A Milli Takım, Uluslar Ligi’nde çıktığı üç maçı da kaybetti. Fransa, İtalya ve Belçika… Rakiplerin gücü düşünüldüğünde bu sonuçlar tek başına büyük bir sürpriz değil. Asıl rahatsızlık oluşturan, Milli Takım’ın sahip olduğu potansiyelin çok uzağında kalması.
Dünya Kupası’ndaki başarısızlığın ardından TFF yönetimi ve Vincenzo Montella’dan yeni bir yol haritası bekleniyordu. Ancak ne kadroda ciddi bir değişim gördük ne de oyun anlayışında dikkat çekici bir güncelleme. Oysa Uluslar Ligi tam da bunun için önemli bir fırsattı. Yeni isimlerin denendiği, farklı bir oyun planının sahaya konulduğu ve yeni bir sayfanın açıldığı bir süreç yaşanabilirdi. Böyle bir tabloda alınacak yenilgiler de çok daha anlaşılır karşılanırdı.
Biz ise adeta hiçbir şey yaşanmamış gibi devam etmeyi tercih ettik. Sorunları çözmek yerine erteledik. Bunun sonucu da yalnızca sahadaki skorlar olmadı. Milli Takım ile futbolsever arasındaki bağ giderek zayıfladı. Bugün insanların önemli bir bölümü maçları eskisi kadar merak etmiyor, sonuçlara aynı heyecanla yaklaşmıyor.
Asıl tehlike de burada.
Bu takımı yeniden ayağa kaldırmanın yolu belli: Önce güven duygusunu yeniden oluşturmak gerekiyor. Mevcut iklimden yeni bir heyecan çıkarmak oldukça zor.
Milli Takım’ın yeni bir enerjiye, yeni fikirlere ve en önemlisi yeniden umut verecek bir değişime ihtiyacı var. Çünkü sorun kaybetmek değil, kaybederken hiçbir şeyin değişmediğini görmektir.

