Afganistan''da halen 66 bin Amerikan askeri var. Türkiye''ninkiler de dahil diğer yabancı askerlerin sayısı da 34 bine yakın. Bu 100 bin askerin çoğu 2015''e kalmadan Afganistan''dan ayrılmış olacak. ABD Başkanı Barack Obama ile Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, geçen Cuma günü Beyaz Saray''da öncelikle bu çekilme sürecini detaylandırdılar. Buna göre muharip askerler baharla birlikte operasyonları azaltıp Afgan ordusunun eğitimiyle, yardım ve destek hizmetlerine ağırlık verecekler.
İki lider çekilmeden sonrasına ilişkin bir güvenlik anlaşması üzerinde de çalıştılar. Sözkonusu anlaşma ABD''nin ülkedeki askerî varlığını ne şekilde sürdüreceğine dair. Anlaşılan o ki, Irak''tan farklı olarak Afganistan''da ''savaş bittikten sonra'' da bir miktar asker bulundurmayı sürdürecek ABD. Savaş ise -Obama yineledi- 2014''te bitecek: ''2014''ün sonuna kadar geçiş süreci tamamlanacak. Afganlar kendi güvenliklerinin sorumluluğunu tümüyle kendileri üstlenecek ve bu savaş sorumlu bir şekilde sona erecek''.
Bana bu yazıyı yazdıran işte bu sorumlu sözcüğü... Nasıl bir Afganistan bıraktığını düşünüyor ki Amerikan başkanı? Savaşın yolaçtığı ölümler bir yana, 2001''den bu yana sıradan insanların hayatında iyileşmeden sözedilebilir mi acaba? İşte bu ''sorumluluğun'' satırbaşları:
Dünya Bankası verilerine gore halkın %73''ünün içme suyuna erişimi yok.
Afganların %95''i sağlıksız, hijyenik olmayan koşullarda yaşıyor.
Yılda 50 bine yakın çocuk (günde 133 çocuk) ishalden ölüyor.
Halkın üçte biri günlük minimum kalori ihtiyacını (2100 kalori) karşılayamıyor.
Çocukların yüzde 75''inde demir ve iyot eksikliği var.
Beş yaş altındakilerin yarısından fazlası kronik yetersiz beslenmeden muzdarip.
Aslında insanların yaşam koşullarına dair kapsamlı araştırma da yapılmıyor. Aktardığım rakamlar, 2007-2008 arasında yürütülmüş en son en güvenilir çalışmadan. Öyle ki Afgan Ekonomi Bakanlığı ile Dünya Bankası geçen yıl yine bu çalışmayı raporlaştırıp yayınladı. İşsizlikle ilgili 2005''te açıklanan (bir daha da açıklamamışlar) resmî oran % 40. Gıdaya erişim, barınma, sağlık, eğitim, yol, su, elektrik... Kabil ve biraz Herat''ta ne varsa var; gerisi mahrumiyet bölgesi.
Obama''ya basın toplantısında sordular aslında, ''bu savaşa değdi mi'' diye. Biraz düşündükten sonra yanıtladı: ''En iyi senaryonun gerçekleşmesi halinde, insanların, yapabilirler diye düşündüklerini başarabildik mi? Muhtemelen hayır. İnsani bir teşebbüs bu, ideale ulaşmak imkansız... Peki temel hedefimize ulaştık mı? Gelecekte topraklarını ABD''ye saldırı düzenlemek için kullandırmamak üzere, bizle işbirliğine istekli, sorumluluk sahibi bir Afgan yönetimi ile güçlü ilişkiler geliştirebildik mi? Evet bunu başardık. Başarıyoruz''.
ABD''nin Afganistan''ın ''yeniden imarı'' için de çalıştığı doğru. Hatta vergi mükelleflerinin cebinden 120 milyar doları aşkın para çıkmış bu iş için. Ama yönetimin ''sorumluluğuna'' sahip çıkmadığı görülüyor. Afganistan bugün dünyanın yolsuzluk açısından en kötü ikinci ülkesi. ABD içinse imar hiç öncelik olmuşa benzemiyor. Taliban kitabıyla ünlü Pakistanlı gazeteci/yazar Ahmed Raşid, ''O paralarla uzunca bir süre savaş ağalarını beslediler'' diyor; ''Amerikalılar altyapıya yatırımı çok geç bir aşamada ve yetersiz düzeyde başlattılar. Örneğin, nüfusun yüzde 80''i köylü, ama 2010''a kadar tarıma hiç yatırım yoktu''.
Ya kadınlar? Burkalarından sıyırmak, esaretten kurtarmak, ABD''nin hedeflerinden biri değil miydi? Bu da soruldu Amerikan başkanına. Afganistan anayasasının kadınların haklarını koruduğunu söylemekle yetindi Obama ve kadınlara fırsat tanınmazsa başarılı olunamayacağını. ''Elbette, elbette...'' diye onayladı Karzai.
Afganistan''ın fırsat tanınmış nadir kadınlarından birine danışalım biz. 2005''te Afganistan ulusal meclisine seçilen en genç kadın üye olarak tanınan 34 yaşındaki Malalai Joya''nın geçen Çarşamba, Karzai''in Washington ziyareti vesilesiyle www.commondreams.org adresinde yayınlanan röportajından aktarayım yanıtını:
"ABD ve NATO kadınların durumunu bahane etti. Onlar için savaşmadıkları aşikar. Bu süreçte okulların, üniversitelerin inşa edildiği, Karzai rejimine kadın ve insan hakları temalı projeler için para verildiği doğru. Ama 11 yıldır, çoğu kadın ve çocuk, onbinlerce kişi öldü bu ülkede. Fosfor bombaları kullanıldı, düğünler bile bombalandı. Taliban dönemiyle karşılaştırırsak, şimdi Kadın Bakanlığı var, parlamentoda da %25''lik kota. Ama kadın milletvekillerinin işlevi sembolik. Kabil ve Herat gibi büyük şehirlerde okula gidebilen, çalışan az sayıda kadın hariç diğer her yerde cehennem hayatı yaşanıyor. Tecavüz yaygın. Ha kuş vurdun, ha kadın, o kadar kolay öldürmek. Geçen yıl 2300 kadın intihar etti, görülmedik duyulmadık bir rakam. İktidardakilerin Taliban''dan farkı yok bu anlamda. Güzel giyinmiş koltuk sahibi kadınlar da yanıltmasın kimseyi. Eğer işgalin kazanımları varsa, onlarla en tepedekiler şımartılıyor."
Not: Yıldız Ramazanoğlu''nun iki ay önce Kapı Yayınlarından çıkan İşgal Kadınları adlı kitabı, tam da yukarıdakine benzer örneklerle, işgali, emperyalizmi kadınlar üzerinden aklayan zihniyeti sorguluyor. Bunu yaparken iğneyi işgal edilen coğrafyanın insanına da batırmaktan çekinmiyor.
Başlıklar :

