Yeni bir NATO mu?

04:006/07/2026, Pazartesi
G: 6/07/2026, Pazartesi
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Süleyman Seyfi Öğün

Pek çok çevre Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi’nden diri ve yeni bir NATO çıkacağını düşünüyor. Ben o kanaatte değilim. NATO büyük bir varoluşsal kriz içinde.Ankara’dan çıkabilecek en büyük başarı, NATO’nun ihyâ edilmesi olabilir. Bunun da o kadar kolay olmadığını düşünüyorum. NATO’nun varoluşsal krizi ,herkesin takdir edeceğini düşündüğüm üzere Sovyetler Birliği çöktükten ve Soğuk Savaş nihâyete erdikten sonra başladı.Hâdise NATO’nun mutlak zaferi olarak kutlanıyordu. Değil mi ki NATO Varşova

Pek çok çevre Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi’nden diri ve yeni bir NATO çıkacağını düşünüyor. Ben o kanaatte değilim. NATO büyük bir varoluşsal kriz içinde.Ankara’dan çıkabilecek en büyük başarı, NATO’nun ihyâ edilmesi olabilir. Bunun da o kadar kolay olmadığını düşünüyorum.

NATO’nun varoluşsal krizi ,herkesin takdir edeceğini düşündüğüm üzere Sovyetler Birliği çöktükten ve Soğuk Savaş nihâyete erdikten sonra başladı.Hâdise NATO’nun mutlak zaferi olarak kutlanıyordu. Değil mi ki NATO Varşova Paktını devirmiş, Sovyetleri bükmüş ve târihe gömmüştü. Ama bunu mübalağa etmemek lâzımdır. NATO daha başından beri sorunlu bir zemin üzerinde kurulmuştu. .

Merhûm Mâhir Kaynak 1990’lardan başlayarak yaptığı analizlerde ezberleri bozuyor, bu iki kıt’anın çok farklı menfaatleri temsil ettiğine ve mütemâdiyen bir rekâbet ilişkisi içinde olduklarına işâret ediyordu. Aslında kışkırtıcı bir tahlildi bu. O günlerde Mâhir Kaynak’ın analizleri dikkat çekiyor, dinleniyor; ama doğruluğu husûsunda kendisine pek de itibâr edilmiyordu. Hâlbuki Mâhir Kaynak parlak bir istihbâratçıydı. İkâz ve ihtarlarını sansasyonel olmak ve buradan bir itibâr devşirmek için yapmış olduğunu zannetmiyorum. İfâde ettiği hususların sağlaması bugün yapılıyor ve o zamanlar söylediklerinin doğru olduğunu görüyoruz.

ABD ve Avrupa arasında , daha başlangıçtan beri bir gerilim olduğu anlaşılıyor. Avrupa güçlerinin ,kendi demografik tortuları olarak gördüğü ve küçümsediği unsurların Yeni Dünyâ’ya gidip orada muazzam bir güç peydahlamasını asla hazmedemedi..Bu hazımsızlık iki şekilde cereyan etti. İlki Fransa ve Almanya’da; yâni Kıt’a Avrupası’nda hâkimdi.. Almanlarla başlayalım.. 1870’lerden başlayarak dünyâ hegemonu olan Birleşik Krallığın gerilemesinin doğurduğu boşluğu diri gücüyle kendilerinin dolduracağını düşünüyorlardı. Rakipleri İngilizlerdi. I.Umûmi Harp temelde bir Birleşik Krallık-Almanya hesaplaşmasıydı. İngilizler, Fransa ve Rusya’yı yanına alarak Almanya’yı durdurdu. II.Umûmî Harp ilkinin rövanşıydı. Birleşik Krallık yine Fransa ve Rusya’yı yanına aldı. Ama bu yetmedi. Avrupa’daki didişmelerden uzakta büyük bir güç biriktiren ABD hiç beklenmedik bir şekilde devreye girdi. Almanya dize getirildi. Birleşik Krallık tek başına hegemonyasını devâm ettiremeyeceğini gördü. İstemiyerek de olsa ABD ile anlaştı ve bâzı temel kazanımlarını emniyet altına aldığına kanaat getirdikten sonra hegemonyasını ona devretti. Neticede hem İngilizler hem de Almanlar kaybetmişti.Hegemonik savaşlar kıt’a atlamış ve Atlantik’in diğer yakasına geçmişti.

Kıt’a Avrupası Eurodolar ve daha sonra da Petrodolar üzerinden ekonomik olarak ABD’nin hâkimiyeti altına girmişti. Bu zemin üzerinde Avrupa’da sayısız ABD üssü açıldı ve sayısız ABD’li asker Avrupa’ya yerleşti. Sâdece bu muhtasar târih hatırlatması iki kıt’a arasındaki çatlağı düşündürmeye yeter. NATO işte bu çatlak üzerinde inşâ edildi ve başından beri Fransa ve Almanya’da bir rahatsızlığın konusu oldu. Almanların bu rahatsızlığı dile getirme şansı yoktu. İtirazlar daha çok Fransa’dan geliyordu. De Gaulle Eurodolar hâkimiyetine şiddetle karşı çıktı. 1966’da Fransa NATO’dan ayrıldı. Daha sonra NATO’ya dönse de 2009’a kadar askerî kanattan uzak durdu.. Ama en mühimi, Almanya ve Fransa aralarındaki kan dâvâlarını bir tarafa bırakarak ekonomik olarak bir dayanışma içine girdiler.Adenauer ve De Gaulle’ün başını çektiği, AB’nin çekirdeğini meydana getiren bir gelişmeydi bu. On seneler içinde AB parladı. Askerî harcamalardan uzak kalmanın sağladığı büyük bir avantajdı bu. Gâliba uzun vâdeli plânları şuydu: Ekonomik ve hukûkî bütünleşme; ardından finansal ve siyâsî bütünleşme tâkip edecekti. İlkini başardılar; ama ikincisine takıldılar.

AB’nin diğer büyük çıkışı ise ,evvelâ Sovyetler Birliği ,daha sonra da Rusya ile yakınlaşması ve bilhassa enerji alanında büyük çaplı işbirliklerine imzâ atmasıydı. Ezcümle, adı böyle konmasa da , AB için için NATO karşıtı bir yapılanmaydı.

Birleşik Krallığın konumu ise tam mânâsıyla bir ikilik taşıyor. Uzun bir zaman boyunca kendisini bu ikisi arasında kilit bir pozisyona yerleştirdi. İngilizlerin hegemonyalarını ABD’ye kaybetmenin kuyruk acısı hiçbir zaman dinmedi. Ama AB’den, hele hele AB’nin Rusya’ya yakınlaşmasından hiç hoşnut olmadı. Çatlağın derinleşmesini bekledi.Eğreti bir gelin olarak girdiği AB’den çıktı.ABD ile berâber hareket edip AB-Rusya bağını kopardı. Rusya üzerinden derin ve çok katmanlı bir Asya harekâtını başlattı. NATO bu buluşmanın adresiydi. Lâkin Trump’ın gelişi bu hesapları boşa çıkardı. Trump’ın NATO’yu ve umûmİ olarak Avrupa’yı dışlayan siyâseti İngilizleri panikletti. Yeni bir manevrayla boşluğa düşen Almanya ve Fransa’yı yanına alarak fiili bir Avrupa NATO’sunun başına geçti. Ama neye yarar?

Hâl-i hazırdaki NATO’ya bakacak olursak ana aktörlerinin ağırlıklı olarak Birleşik Krallık-Almanya-Fransa NATO’su olduğu görülebilir. İçi boşalmış bir NATO’dur bu. ABD olmaksızın NATO olamaz. NATO’yu yüzüstü bırakarak, İsrâil ile berâber Ortadoğu’da ve bilhassa İran’da bir mâceraya giren ABD, ne kadar çamura batsa da geri adım atmıyor. O hâlde Ankara’daki NATO Zirvesi esasta ABD ile Birleşik Krallığın anlaşma denemesi olacak.Uzatmayalım; NATO ya fabrika ayarlarına dönecek yâhut içi biraz daha boşalacak. Zirve hele bir yapılsın,nasipse burada ifâde ettiklerimizin sağlamasını yaparız…

#NATO
#politika
#Süleyman Seyfi Öğün