Bu yeni nesil gençler çok tembel, önündeki tabağı bile kaldırmıyor, emekliler mi, televizyonun başından kaldırıp EGO ile halk ekmeğe gönderebilene aşk olsun. Bu aralar kimse yerinde oynamak istemiyor, herkesin üzerinden garip bir ağırlık var, çok tembeliz çok.
Aslında kimse doğuştan tembel değil, sadece son yıllarda yaşanan makroekonomik çalkantılar, geçim derdi, durmaksızın yükselen hayat pahalılığı ve iliklerimize kadar hissettiğimiz tükenmişlik bizi bu hale getirmiş olabilir. Eskiden çalışmanın, koşturmanın ve çabalamanın somut bir karşılığı vardı; şimdi ise enerjimizi gündelik krizlere ve gündemin hızına yetiştirelim derken pilimiz daha sabah yataktan kalkmadan bitiyor.
Çin’de gençler “tang ping” (yatarak protesto) yapıyor, Güney Kore’de “N-po nesli” kariyerden evlilikten çocuktan sırayla vazgeçiyor, Batı’da “quiet quitting” (sessiz istifa) bir yaşam biçimi hâline geliyor. Sistem bizden gitgide daha fazlasını isterken, o daha fazlasını verecek gücü artık bulamıyoruz. Yani bizim tembellik dediğimiz şey, aslında modern insanın hayat pahalılığına, bitmeyen koşuşturmacaya ve sisteme karşı geliştirdiği en masrafsız, en sivil ve en ekonomik protesto biçimine dönüşüyor. Ancak içi boş ve manası olmayan bir protesto biçimine.
İçerik üreticisi Gloob genel tembellik seviyeleri hazırlamış. Hayatın içinden benim senin bu benim diyebileceğimiz tembellikler. Ben biraz daha ileri götürerek en kırılgan gruplarımızın içinde bulunduğu duruma doğru bir yolu genişletiyorum.
GENEL TEMBELLİK SEVİYELERİ
* Gün boyu koltukta uzanmak.
* Peş peşe 3’ten fazla alarm ertelemek.
* Şarja takılacak telefonu yanında bekletmek.
* Yapılacaklar listesi hazırlayıp yapmamak.
* Susayınca mutfağa gitmeyip susuz kalmak.
ÖĞRENCİ SEVİYELERİ
* Sınav haftasında tek bir sayfa not okumak yerine ders grubuna “Aranızda özet çıkaran var mı?” mesajı atıp beklemek.
* Masanın başındaki sandalyeye oturmaya üşenip yatakta ders çalışmaya çalışırken 10. dakikada uyuyakalmak.
* Sırt çantasını bir sonraki günün derslerine göre değiştirmeye üşenip tüm hafta aynı ağır çantayla okula gidip gelmek.
EV KADINI SEVİYELERİ
* Bulaşık makinesini boşaltmaya üşenip tezgahtaki kirli kâseyi elde yıkayıp hemen aynı kâseyle tekrar yemek yemek.
* Akşam yemeği için “Bugün ne pişirsem?” diye düşünüp karar veremeyince akşamın olmasını bekleyip “Bu saatten sonra yemek pişmez” demek.
* Salondaki koltuğun yerini değiştirmek isteyip, “Yok ya, böyle daha iyi” diyerek vazgeçmek.
EMEKLİ SEVİYELERİ
* Gazeteyi veya haberi okumak için yan odadaki okuma gözlüğünü almaya gitmeyip ekrana gözleri kısarak bakmak.
* Televizyon kumandası uzakta kaldığı için kanalı değiştiremeyip hiç sevmediği programı 2 saat boyunca izlemek.
* Günlük yürüyüşünü tamamlamak için balkona çıkıp 3 tur atıp “Bugünlük bu kadar hareket yeter” diyerek içeri girmek.
EV GENÇLERİ (NEET) SEVİYELERİ
* Günün yarısını yatakta telefon kaydırarak geçirip, evdekiler “İş araştırıyor musun?” diye sorduğunda “Piyasa şu an çok durgun, CV’mi güncelliyorum” yanıtını vermek.
* İş ilanları sitesine girip sadece ilan başlıklarına bakarak “Bu maaşa/şartlara hayatta değmez” deyip sekmeyi 2. dakikada kapatmak.
* Mutfaktan gelen tıkırtılar kesilene kadar evdekilerle karşılaşmamak için odadan çıkmayıp, acıkınca “aralıklı oruç tutuyorum” bahanesine sığınmak.
TEK YAŞAYAN KENTLİ GENÇ SEVİYELERİ
* Evdeki tek ampul patladığında yeni ampul almaya gitmeyip 3 hafta boyunca telefon ışığı ve televizyon ekranının aydınlatmasıyla yaşamak.
* Pazar günü pazar alışverişine gitmek yerine evdeki son iki yumurta ve bir dilim bayat ekmekle gurme omlet icat etmek.
* Çamaşır makinesinden çıkan ıslak kıyafetleri asmaya üşenip makinenin içinde 2 gün bekletip sonra tekrar yıkatmak.
ANLAM ARAYIŞI
İnsanın ruhu ve bedeni, harcadığı çaba ile elde ettiği tatmin arasındaki makas katlanamayacağı kadar açıldığında faturayı önce motivasyonuna kesiyor. Sürekli yüksek performans, aralıksız esneklik ve ömür boyu koşuşturma talep eden bu dünyevi çarkın içinde; eylemsizlik, zihnin kendini aşırı yüklenmeden koruma biçimine dönüşüyor. Evdeki patlak ampulü değiştirmemek veya susuzluğa katlanmak fiziksel bir ertelemeyi temsil etmiyor artık; gün içinde tüketilen duygusal ve zihinsel sermayenin sıfırlanmasını temsil ediyor.
Ancak meselenin en derinindeki kırılma fiziksel bir yorgunluğun ötesinde manevi bir anlam krizine işaret ediyor. Modern hayat bizi maddeye, rakamlara ve sürekli bir yetişme telaşına boğarken; ruhun asıl ihtiyacı olan dinginliği, tefekkürü, şükrü ve içsel huzuru arka plana itiyor. Dünya telaşının kalbi yorduğu yerde, ruh varoluşsal bir askıya alma kararı veriyor. Maddi hırsların ve tüketim hırsının doyuramadığı o derin boşluk, insanı eylemsizliğe ve bir nevi içsel inzivaya sürüklüyor. Kendimizce hapsolduğumuz bu koruma kalkanları ise bir süre sonra kendi hapishanemize dönüşmek için fırsat kolluyor. İşte bu yüzden; sadece dünyevi hırslarla, eski alışkanlıklarla, yıpranmış motivasyon yöntemleriyle veya mevcut düzenin daha çok dayatmalarıyla bu kısırdöngüyü kırmak imkânsıza doğru ilerliyor.
Bizde kendimize yeni bir ben lazım!

