Dünkü naçizane yazımı "kardeşliğe nasıl safsata dersin" şeklinde eleştiren okur maillerini görünce şaştım kaldım.
Bu okur makulesi Einstein"in şu sözünü hatırlattı bana: "Evrende iki şey sonsuzdur; uzay ve insanoğlunun aptallığı. Ne ki birincisinden o kadar emin değilim."
Makule dediğim bir "çeşit" okur işte.
Çeşit olmaklığı şurdan: Okuduğunun tam tersini anlıyor!
Aslında böylelerine de karşı değilim ama hep sorarım: Neden ben?
Yanlış anlamak bu kardeşlerimizde hobi haline gelmiş olabilir; saygı duyarım.
Ama bu hobilerini full karşılayabilecek yeryüzünde o kadar yazar varken, fakir gibi sıradan fıkra muharririyle neden vakit kaybediyorlar ki?!
Kardeşim gidin okuyun Habermas"ı, Wittgenstein"i, Foucault''yu. Yanlış anlamayı bile başaramasanız da, hiçbir şey anlamamış olmakla, en azından ziyan etmiş olmazsınız.
Neyse, burada keselim.
Başlığına Alex"i çektiğimiz yazıda, Şinasi takımının mahut "hobisinden" dem vurmaya devam edersek, öne sağlam arkaya çürük meyveleri yerleştiren uyanık manavlara benzetilebiliriz.
Hadi vira bismillah, başlayalım bugünkü yazı yolculuğumuza.
Biliyorsunuz, "Fenerbahçe"miz" Alex de Souza ile yollarını ayırdı. Yani heykelini diktiği adamı kapı önüne koydu.
Boğulmaktan kurtardıkları adamı kurusun diye ipte sallandırsalardı bundan daha tuhaf bir şey yapmış olmazlardı.
Her şeyden evvel Alex "boğulma" (bir metafor olarak "boğulma" diyorum Şinasi) tehlikesi bile atlatmadı.
Tam aksine, "Fenerbahçe"mizi" kaç kez, kaç doksan dakika "boğulmaktan" kurtardı.
Dile kolay; 343 maçta 172 gol, 139 asist...
Kendisini takımın üstünde görüyormuş!
Nasıl yani, bir sabah uyandı ve kendini takımın üstünde görmeye mi başladı?
İyi de, bu Alex 2004"te "Fenerbahçe"mize" transfer olmadı mı?
Onca yıl kendini takımın üstünde görmüyordu da şimdi mi görmeye başladı?
Şike soruşturması sürecinde, yani "Fenerbahçe"mizin" kümeye düşürülmesinin telaffuz edildiği günlerde bile takımını bırakıp gitmeyen bir futbolcuya söylenecek söz mü bu?!
Lafı uzatmaya hiç gerek yok: Alex"e mobbing uygulandığı besbelli.
Bezdirerek takımdan kopardılar.
Fenerbahçeli olsun olmasın bütün futbolseverleri Alex"i seyretme zevkinden mahrum ettiler.
Türkiye"ye gelen en büyük yabancı futbolcu kimdir diye sorsalar, hiç düşünmeden "Alex" derim.
Galatasaraylı dostlarım kızacak, "Karpatların Maradona"sını", George Hagi"yi unuttun diyecekler.
Hayır unutmadım.
Büyük futbolcu sadece sahada değil, saha dışında da büyük olmak zorundadır.
Çok demode bir ifadedir ama bu böyledir.
Hagi gibi bir cep telefonu kayboldu diye taraftarına "Hırsızlar!.." diye bağıran bir futbolcu değildir Alex de Souza.
Alex"in bin tane cep telefonu çalınsa, "Alex"in cep telefonunu kim çaldı?" şeklinde bir soru cümlesi Fenerbahçe taraftarının arasına düşmez.
Çünkü Alex asla "Hırsızlar" demez taraftarına.
"Yoksulluğun veya sonradan görmenin gözü kör olsun, onun için Hagi öyle feveran etmişti" demeyin sakın.
Alex öyle Hagi gibi Nikolay Çavuşesku"nun albaylığına kadar yükselen bir asker değildi.
Nerdeyse 9 yaşından itibaren ailesine bakmak zorunda olan yoksul bir çocuktu.
O değil de, Alex koşmuyor, mücadele etmiyor diyenler yok mu ölüyorum.
Gelse de biraz da bizde koşmasa, biraz da bizde mücadele etmese diye dua eden Galatasaray dahil kaç kulüp var, haberleri var mı?!
Başlıklar :


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.