Sessizliğin suç sayıldığı yerde faşizm başlar

04:009/04/2025, Çarşamba
G: 9/04/2025, Çarşamba
Samed Karagöz

Son günlerde CHP’nin öncülüğünde dile getirilen boykot çağrıları, bir tüketim tercihi meselesi olmanın çok ötesine geçti. Siyasi görüş farklılıklarının; kültür-sanat alanındaki kişi, kurum ve projeleri hedef haline getirdiği bu yeni dalga, demokratik toplumlarda yeri olmayan tehlikeli bir kültürel daralmayı da beraberinde getiriyor. Boykot, tarihte mazlumların güçlüye karşı kullandığı bir sivil direniş biçimiydi. Halen devam eden İsrail’in Filistinliler karşı uyguladığı soykırıma karşı, İsrail’e

Son günlerde CHP’nin öncülüğünde dile getirilen boykot çağrıları, bir tüketim tercihi meselesi olmanın çok ötesine geçti. Siyasi görüş farklılıklarının; kültür-sanat alanındaki kişi, kurum ve projeleri hedef haline getirdiği bu yeni dalga, demokratik toplumlarda yeri olmayan tehlikeli bir kültürel daralmayı da beraberinde getiriyor.

Boykot, tarihte mazlumların güçlüye karşı kullandığı bir sivil direniş biçimiydi. Halen devam eden İsrail’in Filistinliler karşı uyguladığı soykırıma karşı, İsrail’e destek veren birçok marka ve firma boykot listelerine. (Ne tesadüf Özgür Özel’in listesinde bunların hiçbiri yok) Ancak bugün, bu araç bambaşka bir niyetle, farklı düşünenleri sindirme ve hizaya getirme yöntemine dönüşmüş durumda. Özellikle kültür ve sanat camiası, bu ideolojik boykot siyasetinin hem hedefinde hem de mağduru konumunda.

Cem Yılmaz konuşmadı. Gökhan Ünver de öyle. Ne bir taraf tuttular, ne de karşı çıktılar. Bir kelime etmediler. Ve işte tam da bu nedenle, sosyal medyada bir linç kampanyasının merkezine yerleştirildiler. Sessizlikleri, birer "suç delili" olarak sunuldu. Oysa bu yaşananlar, yalnızca bireylerin değil, toplumun da ne kadar ciddi bir baskı iklimine sürüklendiğini gösteriyor.

Demokratik bir toplumda, bireylerin konuşma hakkı olduğu kadar susma hakkı da vardır. Konuşmayı erdem sayanlar, susmayı da onurlu bir mesafe olarak görebilmelidir. Ancak geldiğimiz noktada, "niçin bir şey demedin?" sorusu, "neden bizimle aynı düşüncede olmadın?" sorusuna dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, faşizmin tam da tarifidir.

Faşizm yalnızca militarist bir düzen değildir. Faşizm, bireyi kendi vicdanından, düşüncesinden ve sessizliğinden mahrum bırakma girişimidir. Kimi desteklediğin kadar, kimi desteklemediğinle de ölçülüyorsan; kiminle aynı fikirde olduğun kadar, ne zaman sustuğunla da yargılanıyorsan orada özgürlük değil, baskı vardır. Üstelik bu baskı, artık yalnızca iktidar eliyle değil, kendini muhalif olarak konumlandıran yapılar tarafından da uygulanmaktadır.

Cem Yılmaz, Türkiye’nin en tanınmış sanatçılarından biri. Her söylediği büyüteç altına alınır, her sözü tartışılır. O bu ortamda konuşmamayı tercih etti. Bu bir kaçış değil; belki de çok daha ağır, bilinçli bir duruştur. Gökhan Ünver, yıllardır sosyal medyadan başlayıp tiyatro salonlarına geçmiş bir komedyen. Şimdi yalnızca sustuğu için hedef tahtasında. Bu kabul edilebilir mi?

Toplumu yalnızca konuşanlar değil, konuşmayanlar da şekillendirir. Sessizlik, her zaman korkunun değil; bazen itirazın, bazen sağduyunun, bazen de yorgunluğun dilidir. Bu dili tanımayan, ona yaşam alanı bırakmayan her anlayış, kendi küçük diktasını kurmaya çalışıyordur. Sosyal medya linçleriyle, bireylerin özel hayatına, düşünme sürecine, hatta susma hakkına bile müdahale eden bu yeni baskıcı kültür, yalnızca bugünün değil, yarının da en büyük tehdididir.

Unutulmamalı: Sessiz kalana baskı kurmak, faşizmin kendisidir. Son günlerde yaşadıklarımız sosyal medyadaki bir avuç azgın muhalifin iktidarda olsalar neler yapacaklarının bir provasıdır.

#politika
#CHP
#Samed Karagöz