Birinci ayını tamamlamak üzere olan savaş tırmanarak devâm ediyor. Soğukkanlı yorumcular hâlâ neticenin belli olmadığını , her şeyin ortada olduğunu ifâde ediyorlar. Elbette pek çok açıdan haklılar. Kesin hükümlerden uzak durmak , ihtiyatlı, teennili olmak her zaman en doğrusudur. Ama gidişâta bakacak olursak bâzı tahminlerde bulunmak da mümkün. Daha şimdiden belli olan bâzı hususlar var. Bunlar ,neticede savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın değişmeyecek sâbiteler hâline geldi. İlk sâbite, şu
Birinci ayını tamamlamak üzere olan savaş tırmanarak devâm ediyor. Soğukkanlı yorumcular hâlâ neticenin belli olmadığını , her şeyin ortada olduğunu ifâde ediyorlar. Elbette pek çok açıdan haklılar. Kesin hükümlerden uzak durmak , ihtiyatlı, teennili olmak her zaman en doğrusudur. Ama gidişâta bakacak olursak bâzı tahminlerde bulunmak da mümkün. Daha şimdiden belli olan bâzı hususlar var. Bunlar ,neticede savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın değişmeyecek sâbiteler hâline geldi.
İlk sâbite, şu ana kadar gerçekleşen muharebelerde, ABD mârifetiyle kurulmuş olan küresel sistemin taşıyıcı kolonlarının pek çoğunun çökmüş olduğu gerçeğidir.
Savaş bugün nihâyete erse, hattâ ABD’nin gâlibiyeti ile neticelense bile karşımıza çıkacak olan bir sâbitedir bu. Petrodolar rejimin ayakta tutan altyapının ağır bir zarar gördüğünü biliyoruz. Bunların telâfisi için en az beş senelik bir zamanın icap ettiğini bu işlerin mütehassısları ifâde ediyorlar. Bahsettiğim sâdece maddî tahribat değil. Bunlar bir şekilde telâfi edilir denebilir. Ama telâfisi gayrı kâbil olan husus,
bu sistemi ayakta tutan öznel, psikolojik, moral şartların çöküşüdür.
Şiî ideolojisiyle donanmış ,sistem karşıtı bir pozisyon kazanmış olan İran’ı öcüleştirerek; Sünnî nüfus ağırlıklı, kabileci yapılarla idâre edilen Körfez Araplarını İsrâil karşıtlığından uzak tutmaya dayanan bir sistemdi bu.
ABD, Arapları İran tehlikesinden korumak vaadi ile Orta Doğu’ya yerleşmişti.
İran’a bir alan açmak da bu plânın bir parçasıydı. Bu sûretle İran eşanlı olarak hem İsrâil için hem de Körfez Arapları için müşterek bir düşman hâline getiriliyordu. Yine bu sûretle , İsrâil’in kendi istiklâlini korumak bahânesiyle Levant coğrafyasında yayılmasına “meşrû” bir zemin sağlanmış oluyordu.
Çok mühim bir kale olan Mısır çoktan içeriden fethedilmişti. Mısır, Camp David anlaşması üzerinden alabildiğine pasifize edilmiş; İsrâil’in cephe gerisi sağlamdı. Lübnan ve Sûriye topraklarına doğru rahat rahat yayılabilecekti.
Bu zincirin tamamlayıcı halkası, müşterek düşman olan İran karşısında Körfez ve diğer Arap aşiret devletleri, Abraham Kardeşliği olarak tesmiye edilen bir safta İsrâil ile hemhizâ hâle getirilmesiydi. Bu projeye Ürdün ve BAE gibi kukla devletler âdet uçarak dâhil oldular. Dikkat çeken husus, ana kuvvet olan Suudî Arabistan’ın bu dâvete mesâfe koymasıydı. Ama bu pürüzü ortadan kaldırmak için çalışıyorlardı. İşte tam bu esnâda hiç beklenmedik bir hâdise yaşandı.
Çin devreye girdi . Diplomatik ve ekonomik bir atakla İran ile orta vâdeli çok sayıda anlaşma imzâladı. Dahası; İran ile başta Suudî Arabistan olmak üzere Körfez emirlikleri arasında normalleşme sürecini başlattı.
Kanaatimce kırılma burada başladı.
Çin’in bu atağına, Ukrayna savaşı sebebiyle Sûriye’de hayli kuvvet kaybetmiş olan Rusya da iştirak etti. İran ile çok sayıda askerî anlaşmalar yaptı. Şaşırtıcı olan husus, Çin ve Rusya’nın İran’a verdikleri destekleri gizli ve derinden yapmalarıydı. Bu işi o kadar ustalıklı götürdüler ki savaşın arifesinde pek çok yorumcu, Çin ve Rusya’nın İran’ı yalnız bıraktığından , hattâ âmiyâne tâbirle sattığından dem vurmaya başladı. Hâlbuki savaş başlayınca hem Rusya hem de Çin’in İran’ın arkasında durduğu apaçık anlaşıldı. Bunu anlamak zor değil. İran’ın düşmesi Rusya için orta vâdede Kafkasların ve Türkistan’ın düşmesi; Çin için ise hem Orta Koridorun kaybedilmesi hem de Yuan üzerinden sağladığı petrol akışını kaybetmek mânâsına gelecektir. Buna rıza göstermeyecekleri baştan bellidir.
İran, ilk günden başlayarak bugüne kadar sergilediği performansa bakacak olursak, kendisini bu savaşa hazırladığını anlayabiliriz. ABD ve Trump idâresi büyük bir gaflette bulunarak , İsrâilîn dümen suyunda bu savaşı başlattı. Muharebelerin ilk ayı dolmak üzereyken görülüyor ki Körfez’de kurdukları sistem daha şimdiden çöktü. Trump’ın çocuk mantığı ve aklının bile gülerek karşılayacağı açıklamaları durumu kurtarmıyor. İran sonuna kadar direnecek. İran’ın teslim alınmasının hiç bir sûrette mümkün olmadığı kanaatindeyim. . Çin ve Rusya ise ona verdikleri destekleri aşama aşama arttırarak devâm ettirecekler. Muhtemel senaryoların hiçbirinden ABD’nin paçasını sıyıramayacağı son derecede âşikâr .
Ufukta Amerikan imparatorluğunun enkâzı var.
Trump çırpınıp duruyor. Son olarak Hark Adası’na dâir savurduğu hesapsız tehditten cayması bunun ıspatıdır. İran’ın bu tehdite verdiği cevap onu kendisine getirdi. Şimdi Türkiye,Mısır ve Pâkistan’ın devreye girmesinden ve bir anlaşma yapılmasından bahsediyor. İran açıklamalarında bunu şiddetle reddediyor. Eğer kapalı kapılar arkasında yapılan bâzı müzâkereler varsa bile, İran’ın bu zeminlerde elini çok yüksek tutacağı ve taleplerini kabûl ettirmeden hiçbir vesikaya imzâ atmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da bize savaşın devâm edeceğini gösteriyor.
İsrâil ABD’yi sonuna kadar savaşta tutmak için elinden geleni yapacaktır.
Buna hiç şüphe yok. ABD ise muhtemelen elini yükselterek daha tahripkâr adımlar atacak; bu ise bizzat kendisinin kurduğu bir sistemi daha da çökertecek, onu batağa biraz daha gömecektir. O zaman akla bir sual geliyor: Buradan hem İsrâil’i hem de kendisini rahatlatacak bir şekilde nasıl çıkacak? İşte Türkiye için de vahim olacak senaryolar burada gündeme geliyor.
İran’ın karşısına bir Sünnî blok çıkarmak ve kardeş kavgasının başlatarak bunun perdesi arkasına saklanarak sıyrılmak
. Bedendiş olduğum senaryo budur. Ortadoğu’da 39 Yıl Savaşlarının bir benzerini tezgâhlamak istediklerinden şüphelendiğimi söylemeliyim. Türkiye-Suudî Arabistan -Pâkistan Üçlüsünün devrede olduğu bir yapılanma , bâzıları için yeni Ortadoğu Güvenlik Sistemi olarak yorumlanıyor. Bu, elbette duygusal olarak içimi ısıtsa da , pratikteki bağlamının hiç de öyle seyretmeyeceği endişesini ortadan kaldırmıyor.
Kesin olan bir şey var:
Türkiye’nin de çok kritik bir yer tuttuğu bu coğrafyada, ezberlerinden kurtulmamış bir zihniyetle kartlarını NATO veyâ Batı’ya yatıranlar her şekilde kaybedecek.
Gelişmeleri bağımsız bir zihniyetle değerlendirebilenlerin ise önü açılacak. Türkiye için, Beyefendi’nin de işâret ettiği nurlu bir gelecek nerededir sualini buna göre ele almak ve işlemek en isâbetlisidir.
#ABD
#İsrail
#İran
#Lübnan
#Suriye