Yazarlar Pakistan-Türkiye ilişkilerinin sınırları ve ufukları

Pakistan-Türkiye ilişkilerinin sınırları ve ufukları…

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İSLAMABAD / PAKİSTAN.

Pakistan uçağımız, iki saate yakın geç kalktı.

Havaalanında mihmandarımız Pakistan İstanbul Başkonsolusu danışmanı Buhara kökenli Pakistanlı Waqar Badshah ile sohbete daldık, sohbetin, muhabbetin belini kırdık! Waqar, Mehmet Bulut Hoca’dan Türkiye’de doktora yapmış biri. Halen İbn Haldun Üniversitesi’nde görev yapıyor, başkonsolosluk danışmanlığının dışında.

Waqar’ı çok sevdim: Hem çok çalışkan, hem acayip yetenekli hem de eli her yere değebilen, üstelik de herkesle herkesin kalbini fethedecek bir dille ve üslupla ilişki ve iletişim kurmasını bilen çok güzel bir insan. Bu tür yetenekli, gayretli ve bakışıyla kalpleri fetheden güzel insanlara ne kadar çok ihtiyacımız var şu çivisi çıkmış dünyada!

İslâm dünyasının yapay olarak çizilen sınırlarını, Waqar gibi güzel, öncü insanlarla aşabiliriz ve yepyeni taptaze ufuklara taşıyabiliriz.

Pakistan seyahatimizi organize eden de mihmandarımız da Waqar kardeşimdi.

TİKA DEVRİMİ VE UFUKLARI

İslamabad Havaalanı’nda bizi TİKA Pakistan Koordinatörü Muhsin Balcı Bey karşıladı. Muhsin Balcı, donanımlı, başından itibaren TİKA ile birlikte olan bir kardeşimiz.

Türkiye-Pakistan ilişkilerine dair gerçekleştirilen bu sempozyumun en önemli destekçisi, başından beri TİKA.

TİKA, özellikle Serdar Çam’ın kabına sığmaz ve ufuk açıcı projeleriyle, büyük atılımlarıyla son 20 yılda büyük bir devrim yaptı: Ülkenin önünü açtı, medeniyet birikimimizi ve ruhumuzu bütün dünyaya taşıdı, Türkiye’nin medeniyet ufku ve umudu oldu. Bu umudun ve ufkun hayata geçirilmesini mümkün kılacak yapıtaşlarını döşedi.

Muhsin Balcı kardeşimde bu ufkun ve birikimin ipuçlarını gördüm.

Pakistan’a Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin önceki rektörü Mehmet Bulut Hoca’nın Ankara’da başlattığı ve bütün Türkiye’de şubeleri açılan Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi’nin (ADAM) her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği uluslararası sempozyumlardan sonuncusunu hayata geçirmek üzere geldik. Sempozyumun başından bu yana aksatılmadan gerçekleştirilmesin TİKA desteği önemli bir rol oynadı.

Mehmet Bulut Hoca, rektörken, Sabahattin Zaim’i ülkemizin en parlak sosyal bilim üniversitelerinden biri haline getirecek yapısal ve akademik temelleri attı. Rektörken yaptığı bu güzel çalışmaları yapmasını mümkün kılan saik, ADAM’ın kurucusu ve sivil ama önümüzü açacak, bizim medeniyet birikimimiz doğrultusunda bir yüksek öğretim kurumu geliştirme kaygısı güden bir akademi kurma düşüncesine sahip dertli, donanımlı, kurucu, öncü bir akademisyen olmasıydı.

İMRAN KHAN’LA GÖRÜŞME

Pakistan’a koordinatörlüğünü bendenizin yaptığı Sabahattin Zaim Üniversitesi İpek Yolu Medenlyet Araştırmaları Merkezi’nin de katılımıyla ADAM’ın 16. Sosyal Bilimler Sempozyumu için geldik ama bu seyahatlerimizde gittiğimiz ülkelerin önde gelen yöneticileriyle de kritik görüşmeler yapıyoruz zaman zaman.

Bu ilk Pakistan yazımda, bizim için de sürpriz olan görüşmelerden birini, Pakistan’ın önceki başbakanı İmran Khan’la yaptığımız bir saat süren görüşmemizi yazacağım.

İmran Khan’ın mekanına üç ayrı güvenlik taramasından sonra girdik. İmran Khan’ın yeğeni Hasan Khan karşıladı bizi. Son güvenlik taramasında telefonlarımız da alındı.

Güvenlik açısından doğal bunlar, biraz suratımızı ekşitsek de pek yadırgamadık, doğrusunu söylemek gerekirse…

İmran Khan’ı kriket’in sembol oyuncularından biri olduğu zamanlarda Londra’dan biliyordum. İslâmî duyarlıkları pek yoktu o vakitler.

Ama 1996’dan itibaren bir dönüşüm yaşamış, ailesinde yaşadığı çok acı bir hâdise İslâmî hayat tarzını, dünya görüşünü benimsemesine yol açmış. Bizim görüşmemizde de İslâmî hassasiyetlerinin yüksek olduğunu gördük.

Öyle ki, insanlığın geleceğinin tehlikede olduğunu hatırlattı İmran Khan ve insanlığı yok oluşun eşiğine sürüklenmekten İslâm’ın güçlü, diriltici manevî değerleriyle ailenin kurtaracağını vurguladı.

Tesettürün hem maneviyatın hem de ailenin korunmasında çok kalıcı bir rol oynadığına da dikkat çekmesi hepimizin dikkatini çekti.

İslâmî hassasiyetlerinin yüksek olduğunu gösteren en güçlü işaretlerden biri gençleri sünnet-i seniyyeye yönlendirecek güçlü adımlar atması ve kurumlar açması İmran Khan’ın.

İmran Khan, İslâm dünyasında bir kaç önemli sorunun altını özenle çizdi.

İslâm dünyasındaki en önemli sorunların başında hukukun üstünlüğünün olmaması olduğunu söyledi. Osmanlı’dan, Hindistan tarihindeki örneklerden ayrıntılı ve çarpıcı örneklerle bizim İslâm medeniyeti tarihinde böyle bir sorunumuzun olmadığını anlattı heyecanlı heyecanlı.

İkinci olarak İslâm dünyasının, önünü açacak lider ülke ve öncü bir lidere ihtiyacı olduğunu, bu lider ülkenin Türkiye, öncü liderin de cesaretiyle, önaçılcılığıyla Erdoğan olduğunu ifade etti.

İnsanlığı bekleyen en önemli tehlikenin Batılıların özellikle İslâm dünyasını sekülerleştirmeye çalışması olduğuna dikkat çekerek, sekülerleşmenin maneviyatı ve aileyi tehdit eden yegâne saik olduğunu özellikle vurguladı ve Türkiye’deki sekülerizmin İslâm’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak kadar abartılı, absürt olduğunu söyledi.

Belki İmran Khan’ın yaptığımız görüşmedeki en ilginç açıklaması, köken itibariyle Türk olduğunu ve köklerinin “Niyazîyye” olarak adlandırılan bir Türk boyuna / kabilesine dayandığını söylemesi oldu.

İmran Khan zamanında Türkiye ile ekonomik ilişkilerin Navaz Şerif dönemine göre daha az gelişmiş olduğu anlaşılıyor.

Türkiye ile Pakistan arasında öncelikle kültürel, akademik ve entelektüel ilişkilerin güçlendirilmesi ve köklendirilmesi gerekiyor. Bu konuda çok iyi değiliz. İslamabad’da NUST (National University of Science and Technology’de) düzenlediğimiz sempozyum, Türkiye-Pakistan ilişkilerinin sağlam temeller üzerinden güçlü bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini gösterdi ve bu ilişkileri güçlendirebilmek için neler yapılması gerektiğini çok güzel ortaya koydu.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.