Kadın Milli Voleybol Takımımızın Avrupa Şampiyonluğu, yalnızca voleybol tarihine ya da spor sayfalarına yazılacak bir zafer değil... Bu başarı; Türk spor camiasından iş dünyasına, markalarını ve ülkenin itibarını yönetmeye soyunan stratejistlerden iletişim liderlerine kadar herkes için tam anlamıyla bir "
benchmark
" (nirengi noktası) niteliğindedir.Kurgulanan sistem, arka plandaki stratejik akıl ve sahaya yansıyan kusursuz disiplin, bugünün karmaşık yönetim dünyasına ders verecek niteliktedir…
Filenin Sultanları
’nın sahadaki mücadelesi ve başarısı tam anlamıyla ‘kamu diplomasisinin’ zirve noktasıdır. Dünyanın her yerinde milyonlarca insan; modern, disiplinli, azimli ve pes etmeyen Türk kadınını izledi. Bu, milyarlarca dolarlık bütçelerle yapılamayacak kadar doğal ve etkili bir algı yönetimidir.Eda Erdem’in liderliği, Vargas’ın sempatisi, Santarelli’nin taktik zekâsı ve tüm takımın azmi ve neşesi; Türkiye algısına küresel düzeyde muazzam bir "
sempati sermayesi
" ekledi.İtalya gibi köklü bir voleybol ekolünü, "100 maçın 99'unu onlar alır" denilen anlarda bile inançla devirmek, küresel sporda Türkiye’yi "
başaran ve ilham veren
" bir güç konumuna taşıdı.Yalan yok; maçın bazı anlarında "Gidiyor" hissiyatına kapıldığımız oldu. Zira karşıdaki güç, tarihsel bir voleybol ekolüydü. Ancak bu seviyelerde makası kapatan ve kaderi değiştiren şey sadece fiziksel yetenek değil;
inanç, direnç ve kriz anlarında soğukkanlılıkla uygulanan stratejidir
. "Bitti" denilen yerden, inancın gücüyle döndüler.Bu büyük yürüyüşün arkasındaki itici güçlerin en büyüğü ise şüphesiz muazzam seyirci desteğiydi. Tribünleri ve ekran başındaki milyonları tek bir kalpte birleştiren o destek, inancın meşalesini her an canlı tuttu.
Bakınız, bu bir rastlantı değil, tam bir "marka" yönetimidir. Dream Team’e giren 4 oyuncumuz, MVP Vargas ve Santarelli vizyonu bunu kanıtladı. Kaptan Eda Erdem’in dediği gibi: "Bugün Avrupa’nın başkenti İstanbul..."
Kızlar gösterdi ki, doğru yetenekleri doğru liderlik ve disiplinle birleştirince aşılmaz rakip yokmuş. İtibar tesadüfen kazanılmaz, adanmışlık ve krizde geri adım atmayarak, ortaya yüreğini koyarak inşa edilirmiş.
Keşke tüm özel ve resmî kurumlarımız bu takımın ve ona oyuncu yetiştiren tüm kulüplerin yapılarını öncesi, sırası ve sonrasıyla masaya yatırıp iyice tahlil edip kendilerine dersler çıkarsalar…
Tezvirata değil verilere bakılmalı
Uzun bir süredir, "Yabancı yatırımcı Türkiye'den kaçıyor", "Sermaye girişi tamamen durdu" ya da "Ekonomi dikiş tutmaz" diye ‘
battık – bittik
’ edebiyatı yapılır durur. Aslında olay basit… Anglosaksonların ‘ceiling watching’ dedikleri ‘tavana bakıp’ yürütülen ‘olsa olsa tahminleriyle’, ya da muhalif ‘yankı odalarında’ (echo chambers) yürütülen tezvirat kampanyalarının etkisi altında kalmadan; muteber resmi verilere bakılsa, yabancı yatırımcının Türkiye hakkında ne düşündüğünü tespit etmek mümkün.
Elimizde
S&P Global
ve Tüm Yatırımcı İlişkileri Derneği
(TÜYİD) tarafından hazırlanmış bir rapor var: 2026 Yılı 2. Çeyrek Fon Akışları Raporu. Bu hayli karmaşık finans raporunu, herkesin anlayabileceği sade bir dille parça parça incelemekte yarar var.
İlk olarak “
Paranın Yönü Türkiye’ye Dönük mü?
” sorusuna cevap arayalım…Tüm olumsuz felaket tellallığına rağmen yabancı yatırımcılar 2026’nın nisan, mayıs ve haziran aylarında (2. çeyrek) Türkiye piyasalarına
810 milyon dolar
net para sokmuşlar. Borsa İstanbul
da (BIST 100) bu süreçte son bir yılda %42
civarında değer kazanarak kendi ligindeki birçok ülkeyi geride bırakmış. İkinci olarak da “
Parayı Getirenler Kimler?
”in cevabına bakalım. Piyasada iki tip yabancı yatırımcı varmış…
1.
Bilinçli (Aktif) Yatırımcılar
: Şirketleri tek tek inceleyip "Bu şirket gelecekte büyür" diye hisse alanlar. Türkiye'deki yabancı paranın yarısından fazlası (%52
) bu grupta ve bu çeyrekte 148 milyon dolar
daha ekleme yapmışlar. Yani, içerdekilerin aksine Türkiye hikâyesine inanların
sayısı hiç de az değil… 2.
Otomatik (Pasif) Yatırımcılar
: Bilgisayar yazılımlarıyla otomatik alım-satım yapan bu grup ise bu dönemde sadece 16 milyon dolar
gibi küçük bir para çıkarmış. Kısacası; işi bilen, şirket seçen
uzman yabancılar
Türkiye'den hisse toplamaya devam ediyor. Öne çıkan yabancı yatırımların tarzına gelince…
Yatırımcılar heyecanlı ve riskli büyüme maceraları yerine; ayağı yere basan, üretim tezgâhı çalışan, "
Değerli
ve Ucuz
" (valuable ) şirketlere yönelmişler. Sadece bu tarz şirketlere 425 milyon dolar
para girmiş.Para nereden geliyor diye akla gelebilecek sorunun cevabı ise şaşırtıcı… Eski ezberlerde, yabancı paranın hep
Londra
ya da New York
'tan geldiği söylenirdi. Ancak bu rapora göre ezberler bozulmuş. En çok para getiren şehir, Norveç'in başkenti Oslo
olmuş. Norveçliler
Türkiye'ye 180 milyon dolar
yeni para getirmiş ve toplam yatırımlarını 2,1 milyar dolara
çıkarmışlar. İkinci sürpriz şehir ise Amerika'nın Los Angeles kenti. Gelen paranın miktarı ise
157 milyon dolar.
En çok yatırım alan sektörlere gelince; sanayi
+381 milyon dolar
ve hammadde/maden +51 milyon dolar
. Demek ki, yabancı üretimi seviyor. Buna karşılık bankacılık/finans sektöründen -214 milyon dolar çıkmış. Özetle; tezvirata da, karamsar tablolara da gerek yok. Dünyadaki profesyonel fon yöneticileri Türkiye'deki köklü ve üreten sanayi şirketlerine giderek daha çok güveniyor ve para yatırmaya devam ediyor. Üstelik bu para artık sadece bilinen klasik finans merkezlerinden değil, Norveç gibi zengin kuzey ülkelerinden gelebilmekte…
Herhangi bir siyasi tercihle özdeşleştirilemeyen ve
‘toplumu dikine kesmeyi’
başaran TÜYİD
’i izlemekte yarar var…
