Japonya Merkez Bankası faizleri neden yükseltiyor?

04:0026/02/2025, Çarşamba
G: 26/02/2025, Çarşamba
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Dr. Deniz İstikbal - İstanbul Medipol Üniversitesi

2000’lerin başında dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya, küresel marka ve üretim gücüyle birçok gelişmiş ülkeyi geride bırakmıştı. Satın alma gücü, kişi başı gelir düzeyi ve modern altyapısıyla birçok aktörü kendine hayran bırakıyor ve örnek olarak alınıyordu. 1990’larda ABD’yi iktisadi büyüklük olarak geçeceği düşünülen Japonya Toyota, Nissan ve diğer devasa firmalarıyla Batılı rakiplerini geride bırakmıştı.

YAŞLANAN NÜFUS KALKINMA TRENDİNİ TERSİNE ÇEVİRDİ

Japon ürünleriyle rekabet çok güç iken global ihracatın büyük kısmı Japonya tarafından yapılıyordu. IMF’e göre 2000’de 5 trilyon dolarlık milli geliriyle Japonya dünya ekonomisinin yüzde 14,6’sını oluşturuyordu. Küresel ihracatın ise yüzde 15’ten fazlası Japon firmalar tarafından gerçekleştiriliyordu. Made in Japan global bir marka olarak kabul ediliyor ve Japon Kalkınma Modeli birçok ülke tarafından ilgiyle takip ediliyordu. 2000’lerin ilk on yılında yavaşlayan iktisadi büyüme hızı ve yaşlanan nüfus ülkenin kalkınma trendini tersine çevirdi.

2010’da Japonya milli geliri 5,7 trilyon dolara ulaştı ancak küresel ekonomiden alınan pay yüzde 10’un biraz üstüne geriledi. Aynı yıllar arasında Çin, Güney Kore, Endonezya, Tayvan ve Hindistan gibi ülkeler küresel ekonomiden ve ihracattan aldıkları payları ciddi anlamda artırdılar. Özellikle Çin 2000-2010 arasında milli gelirini 1,2 trilyon dolardan 6 trilyon dolara çıkararak Japonya’yı geride bıraktı. Benzer bir durum Hindistan açısından gerçekleşme emareleri taşıyor. 2026’da Hindistan’ın milli gelir açısından Japonya’yı geride bırakması IMF tarafından tahmin ediliyor.

REKABET GÜCÜNÜ KORUYOR

Benzer bir durum Almanya ve Japonya açısından da geçerli. 2000’de 5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle Japonya, Almanya’nın üç katı büyüklüğe sahipti. 2023’te Almanya, Japonya’yı milli gelir açısından geride bıraktı ve iktisadi konumunu kuvvetlendirdi. Benzer bir durum ihracat ve rekabet gücü açısından da meydana geldi. Almanya’nın ihracat kapasitesi ve pazarları genişlerken Japonya ihracat miktarını istenilen düzeyde artıramadı. Aynı durum kişi başı milli gelir rakamlarında da meydana geldi. 2000’de kişi başı 40 bin dolarlık milli gelire sahip Japonya günümüzde neredeyse aynı rakamlarda kişi başı gelire sahip. Ancak Almanya, ABD ve Güney Kore gibi ülkeler arasındaki farkı hızla kapatarak Japonya’nın önüne geçtiler. Özellikle Güney Kore’de meydana gelen iktisadi gelişim Japonya ile olan aradaki gelişmişlik farkını ciddi anlamda azalttı. Gelişmiş ekonomilerin yanı sıra benzer bir durum Endonezya, Türkiye ve Brezilya gibi gelişmekte olan ekonomilerle de yaşandı. Bu ülkelerde milli gelir ve küresel ekonomiden alınan pay artarken Japonya’da gerileme yaşandı. Yaşlanan nüfus, iktisadi doygunluk ve harcama kültürü ülkenin iktisadi gelişiminin normalleşmesine ve belli bir trendin içerisinde seyretmesine sebebiyet verdi. Günümüzde yaklaşık 2 trilyon dolarlık dış ticaret hacmiyle Japonya en büyük yedinci ihracatçı konumunda yer alıyor. Dünyanın en büyük teknoloji ve araç ihracatçıları arasında hala rekabet gücünü koruyor fakat yaşlanan nüfus ve düşen doğum hızı ülkenin geleceğine tehdit oluşturuyor.

HEDEF EKONOMİK CANLANMA

İktisadi büyüklük, kişi başı gelir ve diğer olgulara karşın son dönemde dikkat çekici şekilde Japonya Merkez Bankası, global merkez bankalarına kıyasla faizleri artırma eğilimi gösteriyor. Fed, Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası gibi devler faizleri düşürürken Japonya Merkez Bankası (JMB) tam tersi yönde faizleri son çeyrek asrın en yüksek seviyelerine taşıyor. JMB Başkanının ifadelerine göre de faizlerin artışının sürmesi ve ilerleyen aylarda tarihi yüksek rekor seviyelere ulaşması bekleniyor. Yukarıda değinilen iktisadi gelişmelerle yakından ilgisi bulunan mevcut faiz politikası düşük enflasyon, zayıf iktisadi büyüme ve harcamaların yavaşlığı gibi nedenlere dayanıyor. Ekonomik büyümeyi canlandırmak ve ülkenin içine girdiği durgunluğu aşmak için faizleri yukarıya çeken Japonya Merkez Bankası enflasyonu kabul edilebilir seviyelere taşıma gayreti içerisinde bulunuyor. Ocak ayında faizleri artıran banka yüzde 2’lik enflasyon hedefine göre hareket ediyor ve toplumu harcamalara yönlendirmeye çalışıyor. Ancak ücretlerde yüzde 5’lik artış meydana gelmesine rağmen henüz başarı elde edilmiş değil. Merkez Bankası'nın politikalarına kıyasla gelecek beklentilerine bakıldığında milli gelir ve kişi başı gelir gibi rakamlarda yukarıya yönlü gidişin zor olduğunu söylemek mümkün. Örneğin IMF’ye göre 2025-2029 döneminde Japonya ekonomisi dolar bazlı yüzde 15 büyüme gösterecek. Fakat milli gelir 2000’deki seviyeler düzeyinin biraz üzerine çıkacak.

Japonya’da meydana gelen iktisadi duraksamayı daha iyi anlamak için Türkiye ile bir karşılaştırma yapılabilir. 2025’te 1,455 trilyon dolarlık milli gelirini Türkiye 2029’da 1,9 trilyon dolara taşıyabilir. Bu da dolar bazlı yüzde 30’luk büyümeye işaret ediyor. Benzer bir durum Çin, Endonezya ve ABD için de yapılabilir. Fakat Japonya Merkez Bankasının uyguladığı politikalarının çıktıları daha uzun vadede ortaya çıkabilir. En temelde ise Japonya nüfusunda meydana gelen düşüş ve yaşlanma ülkenin iktisadi büyümesini istenilen düzeye taşıyamıyor. Çin, Endonezya ve Türkiye gibi yeni rakipler ise genç insan kaynağıyla gelişmiş ülkeleri geriden gelmelerine rağmen hızla geçebiliyor. Made in Japan markasının global gücünü kırmak zor olsa da gelişmekte olan ülkeler gelişmişlerle arasındaki farkı kapatmaya hazırlanıyorlar. Bu kapanma yaşlanan ve azalan nüfusuyla Japonya gibi bir devi bile zorluyor. Bu nedenle Japonya Merkez Bankası enflasyonu kabul edilir düzeyde tutmak ve talebi artırmak için faizleri son çeyrek asrın yüksek seviyelerine çıkarmaya çalışıyor.



#Japonya
#Ekonomi
#Faiz