“Mekke’de sirenlerin çalması”
kimleri ne kadar rencide
etti, kaygılandırdı
bilmiyorum ama yıllar önce, “Irak dünün savaşıydı, Yemen geleceğin savaşı”
diyen, o zamanın senatörü, sonrasının ABD Başkanı Jeo Biden’ı haklı çıkardı.
Kudüs’ün işgalinden sonra Mekke’nin, Kâbe’nin bu şekilde savaşın ve çatışmaların içinde anılmasının “normalleşmesi”
hepimiz için ürpertici olmalı. Yemen’de
İran destekli Husiler’
in Suudi Arabistan’ın her yerini vurması, Mekke ve Medine’yi de hedef alacak hale gelmesi
, bir S. Arabistan meselesi değildir. Yıllar yılı
algılarımızı, kabullerimizi böyle yönettikleri
için onlarca ülkenin işgaline kendi dar alanına hapsedilmiş gerekçelerle inandırdılar.
Bu, Irak’ta Saddam ve kimyasal, Afganistan’da Taliban’dı
. Bize nasıl düşünmemiz gerektiğini bile dikte ettiler ve bu tuzağa hep düştük. İSLAM’IN KALBİ SAVAŞLA YÜZLEŞECEK! PEKİ KİM YAPIYOR BUNU? HUSİLER TEFERRUATTIR!
Şimdi yeni bir tuzakla karşı karşıyayız. “Suudiler Husiler’i vurdu onlar da cevap veriyor” ya da İran istihbaratının yönettiği kamuoyu çalışmalarında olduğu gibi “Suudiler zaten kötü, Amerika’nın kuklası” gibi söylemlerle bu savaşı pazarlamaya başladılar.
Ama işin kalbi burası değil. Husiler’in kahramanlığının, İran’ın ABD-İsrail ile savaşının ötesinde bir gerçek var ve bu son derece rahatsız edici.
İş; Hürmüz Boğazı’ndan sonra Babülmendep Boğazı’nın kontrolüne, Şii-Sünni savaşına, Arap-Fars savaşına, Suudi Arabistan’ın parçalanması tezlerine kadar uzandı.
İran’ın ABD ve İsrail ile yürüttüğü savaş, bu yapılanların meşruiyetini oluşturdu. Bu gerekçe ile örtülen çok daha derin, çok daha korkutucu bir boyut aldı. Bu, ABD ve İsrail ile savaşın değil, İslam’ın kalbinin savaşla yüzleştirilmesi girişimidir.
“TANKLAR KABE’YE DAYANMADAN” “SAVAŞ İSLAM’IN KALBİNE YERLEŞECEK” DİYEN KİM?
Yıllardır “İslam içi savaş”, “İslam kendi içinde savaşacak”, “Savaş İslam’ın kalbine yönelecek” diye hazırlıklar yapan İsrail ve ABD aşırı sağı, şimdi işte bunu deniyor. Onlar için İran ya da Suudi Arabistan yok. Onlar için coğrafyanın kendisi var, İslam’ın “tehdit edici” gücünü yok etme planı var.
2006-2007’lerde “Tanklar Kabe’ye Dayanmadan” diye bu tehlikeleri yazmıştım. Daha sonra bu yazılar Ketebe Yayınları tarafından 2018’de aynı isimle kitap haline getirildi.
Bugün kitabın sayfalarını karıştırırken tam da bugün olanları yazdığımı gördüm. O zamanlar, hassasiyetlerine inandıklarımız bile “neler söylüyorsun sen” diyordu.
Yanılmamak güzel ama o günden beri aynı endişenin gerçeğe doğru sürüklenişini görmek çok acı. Bazen sesinizi alabildiğine yükseltirsiniz ama yine de duyuramazsınız. Ya da uluslararası ilişkiler, bölgesel güç matematiği bu gerçeklere göre tedbirler alınmasının önüne geçer.
Abartı değil ama bu bölge ile ilgili hemen her konuda, belki birkaç yıl önceden, doğru tespitleri yaptığımı düşünüyorum. Talihsizlik, bunları çok önceden söylemiş olmak oldu. Erken söyleyince de o kurguları anlamak zor olabiliyor.
İSLAM İÇ SAVAŞI BÖYLE PLANLANMIŞ!
Şimdi “Tanklar Kabe’ye Dayanmadan” kitabından birkaç cümle ile konuya tekrar bakalım: “2003 yılında hazırlanan “Civil Domakratic Islam: Partners, Neseurces and Strategies” başlıkla proje, Müslüman dünyada derin bir iç savaş planıydı.
Bir de “US Strategy in the Muslim World” başlıklı 567 sayfalık rapor vardı. (O günden bu yana her şey bu çerçevede yürütüldü.)
“İslam İç Savaşı”nın aşamaları şöyle tasnif edilmişti: Şii-Sünni bölünmesi. Arap-Arap olmayan bölünmesi. Ilımlı Müslümanlar Enternasyoneli, Radikal birliklerin dağıtılması, Medrese ve Cami reformu, Sivil İslam’ın beslenmesi, Küresel istihbarat…
BİRKAÇ YIL İÇİNDE MEKKE SAVAŞI BAŞLAR HER ÜLKE, HER MİLLET KORKMALI…
Bu çalışmaları ABD’liler hazırlamıştı ama aslında İsrailliler, İsrail aşırı sağı tarafından hazırlatılmıştı. Çünkü “İslam’la savaş” ve “İslam iç savaşı” tezlerinin tamamının kurgusu İsrail tarafından yapılmıştı. Kitaptan devam edelim:
“İran’ın Haçlı Seferleri ve yeni Mekke Savaşı gibi ifadeler kullanmam hiç yadırganmasın. Mezhep görünümü altında müthiş bir milliyetçi dalga ile karşı karşıya bütün coğrafya.”
“Biraz dikkatli bakan herkesi, her ülkeyi, bu coğrafyadaki her etnik unsuru, her mezhepten çevreyi korkutması gereken bir tehlike bu. Eğer gözlerimizdeki bu körlük devam ederse, birkaç yıl içinde Mekke Savaşı ile karşı karşıya geleceğiz. Tankların Allah’ın evine dayandığını göreceğiz.”
KUDÜS’Ü REHİN ALANLAR KÂBE’Yİ DE KUŞATIYOR... “İÇ HALKA”YI VURACAKLAR!
“İslam’ın sınırlarında devam eden, Soğuk Savaş’tan kalma çatışmaları önce Mezopotamya’ya taşıdılar. Ardından Kuzey Afrika’yı zayıflatıp hareket edemez hale getirdiler. (Sonradan Orta Afrika’yı da iç savaşlara boğdular.)
İsrail üzerinden Kudüs’ü rehin alanlar şimdi Kâbe’yi kuşatmaya, rehin almaya çalışıyor. Onun etrafındaki halkada bulunan bütün ülkeleri birer birer zayıflatıp, parçalayıp devre dışı bırakmaya çalışıyorlar.”
“Suriye’den sonra ‘iç halka’ya yönelecekler. Doğrudan Kabe’nin etrafındaki halkayı vuracaklar. İşte bu hazırlıkların bize ne tür bir harita sürprizi yapacağını, kimlerin hangi safta yer alacağını iyi belleyin. Bugünlerin tarihini en ince ayrıntısına kadar not edin.”
BÜTÜN KUTSALLAR ÇİĞNENECEK. MEZHEPLERLE ALAKASI YOK!
“Tahran’ın nihai amacı, Kabe’ye dayanmak ve Suudi Arabistan’la hesaplaşmaktır. Bunu mezhep savaşı olarak formatlayıp pazarlayacaklar. Şii-Sünni savaşı olarak pazarlayacaklar. O zaman hepimiz mezheplerimize göre saflar, taraflar tutacağız.”
“Ama bu savaşın mezheple alakası bile yoktur. İsrail aşırı sağının ‘İslam içi savaş’ tezi ile İran’ın Fars milliyetçiliğinin birleşmesidir.
Coğrafyayı adeta ‘İslam içi Armagedon”a hazırlamaya çalışıyorlar. Acil müdahale edilemezse, bütün kutsalların ayaklar altına alınacağını, Türkiye’nin de bu büyük felaketten ağır yara alacağını düşünüyorum.”
HUSİLERİ ALKIŞLAYIN. ANCAK BİR ADIM SONRASINI BİLMİYORSUNUZ!
Bu korkunç senaryo uygulanıyor. Türkiye’nin devasa güç biriktirmesi, Suriye’nin parçalanmasının önlenmesi, Türkiye’nin büyük coğrafyanın her yerinde, “harita parçalanmasını” önlemeye dönük güçlü girişimleri tek sevindirici gelişme. Bunun dışında da büyük felaketi önleyecek kimse yok.
Bugün Husiler’in Bebülmendep Boğazı’nı denetlemesini, S. Arabistan’a bir ders vermesini alkışlayabilirsiniz.
Bu savaşı böyle algılayabilirsiniz. “S. Arabistan da kim oluyor, ABD kuklası” diyebilirsiniz. Ama bir adım sonrasını bilmiyorsunuz. Bugüne göre değil yarına göre konuşabilenlerin öncülüğüne ihtiyacımız var.
EVET, S. ARABİSTAN ABD İLE ORTAK. AMA İRAN BAE VE HİNDİSTAN’LA ORTAK. BAE VE İSRAİL ORTAK HAREKET EDERKEN…
Bu savaşın mimarı İsrail’dir ve kazanan sadece odur. ABD İsrail güvenliği için, petrol kazancı için savaşı teşvik ediyor ama İsrail büyük bir coğrafya felaketini tetikliyor. Evet, S. Arabistan ABD ile müttefik. İsrail ile diyalogları var. Evet İran ve Husiler ABD ve İsrail ile savaşıyor.
Ama son bir haftada İran ile BAE’nin S. Arabistan’a karşı ortak harekete geçmesi, İran ile İsrail’in elinde oyuncak olan Hindistan’ın hızla yakınlaşmasını nasıl anlayacağız.
Şu an S. Arabistan’ı İran ve BAE vuruyor, Husiler sadece ileri karakol. BAE İsrail’in coğrafyadaki en önemli ortağı. Bütün iç savaşlarda bu iki ülke birlikte hareket ediyor. Hindistan İsrail üretimi Islamofobi’nin ana karargahlarından ve askeri her alanda İsrail ile ortak. Peki İsrail ile savaşan İran, İsrail ortağı bu iki ülke ile nasıl ortaklık kurabiliyor?
HUSİLER DURDURULMALI. BÜTÜN SAVAŞLAR İSRAİL-İRAN ÇATIŞMA EKSENİNDEN BESLENİR
“Husiler durdurulmalı” dediğiniz anda İsrail’ci, ABD’ci oluyorsunuz! İran istihbaratının çok başarılı bir kamuoyu çalışması bu.
Ama tekrar söylüyoruz. Husiler durmalı ya da durdurulmalı. Yemen’in bütünlüğü sağlanmalı. İsrail’in bu savaşta rol alması engellenmeli. İran’ın S. Arabistan’la hesaplaşmasının önüne geçilmeli.
Coğrafyamızdaki bütün iç savaşlar ve işgaller, “İsrail-İran çatışma ekseni”nden beslenir, bu çatışma gösterilerek meşruiyet üretilir.
Bu, otuz yıldır böyle. Milyonlarca insan böyle öldürüldü. Ülkeler mahvedildi, şehirler böyle yok edildi. Şimdi aynı eksen bir ülkeyi daha parçalamaya çalışıyor. Bütün coğrafya, bu kısır döngünün kurbanları haline geldi. Artık bir çıkış yolu açılmalı. Bu eksen devre dışı bırakılmalı. Ülkeler, milletler korunmalı.
MEKKE’DE SİRENLERN ÇALARKEN TANKLAR KABE’YE DAYANIRKEN...
İsrail üzerinde baskı artırılmalı. Kudüs odaklı baskılar yoğunlaştırılmalı. Kudüs’ün kurtarılması için coğrafya ölçekli bir bilinç dalgası ve hareket üretilmeli. İsrail kendi sınırlarına hapsedilmeli. İran’ın başka ülkelerin içişlerine karışması engellenmeli. BAE çok ciddi anlamda kendi içine döndürülmeli.
Mekke’de sirenler çalarken, tanklar Kabe’ye dayanırken ertelenen her şey ölümcül olacaktır. Yarın hayal kuracak mecali bile bulamayız. Her şey gözümüzün önünde akıyor ve biz artık bunu seyredemeyiz.
Kâbe’nin etrafına hava savunma sistemleri yerleştirmek zorunda kalmanın utancı hepimize yeter.

