Gavur gibi düşünüp Müslüman gibi yaşamak

04:0028/03/2026, Cumartesi
G: 28/03/2026, Cumartesi
Serdar Tuncer

Bir Müslümanın hayata Müslümanca bakmasından daha doğal ne olabilir ki diye sorabilirdim size şayet bir Müslümanın hayata Müslümanca bakabilmesinin ne kadar zor olduğunu bilmeseydim. Doğaldır, zira insan inandığı yerden bakar hayata. Düşünür, yorumlar, değerlendirir, üretir, kazanır, harcar, şehir kurar, devlet yönetir; hâsılı yaşar. İnandığı gibi yaşar insan dediğin. Bu biraz da gayrı ihtiyârî gerçekleşir; kendiliğinden yani, ister istemez, tabii bir şekilde. Müslüman, seküler, modernist, ateist,

Bir Müslümanın hayata Müslümanca bakmasından daha doğal ne olabilir ki diye sorabilirdim size şayet bir Müslümanın hayata Müslümanca bakabilmesinin ne kadar zor olduğunu bilmeseydim.

Doğaldır, zira insan inandığı yerden bakar hayata. Düşünür, yorumlar, değerlendirir, üretir, kazanır, harcar, şehir kurar, devlet yönetir; hâsılı yaşar. İnandığı gibi yaşar insan dediğin. Bu biraz da gayrı ihtiyârî gerçekleşir; kendiliğinden yani, ister istemez, tabii bir şekilde. Müslüman, seküler, modernist, ateist, Hıristiyan, Yahudi, Budist ayrımına gerek yok bu bâbda. Her inanışın bağlısı gönül verdiği değerler sisteminin gereğince hareket eder. Ateistin namaz kılmamasına, kapitalistin cömert olmayışına, sekülerin amel-i salih yapmamasına şaşılmaz. İnsan inandığını iddia ettiğinin aksi istikametinde bir hal içindeyse bu onun yeterince iyi bir bağlı olmadığına yorumlanır sadece. Belki şu hususa bir şerh düşmeli: bazı inanışların hayatın her alanına dair söyleyecek sözleri yoktur, bazıları aşkın olana dair söz söyleme ihtiyacı hissetmezler, bazıları ölümden sonrasına inanmadıkları için oraya dair bir fikir ortaya koymazlar, bazıları tek bir şeye dair bir şey söyler ve bağlılarını diğer bütün konularda muhayyer bırakır… Böylesi inanç ve fikir sahiplerinin farklı konularda dışarıdan bakınca çelişkili bir duruma düşmeleri pekala anlayışla karşılanabilir. Ateisttir ama cenazesi Hıristiyanlar gibi kaldırılır, Yahudi’dir ama yeri gelince kapitalisttir, sekülerdir ama başı dara düşünce sığınacak metafizik bir liman arar, bunlar olabilir.

İslam öyle mi ya?

Hayatın her sahasına ve safhasına, ölüme ve ötesine, ferde ve cemiyete, insana ve devlete, eşyaya ve tasarrufa kadar her bir meseleye dair bir bakış, duruş ve ilkeler bütünü ortaya koyar. Hal böyle olunca bir Müslümanın hayata Müslümanca bakabilmesi çok kolaydır ve gayet doğaldır diye düşünülebilir. Hatta diğer bütün muharref dinlere, bülumum izmlere, muhtelif anlayışlara kıyasla bu hususta işi en kolay olanlar Müslümanlardır, diyebiliriz. Çünkü inandığımız dinin Rabbi ve onun kutlu elçisi her şeye dair hudutları, ölçüleri, ilkeleri, örnekleri net bir şekilde vaz edip ortaya koymuşlardır. Peygamberimizin sünneti bu hususta vazgeçilmezdir. Ahlakı Kur’an olan bir peygamberimiz olmasaydı biz suyun nasıl içileceğinden selamın nasıl alınıp verileceğine, taharetin nasıl olacağından savaşın ahkamına, devletin nasıl yönetileceğinden cenazenin nasıl defnedileceğine kadar her bir şeyi içeren binlerce ciltlik bir kitaba muhatap olacaktık belki de. Kur’an ve sünnetin hemen ardı sıra icma ve kıyas’ın gelmesi de hem tevekkeli değildir hem de tam bu sebepten elzemdir.

Şimdi şöyle bir soruyu sormanın vaktidir: İslam’ın hayatın her alanına dair söyleyecek bir sözü varsa ve bir inancın bağlısının o doğrultuda yaşamasından daha doğal bir şey yoksa bir Müslümanın hayata Müslümanca bakabilmesi neden bunca zor olsun?

Cevaba geçmeden önce sorudaki bir nüansa dikkatinizi çekmek isterim. İslamı yaşamakla hayata Müslümanca bakmak hakikatte aynı ve biri diğerinden doğup diğeri berikini beslemek itibariyle bir olsa da yazının anlatmaya çalıştığı dert cihetinden bakınca birbirinin aynı değildir. Açalım mı biraz. İbadetlere, helal ve haramlara riayet İslamı yaşamaya dahil olsun mesela, İran ve ABD-İsrail savaşını nasıl ele almamız gerektiği de Müslümanca bakmaya. Beş vakit namazını kılıp, orucunu tutan, zekatını veren kaç Müslüman sizce bu savaşa Müslümanca bir duruş ve perspektifle yaklaşıyordur? Emin olun çok az. Sudanlı akademisyen Naci Mustafa Badawi imdada yetişmeseydi o çok az da neredeyse yok denecek kadardı.

Hemen hepimiz olayı şöyle okuduk: Kimin kazanması bize ne kaybettirir? Kimin kaybetmesi bize ne kazandırır? Şöyle dua edenlerimiz bile vardı: Allah’ım İran’a bunları perişan edecek gücü ver iş hallolduktan sonra da geri al! Oysa dinimiz bize olaylara kazanç ve kayıp nazarından bakmayı değil bilakis her bir şeyi Allah ve Rasulü’nün ölçüleriyle tartıp biçmeyi emrediyor. Bu hususta kaçımız o ölçülere dair bilgi sahibiyiz? Dahası ve daha acısı kaçımızın aklına bu meseleyi değerlendirirken ölçünün ne olması gerektiği geldi? Müslüman gibi yaşayıp hayatı seküler gibi okumak kaçımızın canını ne kadar yaktı?

Mesele derin, mevzu mühim. Bitirirken bir soru emanet edeyim kalbinize de işin içinden elbirliğiyle çıkmaya çalışalım.

Müslüman gibi ibadet edip gavur gibi düşündüğümüz için mi bu haldeyiz gavur gibi yaşayıp Müslüman gibi düşünemediğimiz için mi?

Not: İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanırsınız fehvasını soruya cevap ararken el feneri niyetine kullanmak caiz olsa da cevabı buncağızdan ibaret zannetmek zinhar yasaktır!

#aktüel
#toplum
#Serdar Tuncer