Arap dünyasındaki İslamcılar demokrasiye karşı mı?
00:00, 10/03/2013, Pazar
Yeni Şafak
Arap dünyasındaki İslamcılar demokrasiye karşı mı?
Arap Baharı''nın yaşandığı ülkelerde yaşananlar ''İslamcılar demokrasiye karşı mı'' sorusunun sorulmasına yol açtı. Tunus ve Mısır gibi ülkelerde demokrasinin geleceği konusunda karamsar olmaya gerek yok. Başka İslam ülkelerinde demokrasi tecrübesi yaşayıp da yeniden kalıcı bir şekilde otoriterizme dönen örnekleri göremiyoruz. Zira özgürlük ve demokrasiyi bir kez tecrübe eden toplumlarda bu değerleri terk etmek ve halkın gözünde demokrasiyi gayri meşru hale getirmek neredeyse imkansız.
Arap ülkelerinde son iki yıldır devam eden siyasal dönüşüm sürecinin bu ülkeleri nereye götüreceğine ilişkin tartışmaların dozu azalmıyor. Bazıları Arap dünyasında başlayan demokrasi serüveninin bazı zigzaglar yaşansa da sonunda işleyen bir demokrasiye doğru evirileceğini beklerken; bazıları ise Arap baharının bu coğrafyayı belirsiz bir sürece soktuğuna ve geleceğinin pek parlak olmayacağına inanıyor. Özellikle ABD ve Avrupa''daki aşırı sağcı kesimlerle bağlantılı yazarlar Arap Baharından çok Arap kışından söz etmeyi seviyorlar. Türkiye''deki bazı siyasiler ve yazarlar da benzer kaygıları paylaşıyorlar. Karamsarların en güçlü argümanları ise Mısır ve Tunus gibi ülkelerde yapılan seçimlerde İslamcı partilerin demokratik yarıştan galip çıkmaları. Onlara göre İslamcıların tek amacı kendi ülkelerinde bir şeriat devletinin kurulmasını sağlamaktır. Dolayısıyla İslam ve demokrasinin birlikte yaşamasını zaten mümkün görmeyen bu kesimler için Arap Baharının yakın dönemde Hüsnü Mübarek gibi liderleri aratacak bir İslami otoriterleşme sürecine girmesi kaçınılmazdır.
DEMOKRASİ TECRÜBESİ
Gerçekten de öyle midir? İslamcılar ülkeyi demokratik standartları ve hukuk devletini koruyarak yaşatamazlar mı? Bu konuyu Eurosentrik bakış açılarından ve oryantalist düşünce kalıplarından kurtularak sosyal bilim mantığı içinde analiz etmek gerekir. Sosyal bilimler metodolojisi ise bize İslamcıların işbaşına geldiği ülkelerdeki tecrübelere ve halkın demokrasiye ilişkin bakış açılarına bakmamamız gerektiğini söyler. Dolayısıyla bize düşen de demokrasi ile yönetilen Müslüman ülkelerdeki uygulamalara ve kamuoyu yoklamalarına dayanarak Arap dünyasındaki gelişmelere ilişkin bazı öngörülerde bulunmaktır.
Öncelikle dünyada demokrasinin popüler ve meşru bir yönetim biçimi haline gelmesi oldukça yeni sayılır. 19. Yüzyılda önce Batılı ülkelerde başlayan demokrasi deneyimleri ancak ikinci dünya savaşı sonrasında batı-dışı alanlara (Japonya, Hindistan ve Türkiye gibi) yayılmıştır. Hatta Batının kendi içindeki Katolik bazı ülkelerde dahi demokratik yönetim tarzı ancak Hıristiyan Demokrat partiler vasıtasıyla 20. Yüzyılın ikinci yarısında mümkün olabilmiştir. Demokrasinin küresel bir popülarite kazanması ise 1990''larda Sovyetler Birliğinin çöküşüyle gerçekleşmiştir. Max Weber gibi sosyal bilimciler bile önce kapitalizmin ve demokrasinin ancak Protestan ülkelerde yaşayabileceğini, Katolik ülkelerde zor olacağını öngörmüşken zamanla bu varsayımlar yanlışlanmıştır. Benzer şekilde, Batı dışındaki kültürlerde demokrasinin yaşaması mümkün değildir anlayışı da Japonya gibi başarılı örneklerle zamanla yıkılmıştır.
1990''larda İslam dünyasında Doğu Avrupa örneğinden ilhamla başlayan toplumsal demokrasi talepleri Batıdaki hakim güçlerin stratejik çıkarlarının tehlikeye girebileceği korkuları ve Batılı entelektüellerin önyargıları nedeniyle hak ettiği desteği görmedi. Tunus''tan Cezayir''e kadar pek çok İslam ülkesinde halkın demokrasi talepleri kanlı biçimde bastırıldı. Türkiye''de Refah-yol hükümetinin 28 Şubat sürecinde yıkılması ve özgürlüklerin bastırılması da aynı dönemde Batı destekli otoriter projenin bize yansımasından başka bir şey değildi.
ARAP BAHARI SÜRECİ
Tunus, Libya ve Mısır''da son bir yılda yaşanan seçimlerde de ağırlıklı olarak toplumu kimin ne kadar İslamlaştıracağı değil; ekonomiyi kimin daha iyi yöneteceği, demokratik sistemin geleceğinin nasıl korunacağı oluşturmaktadır. Mısır''da İslamcı Cumhurbaşkanı Mursi''ye karşı sokağa dökülenler ülkede şeriat kurallarının uygulanması için değil, Mursi''nin kendi yetkilerini artırması karşısında daha fazla otoriterleşmesini önlemek ve halk için daha fazla özgürlük ve demokrasi alanı açmak için mücadele veriyorlar. Tunus''ta laik lider Şükrü Bilayd''ın öldürülmesi karşısında İslamcı Başbakan hiç tereddüt etmeden istifa ederek ülkede milli birlik hükümeti kurulmasının önünü açtı. Dolayısıyla uygulamalara bakıldığında İslam dünyasında demokratik seçim süreçleriyle iktidara gelen hükümetlerin ve siyasi partilerin iktidarlarını kullanırken ön yargıları ve korkuları yanlışlayacak şekilde oldukça sorumlu davrandıklarının altını çizmek gerekir.
SEÇMENİN GÜNDEMİ EKONOMİ
Acaba devrim yaşayan ülkelerdeki halkın gerçek beklentisi ve temel önceliği toplumun İslamileştirilmesi midir yoksa daha başka dünyevi beklentiler midir? Bu konuda kamuoyu araştırmalarına bağlı veriler yeni yeni oluşmaya başlamıştır. Foreign Affairs dergisinin internet sayfasında son günlerde yayınlanan yeni bir araştırmanın bulguları bu konuda oldukça öğreticidir. Ekim-Kasım 2012''de Tunus ve Mısır''da yapılan siyasi anket sonuçlarına göre, Tunus''ta halkın % 26''sı Mısır''da ise % 28''i İslam''ın ülkeyi yönetirken önemli bir rol oynaması gerektiğine inanıyorlar. Tunus''ta En-Nahda partisine oy veren seçmenlerin % 27''si din ve politikanın ayrılamayacağını dile getiriyor. Mısır''da ise İhvan''ın kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisine oy verenlerin % 17''si; Selefi Nur partisine oy verenlerin ise % 22''si dini liderlerin siyasette rol oynaması gerektiğine inanıyorlar. Araştırmaya göre, seçmenlere ''demokrasinin en önemli özelliği sizce nedir?'' diye sorulduğunda Tunus''ta halkın % 32''si; Mısır''da ise % 69''u halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması ve zengin ve fakir arasındaki uçurumun azaltılması olarak cevaplamışlar. Demek ki halkın temel beklentisi demokratik hükümetlerin öncelikle toplumun ekonomik sorunlarına odaklanmasıdır; yoksa İslamileştirilmesi veya dış politikada radikal adımların atılması değildir.
Aynı araştırma verilerine göre Tunus''ta Nahda partisinin Mısır''da ise İhvancıların partisinin seçim başarının asıl nedeni ideolojik olmaktan çok, bu partilerin güçlü örgütsel yapıları ve seçim sürecinde sergiledikleri dinamik propaganda yöntemleridir. Örneğin Mısır seçmeninin en az % 20''si İhvancıların partisinin propaganda materyallerinin kendilerine ulaştığını; % 6''sı ise Nur Partisinin yayınlarını aldıklarını söylemişler. Araştırmada diğer laik partilerin bu tür İslami partilerle yarışamadığı ve sokağa hakim olamadığı özellikle vurgulanıyor. Daha ilginci, Tunus''ta ankete katılanların % 47''si; Mısır''da ise % 38''i devrim öncesine göre ülke şartlarının daha kötüye gittiğini belirtiyorlar; ama bu tespit onların İslamcı partilere olan desteğini azaltmıyor. Zira laik kesim halkın sorunlarının hangi liderler eliyle nasıl çözüleceği ve ülkenin nasıl daha iyi yönetilebileceği konusunda alternatif söylem, kadro ve program sunabilmekten uzaklar.
DEMOKRASİDEN VAZGEÇMEZLER
Sonuç olarak, Tunus ve Mısır gibi ülkelerde demokrasinin geleceği konusunda karamsar olmaya gerek yok. Başka İslam ülkelerinde demokrasi tecrübesi yaşayıp da yeniden kalıcı bir şekilde otoriterizme dönen örnekleri göremiyoruz. Zira özgürlük ve demokrasiyi bir kez tecrübe eden toplumlarda bu değerleri terk etmek ve halkın gözünde demokrasiyi gayri meşru hale getirmek neredeyse imkansız. Namık Kemal''in Hürriyet Kasidesinde güçlü biçimde ifade ettiği gibi, ''Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet / Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten.''' Bugün de Mısır ve Tunus gibi ülkelerde Hürriyet meşalesi bir kez yakıldıktan sonra yeniden eski düzene dönmek mümkün değil. Araştırma verileri de bunu destekliyor. Ancak şu konuda gerçekçi olmak gerekir. Demokratik geçişsüreçleri oldukça sancılıdır. Hele hele gecikmiş bir demokrasi dalgasıyla özgürlüğüne kavuşmuş olan ve dolayısıyla halkın beklentilerinin bu kadar yüksek olduğuArap dünyasında pek çok sıkıntı yaşanması kaçınılmazdır. Hızlı sonuç üretmek mümkün olmayacağına göre, Arap sokakları bir süre daha hareketli kalacak demektir. Ancak demokratikleşme yönündeki temel trendleri geri çevirmek de mümkün olamayacaktır
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.