Kar da yağar mı Yemen illerine?

04:003/01/2026, Cumartesi
G: 3/01/2026, Cumartesi
Yasin Aktay

İklimler sadece yılın mevsimleri arasında dolaşmıyor. Bazen birkaç yıllık iklim dönüşleri oluyor. Birkaç yıl süren kuraklıklar veya birkaç yıl üst üste süren yoğun kışların, yağışların ardından karların birdenbire kesilmesi. Uzun süre hiç kar yağmaması. Adına hiç önünü sonunu düşünmeden iklim değişikliği diyoruz ve iklimlerin yılları aşan dolaşımını unutup her şeyin tamamen değişmiş olduğunu vehmetmeye başlıyoruz. Yıllardır böyle bir kış görülmedi mesela diyoruz. Ülkenin birçok yerinde şehir merkezlerinde

İklimler sadece yılın mevsimleri arasında dolaşmıyor. Bazen birkaç yıllık iklim dönüşleri oluyor. Birkaç yıl süren kuraklıklar veya birkaç yıl üst üste süren yoğun kışların, yağışların ardından karların birdenbire kesilmesi. Uzun süre hiç kar yağmaması. Adına hiç önünü sonunu düşünmeden iklim değişikliği diyoruz ve iklimlerin yılları aşan dolaşımını unutup her şeyin tamamen değişmiş olduğunu vehmetmeye başlıyoruz. Yıllardır böyle bir kış görülmedi mesela diyoruz. Ülkenin birçok yerinde şehir merkezlerinde yarım metreyi bulan kar, çok geçmişte yaşanmış karları aklımıza getiriyor, demek ki hiçbir şey tamamen geride kalmamış, her şeyin bir geri dönüşü oluyormuş. Kar’ı da yağmuru da yağdıran Yüce Mevlâ’mız istediği zaman istediği yere güneşi de bol bol veriyor veya çekiyor. Ama insanoğlunun hafızası çok zayıf, kendisi de çok sabırsız, yaşamakta olduğu anın kalıcı olduğunu zannediyor. Allah’ın günleri insanlar arasında döner dolaşır. İklimler değişir, hiç bitmez zannedilen zulümler biter, zalimler kahrolur, güneş doğar, kardan aydınlık olur ortalık.

Toplumsal ve uluslararası ilişkilerde de durum bundan farklı değil. Kurulu dünya düzeninin dünyaya çakılı olduğu zannedilir. O düzende zalimlerin zulmü payidar, mazlumları da iflah olmaz zannedilir. Zalimler için istiğna ve şımarıklık günleri, mazlumlar için ıstırap ve cefa zamanları. Oysa o düzenin de bir tufana kapılması ve tepetaklak olması an meselesidir. Allah’ın mazlumları, zayıfları o tufan dalgalarının üstünde yeni bir düzenin üst tabakalarına yerleştirmesi tarihsel sünnetindendir.

Suudi Arabistan ile BAE arasında yılın son günlerinde ortaya çıkan gerilim bu bölgede iyice donmuş ve büyük sorunlara, zulümlere, ölümlere, güç şımarıklıklarına, hatta Siyonist İsrail’in yayılmacılığına yol açan kaygı verici bir düzenin sarsılmasını sağladı. Bu düzenin oluşmasına yol açan Kararlılık Fırtınası Koalisyonu 11 sene önce Yemen’de başkent Sana’yı ele geçiren İran güdümlü Husilerin geri püskürtülmesi, meşru yönetimin yeniden tesis edilmesi, bu vesileyle İran etkisinin sınırlanması ve Suudi Arabistan›ın sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla kurulmuştu. Ancak geçen zaman içinde bu koalisyon Husileri püskürtemedi, bilakis Husiler çok daha güçlü hale geldi ve istedikleri zaman Suudi Arabistan’ın içine saldırılar düzenleyebilecek hale geldiler. Husiler püskürtülemeyince meşru yönetimi tesis etmek mümkün olmadı ve Suudi Arabistan’ın güvenliği her zamankinden daha fazla tehdide açık hale geldi.

Aslında Koalisyon daha işin başında Husileri geriletmenin Islah Partisinin önünü açabileceği kaygısına kapıldı ve kuruluş amaçlarından saptı. Sahada Husilerle baş edecek tek güce sahip olan Islah, tamamen dışlanmadı ama Husilere alternatif olarak kaçınılmaz parlamalarını engellemek Husileri durdurma misyonunun önüne geçti. Sahadaki herkesin çok kolay kabul edebileceği bir gerçek, Koalisyon üyeleri baştan itibaren Islah takıntısına sahip olmasalar sorun çok daha önce çözülecekti. Ancak Koalisyon üyeleri Arap Devrimlerinin ardından kendilerinde oluşan İhvan fobisi yüzünden işleri çok daha karmaşık hale getirdiler. Böylece ortaya uzun süren bir çözümsüzlük, bir kaos hâli ve insanlık sorunu çıktı. On binlerce çocuğun açlıktan öldüğü, milyonlarca Yemenli sivilin ülkesini terk etmek zorunda kaldığı bir iç savaş.

Uzayan iç savaş yeni uluslararası dengeler ortaya çıkardı. Yemen’de yaşananlar artık yalnızca yerel aktörler arasındaki bir iç savaş ya da “meşruiyet” ile “darbe” arasında geçen klasik bir çatışma olmaktan çıkmıştır. Ülke, askerî, ekonomik ve denizcilik çıkarlarının kesiştiği; karşıt nüfuz projelerinin mücadele ettiği iç içe geçmiş bölgesel ve uluslararası çatışmaların sahnesine dönüşmüştür.

Bu arada 2015 yılında aynı çatı altında ve aynı sloganlarla girmiş olsalar da SA ve BAE arasında koalisyonla ilgili hesaplar ve siyasetler iyice farklılaştı. BAE, Yemen’de bambaşka bir programı, üstelik SA’nın kendisine tehdit sayacağı bir şekilde hayata sokmaya başladı. Geçmişte de Güney Yemen olarak bilinen bölgelerde devlet yapısının dışında silahlı yerel güçleri destekleyerek kendisine sadık güvenlik ve askerî aygıtlar ve Güney Geçiş Konseyi çatısı altında bir siyasal yapı oluşturdu.

İzleyen yıllar, hedef birliğinin proje birliği anlamına gelmediğini ortaya koydu. SA açısından bu ayrılıkçı proje Yemen’in birliğini tehdit etmekle kalmıyor, Güney Geçiş Konseyi’nin doğuya doğru yayılmasının kendi stratejik hatlarına yaklaştığını algılıyordu.

Doğrusu uzun zamandır bu ayrılık su yüzüne çıkmıştı. BAE sadece Yemen’de değil, Sudan’da iç savaşı körüklüyor, orada desteklediği Hızlı Destek Güçleriyle en son el-Faşir’de ciddi insanlık suçlarının işlendiği gelişmeleri destekliyor. En son Somaliland’in tanınmasının bütün altyapısının, yani İsrail ile Somaliland arasındaki ilişkilerin bütün diplomatik altyapısının BAE tarafından hazırlanmış olduğu sır değil.

Aslında Somaliland’in tanınmasına giden yoldan bugün el-Faşir’in de ilerliyor olduğunu çıkarsamak zor değil. Aynı modelle Yemen’de desteklediği Güney Geçiş Konseyi’nin de tanınmasının ardından üçünün birden İsrail’le ilişkileri “normalleştirme” hizasında dizilmeleri bir BAE-İsrail planı.

Doğrusu ortağının bunca serbest teşebbüslerine karşılık SA’nın şimdiye kadar ses çıkarmıyor olması dikkat çekiyordu. BAE, İsrail’in İslam dünyasındaki ve Afrika’daki bütün açılımlarının en güçlü partneri gibi davranıyor.

BAE’nin kendi koalisyon ortağından bağımsız bu kadar büyük işlere girişmesi ve SA’nın bu kadar sessizliği bir değerlendirmeye göre ikisinin de ABD-İsrail ile aynı eksende olmalarına bağlanıyordu. Ancak kesin olan şey giderek BAE ve İsrail tarafından bu şeklide kuşatılmaktan yana SA’nın hiçbir çıkarı olmayacağı gibi, büyük bir tehdit algılamaması mümkün değildi.

Tam da bu tehdit yeterince net görülmüş olmalı ki, SA bizzat Kral Salman bin Abdülaziz tarafından çekilen bir notayla BAE’nin “Güçlerini 24 saat içinde Yemen’den çekmesi” talep edildi. Aynı zamanda BAE’nin silah ve zırhlı araçları ile Güney Geçiş Konseyi güçleri SA tarafından vuruldu.

Ültimatomun bizzat Kral Salman tarafından verilmiş olması işin ciddiyetini gösterdi ki, gerçekten 24 saat geçmeden BAE koalisyondan çekildiğini ve Yemen’deki askeri operasyonlarına son verdiğini açıkladı. Ancak bu sözde durup durmayacağı konusunda ciddi tereddütler var. Çünkü birçok ülkede resmen üstlenmediği halde fiilen operasyonlar yürüttüğü biliniyor.

Yine de Suudi Arabistan’ın İsrail’in yayılmacılığına karşı bir tehdit hissetmiş olması ve bunun BAE ile ayrı, kendisini aldatan bir koalisyona dönüşmüş olmasına karşı bu çıkışı yapmış olması hayırlı bir iklim değişikliğinin işareti. Yemenlilerle konuşuyorum, hepsinde büyük bir sevinç ve iyimserlik, gecikmiş bir gelişme ama hiç olmamasından iyi.

Tabii bu gelişmeyi de Aksa Tufanı’nın estirmeye devam ettiği rüzgârlara bağlayabiliriz.


#Husiler
#Ortadoğu
#Politika
#Yasin Aktay