AB''ye son çağrıdır
00:00, 07/02/2013, Perşembe
Yeni Şafak

Gündem
Kendi içindeki Kürt sorunu gibi en ciddi sorunlarını AB olmadan çözme cesaretini gösteren, bölgesindeki ülkeler için rol model olan bir Türkiye''nin bu son mesajını umarız AB tarafı doğru değerlendirir. Kararlı, hızlı ve somut adımlar atma devri başlamadığı takdirde, herkes hızlı bir uzaklaşma ve kopma sürecine hazır olmalıdır.
Başbakan Tayip Erdoğan''ın son günlerde dış politika alanında yapmış olduğu kritik açıklamalar iç basında olduğu kadar dış basında da yankı uyandırmaya devam ediyor. Erdoğan''ın PKK sorununun çözümünde Kuzey Irak''la da görüşüldüğü; Türkiye''nin Şanghay İşbirliği Örgütü''ne üye olabileceği ve Avrupa Birliği radikal adımlar atmazsa Türkiye''nin kendi yoluna gideceği anlamındaki sözleri farklı yorumlara yol açtı. Bazılarınca bu söylemler belli siyasi hedeflere yönelik ''şifreli sözler'', bazılarınca başbakan''ın duygusal çıkışları ve diğer bazılarınca ise ülkenin gündemini değiştirmeye matuf günlük tartışmalar olarak değerlendirildi. Bunlar hükümetin dış politikada atacağı radikal adımlar için kamuoyunu hazırlamak adına yüksek sesle yapılan zihni temrinler midir, yoksa tutarlılığı ve ciddi sonuçları olmayacak günlük tartışmaların bir parçası mıdır?
AÇIKLAMALAR ÖNEMLİ
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, bu sözler Ak Parti''nin bir sözcüsü ya da hükümetin bir bakanı tarafından yapılmış açıklamalar değildir. Bu açıklamalar Türkiye''nin on yıllık başbakanı olan Erdoğan tarafından yapıldığına göre ciddiye alınmak zorundadır. O zaman Erdoğan''ın AB restini ve Şanghay çıkışının anlamını ülkemizin ve küresel sistemin içinden geçtiği tarihi ve siyasal konjonktürü dikkate alarak analiz etmek gerekir.
Temel çıkış noktamız şudur. Türkiye ve dünya, nihai sonuçları 21. Yüzyıl''ın ortalarında kristalize olacak, ama önümüzdeki on yıllarda herkesi derinden etkileyecek köklü bir ekonomi-politik dönüşüm süreci yaşamaktadır. Modern dünyayı biçimlendiren ilkeleri, değerleri ve sistemleri yaratan Batı dünyası gücünün sonuna yaklaşmaktadır. Bu çerçevede Türkiye''nin önündeki muhtemel tercihlere bakmak gerekir.
DIŞ POLİTİKA OPSİYONLARI
Batı ile bütünleşme: Öncelikle Türkiye''nin Tanzimat''tan beri en önemli stratejik hedeflerinden biri modernleşme yoluyla batılılaşmak ve bu sayede tarihteki eski gücüne, refahına ve güvenliğine yeniden kavuşmaktır. Türkiye''nin bu tercihinin 20. Yüzyıl''ın ortalarındaki somut hedefi güvenliği için NATO''ya girmek; ekonomik refahı ve siyasi istikrarı için de Avrupa Konseyi ve AB gibi yapılarda yer almak şeklinde olmuştur.
AB üyeliği projesi bugün de hala Türkiye''nin dış politikasında en önemli opsiyonlardan biridir ve yakın gelecekte bir referandum olması durumunda halkın yarıdan fazlasının bu projeyi desteklemesi olasılığı hayli yüksektir. Ancak son yıllarda halkımızın AB''ye olan bakışında ciddi bir kırılma yaşandığı da muhakkaktır.
Üstelik Çin, Rusya ve Hindistan gibi farklı siyasi-ekonomik gelişme modeli izleyen ülkelerin sergiledikleri yüksek performans da, sadece Türkiye''de değil dünyanın dört bir yanındaki halkların kafasındaki batı imajını kökten sarsmıştır. Batı artık gelişme, kalkınma ve siyasal istikrarı sağlamanın tek modeli olmaktan çıkmış; dünyada çoklu modernite tartışmaları başlamıştır.
AVRASYACILIK MI
Avrasyacılık: Türkiye için ikinci opsiyon yükselen doğu ülkeleri ile stratejik işbirliği modelleri geliştirmektir. Avrasyacılık projesi olarak tanımlayabileceğimiz bu yaklaşım düne kadar Türkiye''de yalnızca bazı marjinal kesimlerce savunulmaktaydı ve toplumsal desteği de yüzde beşler düzeyindeydi. Ancak bugün Türkiye''nin Rusya ile 40 milyar, Çin ile 20 milyar ve İran ile 15 milyar doları bulan ticaret hacimleri dikkate alındığında bu tercih yavaş yavaş daha ciddi olarak tartışılmaya başlanmıştır. Şangay İşbirliği örgütü ile ilişkilerin geliştirilmesi önerisi bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülebilir.
Türkiye merkezlilik: Üçüncü opsiyon Türkiye''nin Ak Parti hükümeti döneminde Erdoğan-Gül ve Davutoğlu üçlüsü tarafından geliştirilmeye çalışılan Türkiye odaklı yeni bir bölgesel güç merkezi inşa etme politikasıdır. Bu model Erbakan İslamcılığının ötesinde ama Ortadoğu''yu, Kafkasları ve Orta Asya''yı içine alan ve hatta Afrika''nın iç bölgelerine kadar uzanacak geniş bir işbirliği, siyasi dayanışma, ekonomik gelişme ve ortak refah alanı yaratma projesidir. Düne kadar zayıf (ve hatta hayali) bir tercih olarak görülen bu son model, bugün Türkiye''de fikri olarak giderek daha çok toplumsal kabul görmeye başlamıştır. Bölgesel reel politikte de uygulama alanı özellikle Arap baharının yarattığı yeni açılım imkanları sayesinde giderek genişlemektedir.
TEHDİT DEĞİL, SAMİMİ BİR TEKLİF
Erdoğan''ı bir lider olarak içeride ve dışarıda güçlü kılan şey onun samimiyeti ve sözüne sadakatidir. AB''nin de İsrail''in de Erdoğan ile ilgili en büyük yanılgısı onun siyaset tarzını yanlış okumalarıdır ve gücünü küçümsemeleridir. O''nu en iyi anlayanlardan başında ise Obama gelmektedir. Erdoğan yükselen ve kendine güveni gelen yeni Türkiye''nin lideri olarak dünyanın gidişatını doğru okumaktadır ve ülkenin geleceği adına tarihin akışına yön vermek istemektedir. Bu nedenle Brüksel''e Türkiye''yi içinize alın, geleceğin küresel güç merkezini beraberce inşa edelim çağrısında bulunurken son derece samimidir. Ancak AB''nin ayak sürümesi durumunda, Türkiye 1950''lerdeki ülke ve dünya şartlarına göre yaptığı stratejik tercihlerini günümüz küresel gerçeklerine uygun olarak revize etmeyi düşünecektir. Bu nedenle Türkiye önümüzdeki günlerde özellikle AB''nin güçlü ülkeleri üzerinden son kez çağrı yapmaya hazırlanmaktadır.
Bu çerçevede Erdoğan önce Brüksel ziyaretinde, ardından da yakında Ankara''yı ziyaret edecek olan Alman Başbakanı Merkel nezdinde bu samimi teklifini muhtemelen son bir kez kendilerine aktaracaktır. Bu mesaj alınmadığı takdirde Türkiye AB ile ilişkilerini yeniden tanımlayarak farklı opsiyonlar (Avrasyacılık ve Türkiye merkezlilik) konusundaki çalışmalarını hızlandıracaktır. Kendi içindeki Kürt sorunu gibi en ciddi sorunlarını AB olmadan çözme cesaretini gösteren, bölgesindeki ülkeler için rol model olan bir Türkiye''nin bu son mesajını umarız AB tarafı doğru değerlendirir. AB-Türkiye ilişkilerinde pozitif gündemi konuşma devri bitti. Kararlı, hızlı ve somut adımlar atma devri başlamadığı takdirde, herkes hızlı bir uzaklaşma ve kopma sürecine hazır olmalıdır.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.