Yazarlar Biz niye defansa çekildik Ersin?

“Biz niye defansa çekildik Ersin?”

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Aslında bugünkü yazımın başlığı “Sana bir kur hikâyesi anlatayım mı?” olacaktı. Şu sosyal medyayı kasıp kavuran “20’li yaşlardan fotoğraf paylaşma” hikâyesi var ya, onun bir uzantısı olarak Türkiye’nin son 20 yılını yerden yere vuran paylaşımlar üzerinden kotaracaktım yazıyı. Ama sonra baktım, 2001-2021 arası Türkiye’de dolar kurunun değişimi üzerinden “en büyük challenge bu” yazarak operasyonun kralını çeken bir yaşam koçu (beyin koçu diyenler de var, bilemedim adamın mesleğini) ağlamaklı halde “siyasi taraftarlık insanların gözünü kör ediyor” falan yazınca boş verdim.

Boş ver dedim zira Türkiye’de 2001’de doların 1 milyon 50 bin lira, 2021’de 8 lira 30 kuruş olduğu gerçeğini “en büyük challenge bu galiba” diyerek “politize eden” adama “siyasi taraftarlık olarak (ve son derece yanlış şekilde) isimlendirdiğin şey benim değil, senin yaptığına denir” diyemem. Maazallah beyin kapasitemi yeteri kadar kullanamadığımı falan iddia eder otorite olarak, başım derde girer. Neme lazım.

Eh ben de can dostuma, kankam Ersin Çelik’e sorayım dedim: “Biz niye defansa çekildik Ersin?”

Bu sorunun cevaplarından daha çok ihtiyacımız olan şey, soruyu yüksek sesle sormaya cesaret etmemizdir. Bu elde var bir.

Türkiye’deki politik düzlem “söylem üstünlüğü” fikrine dayalı olarak gelişiyor uzun süredir. Bu elde var iki.

Türkiye’de hem sokağın iktidarını, hem meclisin iktidarını, yani hem sosyolojik hem de politik iktidarı elinde bulunduran kesim durmaksızın defansa çekilmeye mecbur hissediyor kendini. Bu da elde var üç.

Oysa defansa çekilmeyi gerektirecek bir şey yok ortada. Daha doğrusu, gerçekten defansa çekilmemiz gerektiği zaman defansa çekilmekte sorun yok. Lakin her Allah’ın günü, ezik bir ruh haliyle “aslında o söylediğiniz öyle değil” falan diyerek defans hattını geride, en geride kurmanın çok yıpratıcı bir şey olduğunu düşünüyorum.

Misal dolar kuru işte. Şunu diyeceğiz yahu basitçe: “2001 ila 2021 yılları arasında ülkemizde dolar kurunun sadece 8 kat artmış olması öyle böyle değil, çok büyük başarıdır. Zira 1991 ila 2001 yılları arasında bu dolar dediğin meretin değeri tam 212 kat artmıştı memlekette. Şimdi özlemle andığınız, burnunuzda tüten o 90’lı yıllar, bu memleketin gördüğü en aşağılık politikacıların, en sefil bürokratların, en hırsız bankacıların, asker üniforması giymiş en pislik darbecilerin hükmettiği yıllardı ve o yıllarda bu ülkenin kaybettiği değeri yerine koyabilmek için 20 değil belki 60 yıl gerekir!”

Hadi bu en nihayet politik düzlemdir. Diyelim ki öyle de okunur böyle de okunur. Ama ele geçirdiği 3 gram parayla görgüsüzlük etmeyi seçmiş bir muhafazakâr seçip onun üzerinden hepimizin üzerinde tepinmeye çalıştıklarında verdiğimiz tepkilere ne demeli peki? Yok, evleri çok şatafatlıymış da, yok kızına bilmem ne partisi veriyormuş da. Yahu sağdan sağ üç görgüsüz, soldan sağ beş ahmak yüzünden “bizim mahallemiz valla billa böyle değil” diye anlatma sırasına giriyoruz.

Oysa mesele basit: 80 yıl boyunca ayrıcalıklarla kutsanmış Homo Kemaliscus türü, kendi yaşam alanlarında yeni bir tür istemiyor. Kendi yerleşik görgüsüzlüğü ve sevgisizliğiyle Türkiye’nin dört bir köşesini işaretleyip “buralar benim” demeye çabalıyor her seferinde.

Oysa denilecek şey de çok basit: “Yok öyle yağma. Memleketin bütün sosyolojik kesimlerinde ahlaksız, görgüsüz, uğursuz, kademsiz yüzdesi kaçsa bütün mahallelerde oran aynı… İşte bir Homo Kemaliscus Malatya’da, 16 yaşında bir kıza tecavüz etti iki gün önce. Sizin ikiyüzlü kadın örgütleriniz yine ‘çokoprens almayı’ seçti tepki vermek yerine. Dolayısıyla oturun ulan oturduğunuz yerde. Herkesin birbirini çok iyi tanıdığı şu güzel ülkede ne numara çekmeye çabaladığınızı anlamıyoruz sanmayın!”

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama yerim dar.

Dönelim başlıkta sorduğum soruya. Bizim defansa çekilmemiz, her seferinde kendimizi izah edip bizim olmayan suçlar yüzünden özür dilemeye çalışmamız falan bir noktadan sonra ciddi bir sorun olmaya başladı. Hatamız olursa özür dileyelim. Mesele o değil. Mesele, kendi hatalarını sürekli gözlerden kaçırmaya çalışan adamlara işlemediğimiz hatalar yüzünden hesap vermeye meyyal oluşumuz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.