Geçtiğimiz pazar günü OVP yayınlandı. Emekliler ve emekliliğe çalışanlar için ne var diye baktım. Matematik tavsiye edilmiş. Sistemde daha uzun kalmayı teşvik etmek üzere aktüerya teklif ediliyor. Çalışanların emeklilik koşullarını iyileştirmek üzere değil. Yani merkezde sistem var, çalışan ya da emekli değil.
Öyledir bizde. Mesela BES için odak, toplam tasarrufları artırmaktır. BES yapan açısından bakılmaz meseleye. Neyse.
Ödedikçe zarar edilen bir sistem, dünyanın her yerinde ıslahı gerektirir. Bizde de mutlaka ıslah edilecektir. Fakat geç kalındı bu hususta. Duyarsızlık eşiği geçildi. En son değineceğim sosyolojik etmenler altında; artık sistemin değil, haklı olarak kendinin derdinde millet.
Hem bu tür politika unsurlarını seçim gününden olabildiğince uzakta tutmak iyidir. EYT’nin hemen üzerine halledilmeliydi bu işler.
Bu saatten sonra kimse sistemin revizyonuyla tatmin olacak değil. Emekliliğe çalışanlar niyetlerini kademeli emekliliğe döndü. EYT’nin 43 yaş referansından itibaren giriş yılına göre bir yıl ilave ederek 1999-2008 arasını temizlemeyi esas alıyor kademli emeklilik önerisi. Ve bu haliyle en rasyonel yaklaşacak olanların bile içini ısıtıyor ihtimali.
“Ama sistem, ama yük, ama böyle olursa ne maaş verilebilecek ki,” falanı geçti mesele. 7000 gününü dolduran sistemden paçayı sıyırmak istiyor.
Emekliler nasıl geçinecek sorusuna cevap aranmadığını ve emeklilerin elinden geldiğince çalışması gerektiğini onlar da görüyor.
Emekli olduktan sonra kira geliri yoksa nasıl olsa çalışacaklar. Sistem sağlıklı olsa ne fark eder olmasa ne fark eder gibi bir ruh hali ortada.
Toplumsal maliyetse söz konusu; siyasetin oy rekabetinde marjlar daraldığında o maliyeti her türlü çıkarmayı biliyor siyasetçiler. Bir parti talebi benimsediğinde diğer partiler kayıtsız kalamıyor.
Bu mesele gündemde gittikçe daha geniş yer tutacak. Kendi mecrasında nasıl gelişiyor bakarız.
Ancak kademeliden kaçış amaçlı değil de samimi bir sistem revizyonu için önerilerim var.
Evvela ve acilen iyi niyeti gösterir şekilde gelir vergisi matrahları güncellenmelidir. İlk dilim 190 bin lira. Yani
4 bin dolar
. Kişi başı milli gelir 20 bin
dolarken…İlk dilimin kişi başı milli gelir seviyesine çıkarılması gerekir
. Kişibaşı milli gelir seviyesinin altında kalanların vergi yükü böylece azalır.Bir de gelir vergisi %40’a kadar çıkıyor ülkemizde. Olmaz öyle saçma seviye… %35 de böyle... Bireylerin kurumlardan daha fazla vergi vermesi ikircikliğine son verilmelidir. “Patron size iş verecek vergiyi de siz ödeyecekseniz,” oyunu bitiyor. Sosyolojik etmenleri anlatırken bunu da izah edeceğim.
İkinci adalet adımı ise 4A’lılardan (işçi) 7000 günü dolduranlara, sisteme devam etme hususunda hürriyet verilmesi olur. Devlet memurlarını emekli etsin. Ne yapıyorsa yapsın. 4A’lılar vermediğinin karşılığını istemiyor. Verdiğinin karşılığını almak istiyor. Madem alamıyor 7 bin sonrasını kendi ister yesin, ister yatırım yapsın. Başkasına nasip olacağına kendi faydalansın.
Başka türlü kimsenin anlamayacağı ve kesesine dokunmayacak revizyonlarla meseleyi aşmak zorun zoru. Bu konu ısınacak ve ısıtılacak.
KENDİNİ KURTARMANIN SOSYOLOJİSİ
Peki, vatandaş neden sistemi bıraktı, kendini kurtarmak istiyor?
En önemli etmen savunma olgunluğu. Son iki yıldır yazılarımda; devletin dış alemdeki prestijinin ve savunma olgunluğunun vatandaşa indirilmesi (refaha dönüştürülmesi) üzerinde durdum. Vatandaş kendi çaresini düşünmeden devlet çare düşünmeliydi.
Fransa’yı alt ediyorsan, Almanı kıskandırıyorsan, dünyada ses getiriyorsan ki hepsi de doğru; Fransız ve Alman ile Türk arasında bir refah denkliği kurman, en azından bunun işaretlerini göstermen gerekir. Bazı Türkler, Fransız’a Alman’a denk ama geniş kitleler o vizyonu göremiyor olabilir. Kendisini “saman ithalatı” eleştirisiyle ifade etmeye çalışanlar oldu.
Devlet olarak itibarınız artmış, askeri olarak güçlenmişseniz halkta beklenti doğurur. Tarih, fetih-ganimet ikilisiyle meseleyi çözmüştür. Son asırda ise artan katma değerli iş vaadi toplumları ikna etmiştir. Çiftçilerin, amelelerin, işçilerin çocukları avukat, mühendis, doktor olacaktır. Ama bugün yapay zekâ, “katma değerli işler elinizden alınacak” sloganları eşliğinde yüklenirken yeni bir çağ doğuyor. Austin’dekiler girdiyse biz de gireceğiz.
Hasılı bu iş böyledir. Devlet kendini kurtardıysa halk da kendini kurtarmak ister. İsveç NATO’ya üye olurken halk kazanmalıydı, Ankara’da NATO toplanırken halk kesesinde hissetmeliydi. Halka branda çekilmemeliydi.
Halka kazanacağı ve kazanmanın yolu gösterilmeyince vatandaş en organize olabildiği ve kendini en haklı gördüğü yola başvurup; emekliliğini istiyor.
Devlet-vatandaş ilişkisi de değişiyor. Savunma sanayi teknolojilerinin gelişimi halkın asker ruhunu işlevsiz bırakıyor. Canavar gibi delikanlıların Ukrayna-Rusya savaşında arazide-çamurda savaş verirken bir dron tepesine inerek öldürüldüğünü hepimiz izliyoruz. Halk savunmada devletin kendisine ihtiyacı kalmadığını görüyor. Ata, bileğe, kılıca devletin ihtiyacı olmadığını anlıyor.
Ha bir de halk bugün de ganimete erenler olduğunu görüyor.
Siyasilerin iş adamlarından daha varsıl olduğu gözünü kapasa gözüne sokuluyor. Herhalde siyaset girene veriyorlar bir kılıç çekip halk üstüne fethe geliyor.

