
Geçtiğimiz Salı günü Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla “…teminat eksikliği yaşayan KOBİ’lerimizin finansman ihtiyaçlarını en uygun şekilde desteklemek amacıyla; üretim, ihracat ve istihdamı önceleyen Türkiye Ekonomi Modelimizle uyumlu şekilde, yeni bir Hazine Destekli Kefalet Paketi çalışması yürütüyoruz.” diyerek yeni bir KGF paketinin duyurusunu yaptı. Bu duyuru ile KGF tartışmaları yeniden başladı.
Kredi Garanti Fonu (KGF) aslında 1991 yılında kurulan oldukça eski bir kuruluş. Ancak biz KGF’yi ve ekonomideki etkin rolünü 2015 yılından itibaren İsmet Gergerli’nin fona genel müdür olmasıyla birlikte hissetmeye başladık. O tarihten itibaren özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıran, finansman maliyetlerini düşüren ve KOBİ’lerin bankalarla olan ilişkilerini belirli bir sistematiğe sokan bir katalizör görevi üstlenmişti KGF.
Her ne kadar sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar suiistimaller gündeme getirilerek mesnetsiz bazı eleştiriler olsa da KGF’nin 2015 yılından sonra üstlendiği rolün sonuçlarına ilişkin çok sayıda bilimsel ve teknik çalışma yapıldı. Daha önce de yine bu köşede yazdım ama yeri geldiği için bu çalışmaların en önemli iki tanesinin sonuçlarını kısaca hatırlatayım.
2018 yılındaki TCMB’nin bir çalışmasına göre KGF’nin devreye girmesi ile beraber firmaların KGF kefâletli krediler sayesinde eskiye oranla krediye %0,9 ila %1,5 puan arasında daha ucuz ulaştığını gördük. Yine KGF teminatlı kredilerle firmaların ortalama kredi vadesi 2,4 yıldan 3,4 yıla uzamıştı.
2021 yılında yine TCMB’nin başka bir çalışmasında da; KGF desteğini alan firmaların almayan ikizlerine göre istihdamlarını %17, satışlarını %70 artırdıklarını görüyoruz. Dahası bu firmaların kredi temerrüt olasılıkları da %0,6 azalmıştı. Aynı çalışmanın bulgularına göre her 1 milyon TL’lik KGF kefaleti ile kullanılan kredinin yaklaşık 2,7 ilave istihdam ve 3 milyon TL ilave satış sağladığı görülüyor.
Her ne kadar bazı yan etkileri olsa da KGF kefaletli kredilerin %99,9’u KOBİ’lerden oluşan Türkiye ekonomisine katkıları ortada. Bu bakımdan ekonominin belirgin risklerle karşı karşıya kaldığı bu dönemde yeni bir KGF teminatlı kredi paketinin hazırlanıyor olması yerinde bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu paketin dizaynı da aynı derecede öneme sahip. Doğru firmaya doğru miktarda krediyi yönlendirmek gerekiyor. Bu bakımdan söz konusu pakette ağırlığın finansmana erişimde ciddi güçlük çeken KOBİ’lere verilmesi büyük önem arz ediyor. Özellikle teminat sıkıntısı çeken KOBİ’leri öncelenmesi elzem.
Yukarıda belirgin yan etkilerden bahsetmişken bu konudaki en büyük tartışmaya da bir göz atalım. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yeni paketi ilan etmesi ile beraber KGF kefaleti ile oluşan kredi artışının enflasyonist etkisi olacağına yönelik eleştiriler dillendirilmeye başlandı. Bu kısmen benim de katıldığım bir görüş olmakla birlikte ekonominin öncelikleri açısından konuyu ele aldığımızda üretim, istihdam ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip KOBİ’lerin finansmana erişiminin de ne denli önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.
Özetle KGF’nin yaratacağı tolere edilebilir düzeydeki ilave enflasyon ile ekonominin durması arasında bir tercih yapılacaksa ezberlenmiş ve teknik gibi görünen eleştiriler yerine reel duruma odaklanmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
KGF’nin ekonomiye getirileri ile ilgili daha önceki yazılarımı aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz:
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.