Geride bıraktığımız NATO Zirvesi sadece ittifakın gelecek dönemde ayakta kalıp kalmayacağına ilişkin tartışmalara değil yakın coğrafyamızda devam eden Rusya-Ukrayna ve ABD-İran savaşının gidişatını belirleyen gelişmelere de şahitlik etti. Her iki savaşın da 21.yy’ın güç tanımında kalıcı dönüştürücü etkiler bırakacağını söylemek mümkün. Bugünün güç projeksiyonlarında; sadece güçlü olmanın bir savaşı kazanmaya yetmediğini Soğuk Savaş’ın iki süper gücü olan ABD ve Rusya’nın İran ve Ukrayna cephelerinde tecrübe ediyor olduğunu görmek ise ayrıca başka bir yazı konusu olabilir.
ABD’NİN YENİ TAKTİĞİ MİSİLLEME SALDIRILARLA İRAN’I YIPRATMA
Ankara’daki tarihi NATO Zirvesi’nde İran ile Ateşkesin sonlandığını, mutabakatın çöktüğünü ilan eden Trump’ın İran’a karşı dişe-diş bir savaş stratejisine geçtiği görülüyor. 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk 40 günü hava saldırıları, 17 Haziran’da imzalanan İslamabad Mutabakatına kadar geçen 2 aylık süre ise Hürmüz’ün merkezinde olduğu karşılıklı abluka savaşı ile geçmişti. Her iki aşamada da İran’ı yenmekte başarılı olamayan ABD bu kez misilleme saldırılarla İran’ı yıpratma yoluna gidiyor. ABD-İran arasında bir mutabakatın imzalanma ihtimali belirmesinden bu yana sürecin çökmesini isteyen tek adres ise İsrail. Süreç çökünce Washington’da İsrail lobisi ve onun destekçisi kesimlerin “İslamabad Mutabakatı ABD için bir teslimiyetti, bundan dönüldü” propagandası tüm hızıyla sürüyor. Trump’ın İran’a dönük son hamlesi İsrail’i cesaretlendirmiş görünse de soykırımcı Netanyahu ile NATO Zirvesi’nden hemen sonra yaptığı görüşmesinde Lübnan’dan çekilmesi ve Suriye’deki askeri varlığını azaltmasını söylemiş olması baskıları sürdüreceğine bir işaret. Aksi halde yeniden ateş hattına giren Körfez ülkelerinden İran ile savaşta finansal ve siyasi destek alması mümkün görünmüyor.
RUSYA-BATI ARASINDA GÜVEN VE DİPLOMASİNİN SONU
NATO Zirvesi’ne dönersek; ABD Başkanı Donald Trump’ın zirvede yaptığı bir diğer önemli açıklama; Ukrayna’ya patriot füze savunma sistemleri üretim lisanslarının verileceğini ilan etmesiydi. Trump’ın zirve marjında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky ile görüşmesi sırasında yaptığı bu açıklama ABD’nin geçtiğimiz sene Avrupa’ya ihale ettiği Ukrayna savaşında bu kez Rusya’ya karşı net bir tavır aldığını gösteriyor. Buna karşın Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov önceki gün yaptığı açıklamalarda ABD’yi İran’a yeniden başlattığı saldırılar üzerinden eleştirirken özellikle Ukrayna’ya verilecek Patriot lisansları konusuna değinmemesi dikkatlerden kaçmadı. Bu durum Moskova’nın Avrupa ile tamamen kopan iletişim hattını Washington ve Ankara üzerinden sürdürmeye çalıştığının bir göstergesi. Diğer yandan Lavrov’un açıklamalarında Ukrayna’nın Karadeniz’de ticari gemileri hedef aldığı iddiaları ve Türkiye’nin Ukrayna’ya kamuoyu önünde bir cevap vermesini beklediklerini ifade etmesi ayrıca not edilmeli. Rusya’nın bundan sonraki dönemde herhangi bir anlaşma ve müzakere önerisine yanaşmayacağı, Avrupa’ya ve ABD’ye hiçbir zeminde güvenmediği Lavrov’un konuşmasının satır aralarında net olarak görülebilir. Tam da bu noktada Ankara güçlü ve güvenilir tek arabulucu olarak pozisyonunu koruyor.
UKRAYNA AVRUPA’NIN VİETNAM'I MI OLACAK?
NATO Zirvesi’nin Rusya’ya karşı bir gövde gösterisine dönüştürülmesi çabalarına rağmen irili ufaklı birçok Avrupa ülkesi kendilerine dönük Rusya tehdidinin her zamankinden daha gerçekçi bir projeksiyon olduğunun farkında. Özellikle Rusya’nın durdurmakta zorlandığı dron saldırılarının daha da artırılması ve gelecek dönemde Avrupa, ABD ve NATO’nun Ukrayna’ya istihbari, askeri ve lojistik desteğin artırma taahhüdü karşısında Moskova’nın Avrupa kıtasına saldırı ihtimalinin daha da provoke edildiğini düşünenler az değil. Hem Avrupa hem Amerika’da Rusya’nın olası bir nükleer ya da konvansiyonel saldırısının çok da uzak bir ihtimal olmadığı değerlendirmeleri her geçen gün daha çok seslendiriliyor.
GRAHAM ÖLDÜ RUHU YAŞIYOR
Bu gelişmelerin ortasında Türkiye’nin de yakından tanıdığı ABD’li Senatör Lindsay Graham Ukrayna dönüşü Washington’da aniden hayatını kaybetti. İsrail’in koşulsuz arkasında yer alan, Ukrayna ve İran savaşlarının devam etmesinin en büyük destekçilerinden biri olan bu isim bugün hayatta olmasa da her iki savaşta da daha sert bir safhaya geçilmiş olması savaş lobisinin tüm şiddeti ile diri olduğunu gösteriyor.
SAVAŞ LOBİSİ Mİ, FİNANS LOBİSİ Mİ YOKSA KAMUOYU MU KAZANACAK?
Tarihte birçok savaştan mağlup çıkmasına rağmen (Vietnam, Afganistan, Irak, Libya, Bosna Müdahaleleri) bu savaşların ABD’nin küresel hegemonyasını finansal ve ekonomik anlamda sürdürmesine yaradığı görülüyor. Çünkü tüm bu savaşlarda finansal döngüyü büyük savunma şirketleri üzerinden garanti altına alan ABD’nin silah sanayi en çok da bu süreçlerde ihracat yapıyor. Savaş dönemlerinde küresel yatırımcıların da finansal “güvenli limanı” haline gelen ve çok daha fazla Amerikan tahvil satışı gerçekleştiren New York bankaları da böylelikle ABD’nin dünyadan düşük faizle daha çok kredi borçlanmasına olanak tanıyor. Dolayısıyla savaşlar ABD’nin dış ticaret açığının ve borçlarının eritilmesinin bir aracı haline geliyor. Savaş döneminde daralan enerji arzında da petro-dolar hakimiyetinin bir sonucu olarak hem artan enerji gelirleri hem de dolara olan artan talebin yarattığı kar maksimizasyonu da bu döngünün doğal bir sonucu. Bu da Çin’e karşı küresel savaşın önemli kazanımlarından biri haline geliyor. ABD ve Trump’ın hesaplamaları şayet bu yönde olsa bile bu savaşı finansal alanda kaybedeceğini savunan görüşler de mevcut. ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın sonunda karşılaşabileceği senaryoyu betimlerken düşmanını küçümseyen ve sonunda Türkler karşısında büyük bir mağlubiyet yaşayan kibirli İngiliz kuvvetlerinin Çanakkale Savaşı’ndaki stratejik hatasını örnek veren Yunanistan’ın eski Maliye Bakanı ekonomist Yanis Varoufakis’in İran savaşının ABD’ye uzun vadede yaratacağı finansal maliyetlere dönük tezleri dikkat çekici. Finans ve Savaş lobilerinin dışında bir başka önemli güç ise Amerikan seçmeni. Son CBS anketine göre Amerikan halkının yüzde 78 gibi ezici bir çoğunluğu Trump’tan İran savaşını derhal bitirmesini istiyor. Kasım ayına birkaç ay kala hangi lobinin galip geleceği de açıkçası Trump’ın yaptığı kar/zarar hesaplamalarında terazide hangi tarafın ağır geleceğine bağlı.
Bu vesileyle; FETÖ ve destekçilerinin darbe ve işgal girişimine karşı vatan müdafaasında gözünü kırpmadan yer alan; bu aziz vatanın kader anlarından biri olan 15 Temmuz’un isimli, isimsiz tüm kahramanlarını 10. yıldönümünde saygıyla ve şükranla anıyor, şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor ve gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum.

