Türkiye siyaseti iki parti açısından uzun süre siyasetsizliği temsil etti. Her iki partinin de siyasetsiz kalma sebepleri birbirinden oldukça farklıydı.
Cumhuriyet Halk Partisi
: Kitlesi o kadar keskin bir muhalif çizgi belirledi ki AK Parti ve Sayın Erdoğan karşıtlığı doz aşımı bir seviyeye ulaştı. Partililer, “AK Parti'ye muhalefet ediyoruz” düşüncesiyle kendi partilerinden bunun dışında bir beklenti içerisine girmediler.Bu peşin yaklaşım, yerel yönetimlerde hizmet beklentisini, Türkiye siyasetinde ise siyaset üretimi beklentisini ortadan kaldırdı. Parti yöneticilerine küçük rant alanlarını yönetmekten başka bir iş kalmamış oldu.
DEM Parti'
nin siyasetsizliği ise bambaşka sebeplere dayanıyordu. Bir siyasi parti; ülke ekonomisi, kalkınma, eğitim, bölgesel sorunlar, dış politika ve hükümetin meşgul olduğu bütün alanlarda siyaset üreterek bir taraftan iktidara muhalefet eder, aynı zamanda kendi kitlesine ve ülkeye gelecek vaadinde bulunur.DEM siyaseti ise “
demokrasi ve barış
” şeklinde iki kelimeden ibaret kaldı. Terörsüz Türkiye süreci, Türkiye'de birçok dönüşümün önünü açacağı gibi DEM Parti için de siyasal dönüşüm bir zorunluluk hâline aldı.Çözüm süreci döneminde “Türkiyelileşme” söylemi, partiyi batı illerinde soldan ve birçok kesimden oy alacak pozisyona taşımıştı. Fakat tekrar teröre dönüş, partiyi yeniden teröre bağımlı hâle getirdi.
PKK'nın kendini feshetmesinden sonra süreç bütün hızıyla devam ederken DEM geçici kongresini yaptı. Kısa bir açıklama geldi:
“Demokratik Cumhuriyet Hareketi'ne dönüşeceğiz.”
Bence DEM Parti'nin önündeki asıl mesele
isim değişikliği değil, siyasi kimlik dönüşümüdür
. “Terörsüz Türkiye” süreci, DEM Parti'nin eski siyasal zeminde kalmasını giderek zorlaştıracaktır. Çünkü sivil siyasetin ihtiyaçları, başlı başına demokratik süreçleri ve yeni bir siyaset anlayışını gerekli kılmaktadır.DEM Parti, kendisini PKK'nın siyasal uzantısı olmaktan ayıracak ve açık biçimde parlamenter siyasetin aktörü olmak zorunda kalacak.
Görünen o ki DEM Parti'nin geleceğini, PKK'yı fesheden Abdullah Öcalan belirleyecek. Eğer silahlı dönem gerçekten kapanırsa, Öcalan'ın rolü örgütsel bir liderlikten ziyade çözüm sürecine etki eden bir kişi olarak dem siyasetini belirleyecek. Siyasi dönüşümde Bugüne kadar Kandil'e bağımlı olan partinin demokratik cumhuriyet yaklaşımından geliştireceği siyaset merak konusu.
TÜRKİYE PARTİSİ
Bugüne kadar etnik kimlik siyaseti yapan parti,
“eşit vatandaşlık ve demokratik cumhuriyet siyaseti” vurgusunu
öne çıkaracak gibi duruyor.Vatandaşların taleplerini savunmaya devam ederken ekonomi, adalet, sosyal politika, belediyecilik, dış politika ve kalkınma gibi bütün Türkiye'yi ilgilendiren alanlarda kapsamlı politika üretmesi gerekecek.
CHP ile kurulan muhalefet ittifakı da köklü bir değişikliğe uğrayabilir. Bilindiği gibi yaklaşık on yıldır HDP, Yeşil Sol ve DEM Parti ile CHP arasında bir bağımlı ilişki vardı. Adı terörle anılan bir partinin Türkiye'nin kurucu partisiyle ittifak yapması çok anlaşılır bir durumdur. Fakat çerçeve yasa geçerken Yeni Parti'nin karmaşık tutumu, daha şimdiden bu ittifakı bozmuş gibi duruyor.
DEM Parti muhtemeldir ki cumhurbaşkanlığı seçimine müstakil olarak katılacak ve kendi adayını çıkaracak. Hâlihazırda Altılı Masa'da olduğu gibi bir muhalefet bloku ortada yok.
AK Parti ve Cumhur İttifakı'na yaklaşıma gelince,
“Terörsüz Türkiye” sürecinin en güçlü destekçisi olan partiler, siyasi süreçlerde müttefik olmaktan ziyade müzakere hâlinde olabilirler.
Terör örgütünün kendini feshetmesi, partiyi Türkiye'nin bütün meselelerine cevap üreten bir siyasi aktör olmaya zorlayacak. Bu dönüşüm başarıyla gerçekleşirse DEM Parti, kimlik siyasetinin sınırlarını aşarak
Türkiye’nin siyaset üreten partilerinden birine dönüşebilir.

