Dünyaya, hepimizin hayatına hakim olan modern teknolojik medeniyet, insanın kendine karşı bir düşman kuşatması yarattı. Açıkçası kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.
Bu sıkıntı hayatın her unsurunda yaşanıyor. Ama aldanış şurada. Ağır ve tatlı bir tempoda, konfora gömülmüş olarak ölüyoruz.
Bu tabii tuzu kuru olanların ölümüdür. En alttakiler, fakirler, güçsüzler ya açlıktan ya susuzluktan yahut aralarında çıkarılan fitne yüzünden birbirini öldürerek yok oluyor.
Refah, kalkınma ve zenginlik; yani hakim olma ihtirasını tatmin, başkalarını köle kendini efendi kılma yolunda, yani nefsin emrinde her yol mübah. (Diyeceksiniz ki tarihin her döneminde bu böyle olmuştur. Doğru ama bu denli kitlesel ve küresel olmamıştır).
Bilim dediğimiz şey bir yandan GDO"lu ürün üretimini icat ediyor, bir yandan da bunun insanlık için zehir olduğunu ispatlıyor.
Bu bana eski günlerin İslâm âlemindeki hakimiyet mücadelelerini hatırlatıyor. İki Emir de yanında yaptığı işlerin şeriata uygun olup olmadığına dair fetva verecek bir müftü bulunduruyor. Müftülerden biri düşman Emir ile savaşmanın cihad olduğuna dair fetva verirken, öbür Emir"in yanındaki müftü bunun tam tersi bir fetva veriyor. Ve Emirler ellerindeki fetvalarla savaşa tutuşuyor; Müslüman Müslümanı katlediyor. (Gerçi günümüzde de aynı şey oluyor ya o bahsi diğer).
Türkiye"de GDO"lu ürünlerin ülkeye girip girmemesi konusunda bir mücadele yaşanıyor. İlk yasal düzenleme 2009"da çıkarılan bir yönetmelikle gerçekleşti. Üç kez değiştirilen yönetmelik kapsamında oluşturulan bilimsel komite GDO"lu 32 ürünün ülkeye girişine izin verdi.
Böylece mısır, soya, kanola ve şeker pancarı ithal edildi. Kağıt ve kimya sanayiinde kullanılmak üzere bir patates çeşidi ile bir bakteri biyokütlesine de kullanım vizesi verildi.
Biyogüvenlik Kanunu"nun 2010 yılında yürürlüğe girmesiyle oluşturulan Biyogüvenlik Kurulu verilen ithalat izinlerinin tümünün iptaline karar verdi. Bu kanunla GDO"ların Türkiye"de ekimi ve yetiştirilmesi yasaklanırken, yem ve gıda amaçlı GDO"lu ürünlerin ithalatı da izne tabi tutuldu.
Bu macera uzundur ve hâlâ sürüyor. Ama biz vatandaş olarak şunu bilmeliyiz. GDO"lu ürünler hayvan yemi olarak kullanılsa bile insanlara et olarak, süt olarak dönüyor. Yumurta da dahil.
Tarım Bakanlığı bu kabil ürünlerin etiketlendirilmesini istiyor. İnşallah tatbiki kabil olur.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol GDO"lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiğini belirtiyor (Milliyet 9 Aralık 2012).
Peki bu tartışma zemininden çıkıp GDO"lu ürünlerin insan sağlığına ne gibi zararlar verdiğine bakalım. Deneyler fareler üzerinde yapılmış. Ama bilirsiniz bilim böyle çalışıyor. Önce fareler sonra insanlar.
Bir kere kısırlığa sebep oluyor. Karaciğerde büyüme, beyinde küçülme, mide ülseri, böbrek bozukluğu, karaciğer, pankreas, testis fonksiyonlarında bozulma vesaire.
Daha başka neler olabilir onu şimdilik bilmiyoruz.
Ama GDO"lu tohum kullanan çiftçiler (ülkeler) üretimlerini sekize-ona çıkarıyor. Bu verimlilik GDO taraftarları tarafından dünyada açlığın önlenmesi, artan nüfusun doyurulması için elzem olduğu iddiasını gündeme getiriyor.
Size şunu söyleyeyim: Atom bombası da çok zararlı, ama insanlar ve ülkeler ha bire nükleer bomba imali peşinde. Sebebi nedir? Güvenlik efendim. Onun var, benim de olsun. Yani dehşet dengesi. Hadi onu geçtik her yanımız naylonla dolu. İçtiğimiz su, yediğimiz yemek naylon kapta duruyor. Naylon çorapla, naylon halıya basıyoruz. Pencerelerimiz, döşemelerimiz naylon.
Şimdi tutup naylonun zararlarını saymaya kalksam bir kitap olur.
GDO"lu ürünler de akıl almaz derecede çeşitlenen ürün yelpazesinin her birinde yer alıyor. Misal: Soya, sucuk, salam, sosis, et suyu tablet, fındık-fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, unlu mamuller, süt tozu, hazır çorba, hayvan yemi, ben saymaktan usandım.
Teknolojik medeniyetin ağına takılan insanoğlu mezarını kazmaktadır. "İnsan insanın kurdudur" lafı eskiden başka mânalarda kullanılırdı. (Keşke insan insanın yurdudur diyebilsek). Şimdi mesele doğrudan şöyle anlaşılmalı: Topluca intihar.
Düşünün yahu, giysilerimiz, yediğimiz, içtiğimiz, yani hayatımızın her noktasına bir bomba koymuşuz.
Çocukların oyuncakları, kalemleri, silgileri dahi zehirli.
Eh, siz bu muasır medeniyeti yüceltin bakalım. Hayırlı olsun.
Başlıklar :

