adlı bir zata borçluyuz. Fas’tan Mısır’a, oradan da Suriye’ye hicret eden Şeyh Yûsuf, namını bildiği Eşrefiyye Dârulhadisi’nin içler acısı halini görünce İstanbul’a kadar gidip Osmanlı hükümetinden yardım istemiş. Vakfiyenin tasdiklenmesiyle binalar geri alınmış, Şam ehlinin himmetiyle dârulhadis imar ve ihya edilmiş. Şeyh Yûsuf’a tüm bu süreçlerde en büyük siyasî ve ekonomik yardım, o sıralarda Fransızlar tarafından Şam’a sürgün edilen Cezayirli büyük mücahit Emir Abdulkâdir’den gelmiş.
Şeyh Yûsuf’un oğlu Muhammed Bedruddîn el-Hasenî, geçtiğimiz asrın başından itibaren Bilâdüşşâm’da hadis, tefsir ve fıkıh sahasında kim yetiştiyse, hepsinin mutlaka kendisinden ders ve feyz aldığı büyük bir otorite. 1862’de, henüz 12 yaşındayken babasının vefatıyla birlikte Eşrefiyye Dârulhadisi’ni merkez edinen Bedruddîn el-Hasenî, 1935’teki vefatına dek sürekli okumuş ve okutmuş. Eşrefiyye’nin yönetimini 1985’e kadar Şeyh Mahmûd Rankûsî, ondan sonra da 2020’ye kadar Şeyh Hüseyin Sa’biyye yürütmüş.
Eşrefiyye’nin kapısından içeri girdik. Ara bir vakit olduğundan ve randevu da almadığımızdan aslında davetsiz misafir sayılırdık. Fakat girişte karşılaştığımız Şeyh Yâsîn bizi çok sıcak biçimde karşıladı, hatta harika bir sürprizle, Eşrefiyye’nin şimdiki müdürü Şeyh Ömer Zünnûn Hoca’nın karşısına oturtuverdi. Mütebessim çehresi, tatlı üslubu ve selis Arapçasıyla, Eşrefiyye’ye dair yukarıda verdiğim malumatı bize Şeyh Ömer aktardı. Biz vaktini aldığımızdan endişe ederken, o lisan-ı haliyle, bizi ağırlamaktan son derece memnun olduğunu gösterdi. Hatta Şeyh Yâsîn’den bizi Eşrefiyye’nin 250 talebe kapasiteli yatılı yurt binasına ve dersliklerine götürmesini istedi. “Orayı da görün, uyguladığımız eğitim zihninizde canlanmış olur” dedi. İyi ki de görmüşüz. Şam’ın ilim geleneğini hâlâ capcanlı sürdüren bereketli bir ocağı içeriden müşahede imkânı bulduk böylece.
Eşrefiyye’deyken, aklım Emir Abdulkâdir’in serencâmına gitti ister istemez: Cezayir’de Fransız sömürgesine karşı ayaklanma başlattığı için önce Bursa’ya, ardından Şam’a sürülen Emir Abdulkâdir, 1883 yılında burada vefat etmişti. Na’şı, 1962’de Cezayir’in Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından ülkesine taşınıncaya kadar, Şam’da Muhyiddîn İbn Arabî’nin türbesinde medfundu. Gösterişli mermer sandukası hâlâ orada durur.
Emir Abdulkâdir’in torunlarından Şeyh Muhammed Haldûn el-Hasenî, Şam’ın tanınmış simalarındandı. Diş hekimliği mesleğinin yanında Mâlikî ve Şâfiî fıkhında uzmanlaşmış çok yönlü bir âlim olan Şeyh Muhammed Haldûn, 2012’de Baas rejimi tarafından tutuklandı. 2025’in başında, rejim düştükten sonra, henüz 45 yaşındaki Şeyh Haldûn’un 2015’te Saydnâyâ Hapishanesi’nde idam edildiği ortaya çıktı.
Bu vesileyle, Emir Abdulkâdir ve onun yiğit torunu Şeyh Muhammed Haldûn’a rahmet olsun.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.