Bir kaç gün evvel, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda Başbakanları Cardiff’te toplanarak Birleşik Krallık’tan ayrılmak istediklerini beyân eden ve Westwinster’ın bu yolda kolaylaştırıcı adımları atmasını talep eden bir mutabakat zaptını ilân ettiler. Bu haber bir bomba tesiri yaptı. Evet, daha 2014 târihinde İskoçya’da bir referandum yapılmış, ayrılıkçılar kıl payı kaybetmiş ve sular durulmuştu. Ama zaman zaman, yine başta İskoçya olmak üzere Galler ve Kuzey İrlanda’dan çatlak sesler duyulmaya devam ediyordu. Ama ilk defâ, Birleşik Krallığın yapısını oluşturan bu unsurlar toplu hâlde, Krallığın varlığını bu kadar keskin vurgularla tehdit eden bir mutabakat zaptında biraraya geliyorlardı.
Aceleci yorumcular kendilerini bu haberin harâretine kaptırarak, Birleşik Krallığın çökmekte olduğuna hükmeden değerlendirmeler yapmaya başladılar. Ama hâdise soğudukça manzaranın tam da bu olmadığı da görülmeye başladı.
Hâdiseyi kuşatan dâhilî ve hâricî faktörlerin neler olduğunu ele almadan evvel bakılması gereken hususlar var. Bu üç unsurun müşterek bir çıkış yapması,
hepsinde milliyetçi partilerin iktidâra gelmiş olmasıyla
alâkalı olduğu hemen görülebiliyor. Bu partilerin milliyetçi bir tabana sâhip olmaları ayrılma gibi son derecede dramatik bir alt yapının varlığına delâlet eder mi? Evvelemirde sorulması gereken sual budur. Yâni, milliyetçi hislerle milliyetçi bir partiye oy veren insanlar muhtemel bir referandumda da ayrılmak için aynı istikâmette hareket eder mi?
Bundan her zaman emin olmak mümkün değildir. Bahsi geçen üç ünsurda ayrılıkçı temâyüller aynı derecede kuvvetli değil. Ayrılıkçı hislerin en kuvvetli olduğu İskoçya’da bu oranın henüz%50’yi bulmadığı yapılan kamuoyu araştırmalarında ortaya çıkıyor. Galler ve Kuzey İrlanda’da bu oran hayli gerilerde seyrediyor. Buradan da anlaşılıyor ki, henüz bu mutabakat zaptının sosyal/siyâsî ardalanı zannedildiği kadar dolu değil.
Hoş,bir referandum sath-ı mâiline girilirse, bilhassa İskoçya’da, kararsızlar nokta-i nazarından nasıl bir iklim ortaya çıkar, bilemeyiz. Ama, Kuzey İrlanda ve Galler için, muhtemel bir referandumun, ayrılıkçılar itibârıyla hezimet ile neticelenme riskinin çok yüksek olduğu şimdiden görülebilir. Diğer taraftan, kânunen İskoçya’da referandum yapılması için Londra’nın karar vermesi icap ediyor. Downing Caddesi, 10 numarada ikâmet eden İskoç kökenli Başbakan Andy Burnham, kendisinden beklendiği üzere mutabakat zaptını kabul edilemez olduğunu beyân etti.Hâsılı, insanın kendisini haberin harâretine kaptırmaması daha doğru olur. Ama hâdisenin ehemmiyetini reddetmek de o derecede hatâlı olur. Şu dâima akılda tutulmalıdır ki, dünyânın kâhir ekseriyetinde millî yapılar benzer riskler altındadır. Bununla berâber bu risklerin Avrupa için daha yüksek seyrettiğini söyleyebilmek mümkündür. Bu sütunlarda defaatle yazmış olduğum üzere,
Avrupa “medeniyetinin” köklerini Antik Grekler veyâ Roma’da aramak entelektüel bir zorlamadır. Avrupa’yı Avrupa yapan derin kökler 1000 sene hüküm süren feodalite yüklü bir mâzide aranmalıdır.
Hoş, modern Avrupa kimliğini var eden hâkim ideoloji bunu reddeder. Tam aksine, Karanlık Ortaçağın, Avrupa târihinde ârızî olduğunu; Avrupa aydınlığının Grekoromen temellerden neşet ettiğini, Rönesans/Reform ve Aydınlanma üzerinden aslî yapısına kavuştuğunu vaz eder. Tabiî bu arada kimse kolay kolay, “Beyler, ya hu 1000 seneden bahsediyoruz 1000 senelik bir ârıza olur mu?” diye sormaz. Bâzen inanmış kudurmuştan beter olabiliyor.Evet, Avrupa’nın kültürel genetiği,mosernlik tarafından bastırılsa da her zamân feodal kalmıştır. Bu, mahallî kimliklerin baskınlığına işâret eder. Modern dünyâyı inşâa eden ana dinamik olan kapitalizm bir temerküz meselesidir. Onun için feodal parçalanmışlıklardan hoşlanmamış ve hem ekonomik hem de siyâsî seviyelerde merkezîleşme ve standartlaşmayı teşvik etmiştir. Ama bu teşvikler ve teşebbüsler her dâim feodal mirâsın bloklarına çarpmıştır. Nitekim Avrupa’da pek çok yerde millî birliklerini kurmaları çok sancılı ve kanlı olmuştur. Yine pek çok yerdeki
birleşmeler ve bütünleşmeler feodal çizgilerin korunduğu federal seviyelerde
yaşanmıştır. Bunlar da zaman içinde aktif hâle gelebilecek olan fay hatlarını oluşturmuşlardır. AB’nin fişeklediği Avrupalı kimliği, çok ileri bir adım olmakla berâber esâsen Avrupa târihinin derin kökleriyle çatışıyordu. Nitekim müşterek bir Avrupa Anayasası noktasına gelindiğinde duvara tosladı ve bu târihten başlayarak AB’nin çözülme süreçleri işlemeye başladı.Küreselleşme denilen ve esâsen sâdece sermâyenin Batı’dan kaçışını kolaylaştıran hudut aşkın süreçler diyalektik olarak mahalli kimlikleri de açığa çıkardı. Bu çelişkiyi en azından nazariyatta izâle etmek
küyerellik
(glokalization) diye maskara bir tâbir uyduruldu. Sermâye yer değiştirirse, uzaklaştığı yerleri çölleştirir. Bu çöllerde biten yegâne ot ise kabilevî kimlikler olur. Kuzey İtalyanlar Lombart, Barcelonalılar Katalan, Bilbaolular Bask, Cardiffliler Galli, Edinbuglular İskoç olduklarını-zâten biliyorlardı da bilmezlikten geliyorlardı- ihtirasla hatırlar ve sâhiplenirler.Evet temel mesele ekonomik süreçlerle alâkalı. Ekonomilerin çözüldüğü yerlerde kimse kimseyi dinlemez. Mahalli menfaatler ve kimlikler birleştirici kimliklerin yerini alır. Diğer taraftan küreselleşme sâdece sermâyenin yer değiştirmesiyle sınırlı kalmadı. Onu aynı zamanda yeniden yapılandırdı. Eşanlı olarak hem dünyânın tekmil varlıklarına çöktüler hem de kısmen de olsa toplumsal yeniden dağıtım kanallarını kopararak kendi içlerine kapandılar. Bugün her zaman olduğundan daha az görünüyorlar.
Yâni,pembe küreselleşme masalları anlatılırken sermâye dünyâyı çölleştirerek kendisini büyüttü ve sırladı.
Küresel eşitsizlik bunun fonksiyonudur. Mahallî kimliklerin patlaması, sürecin kurbanı olan milyonlarca “çöl bedevîsinin” harekete geçmesi ve çeperlerden merkeze doğru modern kavimler göçünü
başlatması oldu. Bu da mahallî kimliklerin yabancı düşmanlığı üzerinden mukavemet göstermesine vesile oldu. Hâsılı, hem dâhilde birbirlerine, hem de hâriçten gelenlere karşı bilenen bir sosyal/kültürel iklim doğdu.
Siyâsetler artık bu gerilimlerin üzerine inşâ ediliyor. Daha doğrusu siyâsî dünyâlarımız artık bir zamanlar siyâset öncesi (prepolitical) olarak târif eilen ve küçümsenen reflekslerin hâkimiyeti altına girdi. Bugün dünyâda köhnemiş de olsa medenî görünümünü binâların içinde tam bir ilkellik hüküm sürüyor. İstikbâlde bu zamanların târihini yazacak târihçiler işlerini yaparken herhâlde çok gülecek ve eğleneceklerdir.
