
Türkiye’de güçler ayrılığı ilkesinin anlaşılamamasının nedeni “isim vermek” sorunundan ileri geliyor. Türkiye, sınırları içerisinde var olan tüm topluma, 60 ve 82 Anayasası’nda, bu ilkeyi benimseyen diğer ülkeler tarafından söz konusu kuvvetler nasıl konumlandırılıyorsa öyle konumlandırıp ilkeyi aynıyla uygulayacağını taahhüt etti, ediyor. Daha önceki 21 ve 24 çalışmalarında bu ilke yerine “birlik” ilkesi doğrudan belirtilmese de uygulanmıştı.
GÜÇLER AYRILIĞI İLKESİ
Yasama, yürütme ve yargı… Hukuk zemininde gayet özel bir isimlendirme. Toplumsal çapta anlamsa aynı perspektife sahip değil. Ve Türkiye’de siyaset kurumu, bu üç kuvvetin kendi içinde ilkesel mânâda gereği gibi çalışmaması nedeniyle bizzat bu ilkeyi yanlış anlayıp yanlış uyguluyor. Örneğin bir siyâsî partinin genel kurulu, kongresi yani meclisi (yani yasama organı), o partinin yürütme organını yani yönetim ve yürütme kurulunu belirlerken disiplin kurulunu (yargı organını) da belirliyor.
Üç kuvvet de partinin idealleri için çalışmalıyken, meselâ parti içi muhalefet gösteren bir partili, yönetim kurulu kararıyla disiplin kuruluna sevk ediliyor. Disiplin kurulu, yargılamasını ve yargılama süreci sonundaki kararını yönetim kurulunun tavrına göre veriyor. Hani her birinizi belirleyen genel kurul yani yasama organıydı? Dolayısıyla o partiye oy verenler ile vermeyenler nezdinde disiplin kurulunda yargılanan partili hakkında pozisyona göre bağımsız hükümler ortaya çıkıyor. Bu işin genel plânda yani kamu plânındaki yansıması, mahkemelerin verdikleri kararların yani hükümlerin yani yargının eksen bakımından yürütmenin lehine işlediği yönündedir. Ancak Türkiye’de yargı kararları bakımından tartışmalar incelendiğinde görülecektir ki, yargı kuvveti bütünüyle bağımsızdır ve bağımsız şekilde işlemektedir. Bu gerçeğe rağmen toplumda var olan “yargı” hakkındaki yargı, maalesef isim vermek sorunundan kaynaklanan bir dezavantaj yaşar.
ADALET BAKANLIĞI ALGISI
Türkiye’nin yargı kurumlarıyla, yürütme kuvvetinin bir birimi olan Adalet Bakanlığı’nın ilgilendiği biliniyor. Teknik bakımdan Adalet Bakanlığı; Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile birlikte Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ve Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı üzerinde sorumluluk ve yetki sahibi. Yani Adalet Bakanlığı teknik bakımdan adalet sağlamakla sorumlu değil, hukuk zümreleri arasındaki organizasyonu sağlamak ve yargı erkinin hükümleri uygulanırken (ceza-infaz, denetimli serbestlik, adlî kontrol) aynı organizasyonu koordine etmekle yükümlü. Ancak en başa yani “isim vermek” mevzuuna atıf yaparak, buradan yola çıkıp da toplumdaki “Adaletin sağlanması yürütmenin işidir; bu işin sorumlu birimi Adalet Bakanlığı’dır” algısını derinleştirmek gerekir.
Bir konuya dair başlığı/ismi “adalet” olarak belirlediğinizde yani ona “adalet” ismini verdiğinizde, ondan sadece yargılama ve infaz ile ilgilenmesini isteyemezsiniz. Hele yürütme açısından bir bakanlığa “adalet” ismini verdiğinizde, diğer bakanlıkların adalet konusuyla ilgilenmediğini söyleyemezsiniz. Bu bakımdan içişleri de, dışişleri de, eğitim de, savunma da, çevre de, orman da, ulaşım da, sağlık da, ticaret de, tarım da, ekonomi de, maliye de, gençlik de, spor da, kültür de, turizm de, aile de, çalışma hayatı da adalete muhtaçtır ve adaletle doğrudan ilgilidir. Ancak adalet ile isimlendirdiğiniz bakanlık sadece yargılama organizasyonunun koordinasyonu yani binaları ve iç hizmetiyle ilgileniyorsa, adliye salonu veya cezaevi inşasına yönelik ihalelerle ilgilenmekle görevlendirilmişse, o bakanlığın ismi “Yargılama ve İnfaz Kontrolü Bakanlığı” olmalıdır. Zira yargı bakımından adalet, Adalet Bakanlığı’nın değil, yargı erkinin organları olan mahkemelerin işidir.
Örneğin İngilizceye göre Adalet Bakanlığı isminin karşılığı “Ministry of Justice” şeklindedir. Justice kelimesinin Türkçedeki karşılığını “adalet” olarak çevirirler. Hâlbuki fairness ve equity kelimeleri daha fazla bizdeki adaleti karşılar. Justice kelimesinden hareketle judgement (yargı) ve judge (yargıç) gibi iki isim türer. İşte justice, bu yüzden adalet değil, yargılama anlamına sahiptir. Eğer justice adalet olsaydı, judge kelimesi de yargıç yani hâkim değil, adil anlamına gelirdi. Hâlbuki adil, İngilizcede fair demektir. Buradan bakınca fark edilir ki, yargıç, hâkim olduğu bilgiyle hüküm verir. Adil olmak zorundadır fakat adil olamayabilir. Zira sahip olunan bilgi; görünene ve şahit olunana yönelik işler. Bu yüzden yargılamanın esasında tanıklık ve beyan yatar.
BAZI YANLIŞ İZDÜŞÜMLERİ
Türkiye’de “adalet” kelimesi üzerinden Adalet Bakanlığı’nın, Adalet Bakanlığı üzerinden hükümetlerin ve de devletin toplum nezdindeki görüntüsü yanlış izdüşümleri verir. Ülkede caninin salıverilmesi de, yolsuzluğun dürülmesi de, cinayetin zaman aşımına uğraması da hükümetin adaletiyle izlenecek konular değildir. Hükümetin adaleti eğitimde, ailede, tarımda, sağlık hizmeti almada, ekonomide, ticarette, çalışma hayatında, ulaşımda izlenir. Yargılanacak olan konuyu ve yargılanacak özneyi tutmak, yakalamak veya gözetim altına almak hususundaki şartlarda adil davranmak hükümetin yükümlülüğüdür; ancak yargılama, hükümet işi değildir.
Bahis mevzumuz isimlendirme sorununu çözdüğümüzde anlamlandırmayı da, anlayış sorununu da çözmüş olacağız. Bunun için çok büyük bir mevzuat değişimine gitmeye gerek yok. Fakat gerçekleşmediğinde, gelecekte daha çok kekeleriz…








