"Demokratik özerklik": Gerçekten açıklanmaya muhtaç bir kavram

00:008/06/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

Tarhan Erdem''in "Amed Demokratik İl Konseyi"nin "Statüsüzlüğe karşı demokratik özerkliği fiilen geliştirme ve eksik kalan boyutlarını tamamlayarak demokratik özerk yönetimlerin ilanını" hızlandırmayı amaçlayan kararına ilişkin yorumlarını çok yararlı buluyorum.Erdem''in bu çerçevede Şerafettin Elçi''ye yönelttiği soruların cevabını merak edenler arasında ben de varım. Soruların Elçi''ye yöneltilmesi doğru bir seçim, çünkü Kürt sorununun çözülmesi amacıyla bugüne kadar en açık-seçik öneri ve istekleri

Tarhan Erdem''in "Amed Demokratik İl Konseyi"nin "Statüsüzlüğe karşı demokratik özerkliği fiilen geliştirme ve eksik kalan boyutlarını tamamlayarak demokratik özerk yönetimlerin ilanını" hızlandırmayı amaçlayan kararına ilişkin yorumlarını çok yararlı buluyorum.

Erdem''in bu çerçevede Şerafettin Elçi''ye yönelttiği soruların cevabını merak edenler arasında ben de varım. Soruların Elçi''ye yöneltilmesi doğru bir seçim, çünkü Kürt sorununun çözülmesi amacıyla bugüne kadar en açık-seçik öneri ve istekleri bugüne kadar bu siyasetçiden dinlemiştik. Ama bugün gelinen noktada görünen o ki, bu değerli siyasetçi de ülkenin bugünü ve yarını açısından birinci dereceden önemli bir soruna yaklaşırken bir takım muğlak ifadeler kullanıyor. Dolayısıyla Elçi''nin "Biz özgür bir halk olarak, kendi özgür irademizle dilimizle bu coğrafyada egemen ve kendimizi yönetmen istiyoruz" ve "Birleşmiş Milletler (BM) ölçülerine göre bir halkız. Halk statüsüne sahibiz" şeklindeki sözlerinin Radikal yazarı tarafından yeterli açıklığa sahip olmayan ifadeler olarak değerlendirilmesi –bence de- doğrudur. "Statü" talebine ilişkin olarak ortaya atılan kavramlar gerçekten de açıklanmaya muhtaç kavramlardır.

Tarhan Erdem''in konuyu ekranda tartışırken dile getirdiği değerlendirmeyi de yerinde buldum. Bu yöndeki gayretinin ortaya atılan kavramların açıklığa kavuşturulmasını amaçladığına burada da şahit olduk. Bu çerçevede 1921 Anayasası''nın 23. maddesine atıfta bulunulmasını "nihayet sağlam bir zemin!" dercesine değerlendirip desteklemesi gibi. Gerçekten de, 21 Anayasası''nın –nihayet!- hatırlanan bu maddesi okuyana (anayasa hukukçusu Kemal Gözler''in sözleriyle) "1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun adem-i merkeziyete çok önem verdiği gözlemlenebilir." dedirten bir maddedir.Gerçekten de bu madde -uygulamaya konulamamış olsa da- çerçevesi belirlenmiş olduğu için kendisine atıfta bulunabileceğimiz ve gerekirse kendisinden ilham alabileceğimiz ya da hiç değilse 82 Anayasası''nın 127. Maddesinde karşımıza çıkan "Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, (…) idari vesayet yetkisine sahiptir" şeklindeki merkeziyetçi zihniyet ile karşılaştırma yapabilmemize yarayan "içi dolu" bir "statü"den söz etmektedir.

Türkiye pek çok alanda olduğu gibi "idare hukuku" alanında da dersini gerektiği gibi çalışmamış bir ülke. Merkezi idarenin mahalli idareler üzerinde idari vesayet yetkisine sahip olduğunu ilan eden ve savunanların dersini çalışmamasını anlayabiliriz. Ama maalesef bu "vesayet"e karşı çıkanlar da yeterince çalışmadı. Kürt sorunu söz konusu olduğunda Kürt siyasetinin temsilcilerine fırsat buldukça şu soruyu ben de yöneltmeye çalıştım: Nasıl bir özerk yönetim, nasıl bir "statü", nasıl bir yerel yönetimler düzeni? Şerafettin Elçi''nin "federasyon" diyerek cevabını netleştirdiğini bildiğimiz için kendisini dışarıda bırakıyorum. Ama doğrusu, karşılaşma imkanı bulduğum diğer siyasetçilerden bu ve benzer sorularıma çoğu zaman az bile olsa tatmin edici bir cevap alamadım. Ülkenin diğer birçok alana ilişkin sorulara cevap verememesinin arkasındaki "gecikme", burada da karşımıza çıkıyordu.

Bizi donanımsız bırakan bu "gecikme"de cumhuriyetten itibaren iktidarı ele geçirmiş ceberut yönetimlerin sorumluluğunu-sorumsuzluğunu unutuyor değilim. Yönetimler işi o derece ağırdan aldılar ki, "özerklik" bahsi açılınca ilk akla gelen geniş anlamıyla "kültürel özerklik" ilkesi ile biraz ilgilenir gibi olduklarında "tren zaten çoktan kaçmıştı". Oysa akılcı bir yönetimin bu treni kaçırınca ilk iş olarak "idari özerklik" kartını açması gerekirdi, ama bildiğiniz gibi bu kart da "kırmızı çizgiler" faslına dahil olduğu için açılmadı. Yönetimler her şeyden önce şunun farkında değillerdi: Bu kartların ("kültürel" ve "idari") olması gerektiği gibi hakkı verilmeyince, açılacak kart mutlaka "politik özerklik"tir. Sonrasi da "savaş" tabii ki…

Çok mu karamsarım bilmiyorum ama son "statü" talepleriyle de karşılaştıktan sonra, Kürt sorununun artık "idare hukuku" ile çözülemeyecek, "politik hukuk"un işin içine girmesini talep edecek bir noktaya ulaştığını sanıyorum. İnşallah yanılıyorumdur.