Erdoğan''ın ABD ziyareti ve beklentiler
00:00, 17/05/2013, Cuma
Yeni Şafak

Gündem
ABD ve Türkiye liderleri her iki ülkeyi ilgilendiren konuları açık yüreklilikle ve derinliğine konuşacaklardır. Suriye konusunda radikal adımların atılması en büyük beklentimizdir. Ancak gerçekçi olmak gerekir ki, somut adımlar atılması kolay olmayacaktır. Ama yine de Esed''in kaderi üzerine ciddi bir tartışma yapılacaktır. Erdoğan''ın Arap baharı sürecine ilişkin ABD desteğinin sürdürülmesi konusunda Obama''yı ika etmesi beklenebilir. Zira Arap toplumlarının değişimi, içlerindeki bazı aşırı grupların varlığı nedeniyle sekteye uğratılması veya demokratik güçlerin desteksiz bırakılması tüm bölgeyi topyekün radikalleştirir. Kaotik bir Ortadoğu ise küresel barışa ve istikrara en büyük tehdittir.
Başbakan Erdoğan kalabalık bir siyasetçi ve işadamı grubuyla dört yıl aradan sonra ABD başkentine resmi bir ziyarette bulunuyor. ABD ziyaretinin Suriye''de giderek derinleşen siyasi krizin yarattığı mülteci sorunu, insani trajedi ve Reyhanlı saldırısı gibi terör olayları nedeniyle Türkiye gibi komşularının güvenliğini tehdit eder hale geldiği bir dönemde gerçekleşmesi oldukça önemli. Ama ABD başkanı Obama ile Erdoğan''ın siyasi gündemini yalnızca Suriye oluşturmuyor. Türkiye ve ABD arasındaki görüşmelerde iki ülkeyi doğrudan ilgilendiren güvenlik, enerji, ekonomi ve ticaret gibi konuların yanında, bölgesel ve küresel sorunlar da tartışılacaktır. Zira her iki ülke BM, NATO, G20 ve IMF gibi küresel ekonomi-politik sistemin yönetiminde belirleyici olan uluslararası platformlarda birlikte çalışıyorlar.
Her iki ülke halkı da demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi ve serbest ticaret gibi ortak ekonomi-politik değerlere inanıyorlar. ABD tüm dünya için kendisini özgürlükçü geleneğin temsilcisi olarak görürken, Türkiye güçlenen sivil kurumları, derinleşen demokratik kültürü ve yükselen ekonomik gücüyle kendi bölgesinde gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Müslüman toplumlar için örnek bir ülke olarak görülüyor. Dolayısıyla ABD ve Türkiye arasındaki görüşmelerde taraflar arasında bir güven bunalımı veya siyasi mesafe yok. Altmış yıllık müttefik ilişkilerinin sağladığı güvenle iki ülke liderleri ikili ve çok taraflı ilişkileri samimi bir şekilde tartışabiliyorlar. O zaman bu ziyareti dünyanın ve özellikle Ortadoğu bölgesinin geçirmekte olduğu köklü değişim süreci doğrultusunda değerlendirmek gerekir.
KİMYALARI UYUŞUYOR
Obama ve Erdoğan''ın siyasi kariyerlerinde ve dünyaya bakışlarında önemli benzerlikler var. Obama ABD tarihinde başkan seçilen ilk siyahi lider ve aynı zamanda aile bağları nedeniyle İslam dünyasını ve Müslüman toplumları iyi tanıyan birisi. Amerikan toplumu bu özellikleri nedeniyle ona şüpheli yaklaşsa da, Obama beyazların hakimiyetindeki ABD siyasetinde kendisine geniş bir alan açmasını bildi. İzlediği doğru siyaset ve ülke yönetiminde gösterdiği maharet sayesinde ikinci kez başkan seçildi. Obama dünyanın en güçlü koltuğunda yaklaşık dört yıl daha oturacak. Erdoğan''ın siyasi kariyeri ise belki Obama''dan daha meşakkatli geçti.
Muhtar dahi olamaz denilirken, o on yıl içinde Türkiye''nin en güçlü siyasi lideri haline geldi. İçerideki ve dışarıdaki başarıları ile de dünyada ve bölgede iyi tanınan ve sözüne ve dostluğuna güvenilen bir devlet adamı olarak algılanıyor. Halk desteği çok yüksek ve henüz bir alternatifi de görünmüyor. Eğer Cumhurbaşkanı olmak isterse onu engelleyecek bir rakibi de yok gibi.
GÜNDEM: ORTADOĞU, SURİYE, EKONOMİ
Dolayısıyla Obama ve Erdoğan güçlü liderlikleri ve siyasi tecrübeleri ile tüm sorunları açık yüreklilikle tartışabilecek durumdalar. Her konuda uzlaşmaları gerekmiyor, ancak kritik konularda önemli ilerlemeler sağlayacakları beklenebilir.
Öncelikle iki liderin tartışacakları en önemli konuların başında Ortadoğu''daki köklü değişimin nasıl yönetileceği sorunu geliyor. Son birkaç yıldır Arap baharı sürecinde her iki ülkenin ortak tavrı, Arap halklarının demokrasi taleplerinin karşılanması ve bu amaçla devrimci toplumsal hareketlerin desteklenmesi yönünde oldu. Tahrir meydanında toplanan milyonlar, üzerlerine ölüm kusan Mübarek''in baltacılarına karşı Erdoğan ve Obama''nın cesaret veren desteklerine güvenerek ümitle direnebildiler ve sonunda diktatörleri devirmede başarılı oldular. Ama bölgede demokratikleşmenin kökleşmesi için zamana ve uluslararası toplumun desteğine şiddetle ihtiyaç var.
ABD''NİN RAHATSIZLIĞI
Yeni kurulan demokrasiler bir yandan iç siyasi çatışmalarla uğraşırken, diğer yandan halkın acil ekonomik ihtiyaçlarının karşılanması için mali ve teknik yardıma ihtiyaç duyuyorlar. Türkiye''nin kaynakları belli olduğuna göre, bu konuda Erdoğan''ın Obama''yı ikna ederek yeni demokrasilerin kalkınması için Marshall yardım fonu gibi özel destek kaynaklarının oluşturulmasını isteyebilir.
Diğer yandan Arap Baharı sürecinde Batı ve ABD''deki bazı çevreler İslamcıların iktidara gelmesinden oldukça tedirginlik duyuyorlar. Libya''da ABD büyükelçisinin öldürülmesi hadisesi ve son Boston olayı ABD''deki duyarlılığı artırmış durumda. Burada Türkiye''nin Müslüman bir ülke ve Erdoğan''ın muhafazakar bir lider olarak İslam dünyasındaki değişimin barışçıl bir zeminde yürütülmesi için önemli rol oynayabilecektir.
Nitekim Türkiye 2006''dan beri Hamas gibi batılılarca terörist sayılan bir İslami grupla kurduğu diyalog sayesinde bugün bu örgüt Gazze''de sorumlu bir iktidar yürütmeye başlamıştır. Dolayısıyla Türkiye İslam dünyasında kapsayıcı siyasi modellerin üretilerek, doğu-batı karşıtlığının aşılmasında ve mezhep çatışması riskinin bertaraf edilmesinde önemli rol oynayabilir. ABD yönetimine bu konu iyi anlatılmalıdır. Erdoğan''ın ziyareti bu bağlamda ABD toplumunun farklı kesimlerine hitap etme anlamında iyi bir fırsat olarak görülmelidir.
İki ülkenin en sıcak gündem maddelerinden birisi şüphesiz Suriye olacaktır. Temelde her iki ülke de Suriye''deki katliamlardan Esed''i ve Baas yetkililerini sorumlu tutsa da, BM''de Rusya vetosu nedeniyle Esed''e yönelik bir karar alınamamaktadır.
Türkiye artan mülteci sorunu, terör, asayiş ve güvenlik sorunları nedeniyle Suriye''de uluslar arası toplumun bir an önce harekete geçmesini istemektedir. En azından çatışmaları Suriye içinde tutmak için güvenli insani yardım koridorunun oluşturulması, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi veya bunlar yapılamayacaksa en azından muhaliflerin silahlandırılması gerektiğini savunmaktadır. Oysa Obama doktrini diye bilinen yaklaşıma göre, ABD''nin güvenlik çıkarlarına doğrudan tehdit oluşturmayan vak''alarda Washington''un askeri angajmanlardan kaçınması savunulmaktadır.
GÖRÜŞMEDEN NE ÇIKAR
Dolayısıyla Obama yönetimi Suriye konusunda hala Rusya''yı ikna ederek, Suriye''de müzakereye dayalı bir barışçıl çözümü zorlama taraftarıdır. Mayıs ayı çıkmadan yapılması planlanan II. Cenevre konferansının ana konusu da Suriye''deki geçiş sürecine ilişkin nasıl bir yol haritası oluşturulacağıdır. Obama-Erdoğan görüşmesinin en kritik maddesi bu konu olacaktır. Kimin kimi ikna edeceği biraz da siyasi atmosfere bağlı olacaktır. Ama en iyimser tahminle Obama''nın en azından Esed ve Baas ileri gelenleri için Ceza mahkemesi sürecinin hızlandırılmasını desteklemesi beklenmelidir. Uçuşa yasak bölge ve sınırlı hava harekatı için ABD''yi ikna etmek oldukça zordur. Muhaliflere silah sağlama konusunda ise bazı adımlar atılması beklenebilir.
EKONOMİK VE TİCARİ KONULAR
Güvenlik konularında ne kadar ilerleme sağlanabileceği belirsiz olsa da, Türkiye ve ABD ekonomik ve ticari ilişkilerde radikal adımlar atarak sınırları zorlayacaklardır. İki ülke arasındaki 20 milyar dolarlık ticaret hacmi tatmin edici değildir. Üstelik ABD ve AB transatlantik alanda bir serbest ticaret bölgesi oluşturma görüşmelerine başlamışlardır. Türkiye ise AB üyesi olmadığı için bu sürecin dışında kalmaktadır ve bu gelişmelerden olumsuz etkilenmemesi için ABD ile paralel görüşmelere başlamak istemektedir.
Doğrusu ABD, en az G. Kore gibi ülkelere sağladığı ticari kolaylıkları Türkiye''ye de sağlamalıdır. Bu konularda 2009''da kurulan stratejik diyalog grupları şimdiye kadar somut sonuçlar üretmemiştir. Bu kez muhtemelen yeni bir görüşme turlarının başlaması için bir yol haritası oluşturulacaktır.
İSRAİL FAKTÖRÜ
Sonuç olarak, ABD ve Türkiye liderleri her iki ülkeyi ilgilendiren konuları açık yüreklilikle ve derinliğine konuşacaklardır. Başbakan Erdoğan Brookings gibi kuruluşlarda ABD''nin siyasi elitlerine yeni Türkiye''nin küresel vizyonunu anlatmaya çalışacaktır. İsrail ile ilişkilerimiz normalleşmeye başladığına göre, Erdoğan''ın muhtemelen Yahudi lobisi ile de temasları olması mümkündür. Suriye konusunda radikal adımların atılması en büyük beklentimizdir.
Ancak gerçekçi olmak gerekir ki, somut adımlar atılması kolay olmayacaktır. Ama yine de Esed''in kaderi üzerine ciddi bir tartışma yapılacaktır. Erdoğan''ın Arap baharı sürecine ilişkin ABD desteğinin sürdürülmesi konusunda Obama''yı ika etmesi beklenebilir. Zira Arap toplumlarının değişimi, içlerindeki bazı aşırı grupların varlığı nedeniyle sekteye uğratılması veya demokratik güçlerin desteksiz bırakılması tüm bölgeyi topyekün radikalleştirir. Kaotik bir Ortadoğu ise küresel barışa ve istikrara en büyük tehdittir.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.