
CHP’nin ya da ondan doğacak yeni bir yapının gerçek anlamda muhalefet işlevi görebilmesi için önce kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Hikâyesiz bir hareket, öfkeyle ayağa kalkar; ama iktidarla değil, kendi ağırlığıyla yere düşer.
Bu yaz aylarında AK Parti kuruluşunun 25. yılını; gelecek yıl da kesintisiz iktidarının 25. yılını kutluyor olacak. Bu yirmi beş yıllık serüvenin aslında aslî bir parçası daha var; Cumhuriyet Halk Partisi. CHP de bu 24-45 yıllık serüvenin ana muhalefet partisi konumunda. Ne iktidar olabildi ne de ana muhalefet partisi koltuğunu bir başka partiye kaptırdı. Bu süreçte 3 farklı genel başkan tarafından yönetildi. 2024 yerel seçimleri hariç parti bazlı yüzde 20-25 bandında bir oy oranına sahip oldu.
PARTİ İÇİNDE DAİMİ MÜCADELE
Diğer yandan şu hatırlatmayı yapmak gerekir; CHP 100 yıllık bir parti. 1950’den beri, yani bu yüz yılın 76 yılında hiç tek başına iktidar olamadı. Birkaç seçimden birinci çıktığı oldu ancak bunlarda da kısa süreli koalisyonlarla yetinmek zorunda kaldı. Dolayısıyla son 25 yıllık muhalefet partisi olması aslında CHP’de daimi bir mücadele alanı yarattı; bir yandan muhalefette de olsa mevcut koltuklarından, makamlarından ayrılmak istemeyenler ile güya iktidar hedefiyle daha hırslı ve hızlı hareket edip çabuk sönümlenen kadrolar. Ki ikinci ekiptekiler de çoğunlukla dönüp dolaşıp CHP’ye geri döndü. Emine Ülker Tarhan ve Muharrem İnce bu minvalde ilk akla gelen örnekler.
Bugünlerde CHP’nin tekrar bölünüp bölünmeyeceği ve Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekibinin yeni bir parti kurup kurmayacağı tartışılıyor. Böyle bir bölünmenin olup olmayacağı tartışmasından daha önemlisi CHP’nin bu duruma nasıl geldiğidir. Bunu bir çırpıda iktidara bağlamak, “iktidar yargısı” diyerek CHP içi dinamikleri ve aktörleri göz ardı etmek işin kolayına kaçmak anlamına geliyor. Elbette bir ana muhalefet partisinin kendi iç sorunlarıyla uğraşması iktidardaki her partinin işine gelir; bu olgusal bir realite. Fakat CHP için gelişmeleri birtakım iktidar merkezli entrika ve hatta komplolarla açıklamak açıkçası tarafların hatalarını ve kaybeden tarafın beceriksizliğini örtbas etmek için üretilmiş bir söylemden öteye geçemiyor.
“DELEGE SİYASETİ”
Bu hususu açıklığa kavuşturmak için filmi biraz geriye saralım. 2023 seçimleri sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu adeta tüm krediyi tüketmişti ve yapılan kongrede değişimci ekibin başkan adayı Özgür Özel oldu. Aslında ilk düğme burada yanlış iliklendi; mevcut delege yapısıyla aslında Kemal Bey’in kaybetmesi pek olası değildi. Kibar bir ifadeyle “delege siyaseti” yapılarak Kemal Bey’in 14 yılda bizzat belirlediği delegeler eliyle bir lider değişimi yapılmaya çalışıldı. Aslında bu kongrede olması gereken, Ekrem İmamoğlu’nun 2023 seçimleri öncesinde gösteremediği cesareti burada göstermesi ve aday olmasıydı. Zira Ekrem İmamoğlu’yla bu süreçte görüşen muhalif akademisyenler de kendilerine aday olması gerektiğini ve mevcut delege yapısıyla kaybedip İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden vazgeçerek kendi partisini kurması gerektiğini tavsiye ettiklerini deklare ettiler. Fakat İmamoğlu bunu yapmadı ve “delege siyaseti”yle kongreyi etkileyip genel başkan değişikliği yaptırmak istedi. Böylelikle kendisi hem arka planda partiyi yönetecek hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni, ilçe belediyelerini ve hatta farklı illerin ilçe belediyelerini dahi organize ederek belediyelerin imkân ve rant ağından oluşan bir sistem kuracaktı.
RANT SİSTEMİ HATA VERDİ
İlk başta bu sistem işler göründü ancak en başta CHP içinde alarm verdi. Çünkü, zaten yıllardır iktidar olamayan CHP kadroları için tek imkân belediyelerdi. Ve sistemde de belediyeler, İmamoğlu ve onun ekibi tarafından kontrol edilince CHP’deki diğer odaklar bu işe razı olmadı ve kurultayın yargıya taşınması için en başta da ilk başvuruyu yapan isimlerden birisi İmamoğlu-Özel ekibinin 2024 yerel seçimlerinde Hatay’dan aday gösterdiği Lütfü Savaş oldu. Dolayısıyla İmamoğlu-Özel ekibi belediyelerden partiye gelecek olanakların dağıtım sürecini parti içinde yönetemedi. Bunun yerine İmamoğlu’nun mütekebbirane ve hoyratça belediyeleri kontrol etmesine izin verildi.
BELEDİYECİLİK HİZMETLERİ BİRKAÇ YIL GERİLEDİ
Belediyeler üzerinden kurulan sistemin bir diğer handikabı da, oluşan siyasî atmosferin de etkisiyle yeni bir hikâye yazma arayışına dahi gidilmemesi oldu. Bir başka deyişle, 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin oyunun artması ve önemli büyükşehirlerin CHP’de kalması İmamoğlu-Özel ekibi tarafından yanlış okundu. Aslında o sonuçlar iktidara duyulan tepkilerden mütevellit spesifik dinamiklerle şekillenmişti; fakat bu dinamikleri görmek yerine 2019-2024 arasında belediyelerde icra edilen yönetim anlayışının onaylandığı şeklinde yorumlandı. Bu yorumun yanlış olduğunu hem realiteden hem de mutlak butlan kararı sonrası kararsız tavırlardan net bir şekilde anlıyoruz. Zira ne Ankara ne de İstanbul ve diğer belediyeler üzerinden CHP hizmet siyaseti, yeni bir hikâye üretemedi. Emeklilere yapılan yardımlar ya da dağıtılan çorbalarla açılan market ve lokantalar bütçeleri bakanlıklarla yarışan belediyelere hikâye oluşturmakta devede kulak bile değildir.
Bugün bile geriye dönüp bakıldığında saydığım parametreler dışında kimsenin aklına bir şey gelmiyor. Hatta ulaşım, altyapı, su hizmetleri gibi temel ihtiyaçların temini noktasında başta Ankara olmak üzere büyükşehirlerin birçoğu birkaç yıl geriye bile gitti. Dolayısıyla CHP’li belediyeler adına oluşan bir hikâyeden ziyade belli bir kliğin kendi ihtirasları için belediyeler üzerinden tesis edilmeye çalışılan bir rant düzeninin kurulduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Zaten bu düzeni de en başta CHP içi klikler afişe etti.
YARGIYA TAŞINAN SİYASET
Günün sonunda uzun ve çetrefilli bir süreçten sonra CHP’nin son 3 yılda yaptığı hemen hemen tüm kongrelerin iptaline yönelik bir mahkeme kararı çıktı. Burada da şu hususu hatırlatmak gerekir; ana muhalefet partisindeki parti içi mücadele, parti içi müzakere ya da mücadeleyle neticelenmiyor da yargıya taşınmışsa, çıkacak yargı kararı her iki taraf için de “siyasi” görülecektir. Zira aksi olsaydı; Özel ekibi lehine bir karar çıksaydı, Kemal Bey’le ilgili dolaşıma sokulan iddialar pek tabii Özgür Özel için de terennüm edilebilirdi. Özgür Özel’in de iktidarla anlaştığı, hatta İmamoğlu’nu “sattığı” gibi iddiaların birtakım çevrelerce dolaşıma sokulması işten bile değildi. Dolayısıyla buradaki esas sorun; parti içi mücadelenin parti içinde çözülmeyip adliye koridorlarına taşınmasıdır. Üstelik Özel yönetimi, Kemal Bey ve kliği sorununu çözmek için hiç reaksiyon almadı. Görmezden geldi; hiçbir yaptırım uygulamadı ve adeta böyle bir klik yokmuş gibi davrandı. Oysa daha gerçekçi davranıp, bu kliği muhatap alıp parti adına daha rasyonel bir süreç izlenebilirdi.
Diğer taraftan, mutlak butlan kararı sonrası yeni tartışma Kurultay’a gidilip gidilmeyeceği ya da Özel-İmamoğlu ekibinin ayrı bir parti kurup kurmayacağı üzerinden ilerliyor. Şimdilik Özel ve Kılıçdaroğlu arasında bir uzlaşı zemini kalmamış görünüyor ve parti içinde Kurultay’la vs. bir çözüm olmazsa yen bir partinin fitili ateşlenebilir. Zaten İmamoğlu’nun bir süredir yeni bir parti için bastırdığı iddia ediliyordu. Ancak bana göre burada da geç kalındı. Zira, yukarıda da zikrettiğim gibi, şayet 2023 Kongresi'nde İmamoğlu aday olsa ve kaybedip ayrı parti kursa bu çok daha gerçekçi ve seçmen nezdinde kabul gören bir tavır olurdu. Ancak şimdi CHP’yi kaybettikten sonra yeni bir parti kurmak öncekine kıyasla çok daha riskli ve başarı şansı da bir o kadar zayıf.
ÖNCE HİKÂYE GEREK
Bu riskin en önemli sebebi, yeni bir parti için nerdeyse hiçbir siyasi söylem ve programın mevcut olmayışıdır. En azından belediyeler üzerinden bir hikâye üretilse idi, bu hikâye yeni parti için kullanılabilirdi. Sadece “mağduriyet” algısı ve muhalif seçmendeki kızgınlık üzerinden yeni bir siyasi hareket başlatılamaz. Türk demokrasi tarihi, salonlarda alkışlanıp sandıkta hezimete uğrayan onlarca parti örnekleriyle doludur. Muhalif seçmenin öfkesi ve “mağduriyet” algısı ilk başlarda işe yarar görünebilir ancak zamanla bu algısının siyasi bir hikâyeye ve mecraya tahvil edilmesi gerekir. Aksi takdirde sönümlenip gider.
Çok karşılaştırıldığı için burada bir ekleme yapayım. CHP’den ayrılması muhtemel ekibin genelde Fazilet Partisi’nden ayrılarak kurulan AK Parti’yle karşılaştırıldığı görülmektedir. Fakat ben bu karşılaştırmanın çok da doğru olmadığını düşünüyorum. Zira 2001-2002 sürecinde AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yükselişinde her iki faktör de vardı; hem 1994 yerel seçimlerinden beri gelişen ve büyüyen bir hikâye hem de bizzat Erdoğan’ın mağdur edildiğinin kamuoyu nezdinde kabul edilmesi. Fakat CHP’deki Özel-İmamoğlu kliğinde ne bir hikâye, program, kadro ne de tüm bunları en azından bir süre tolere edebilecek karizmatik bir liderlik var. Açıkçası İYİ Parti bile İmamoğlu-Özel ekibinden daha fazla parti içi mücadeleyle kendine bir alan açarak yeni parti kurmuştu. Fakat günün sonunda İYİ Parti iktidar olmak şöyle dursun ana muhalefet partisi bile olamadı. Dolayısıyla Özel-İmamoğlu ekibi tarafından kurulması muhtemel bir partinin geleceğinin AK Parti’den ziyade İYİ Parti’nin serencamına benzemesi daha büyük bir ihtimal gibi duruyor.
“İMAMOĞLU’NU KURTARMA PARTİSİ”
Ayrıca Özel-İmamoğlu ekibinin bir büyük handikabı da devam eden soruşturmalar ve ortaya çıkan yeni itiraflar. Bu ekip üzerinde devam eden soruşturmalar, gelen itiraflar ve saçılan gayri ahlaki ve siyasi ilişkiler mağduriyet algısının da aslında muhalif seçmenin bile ancak bir kısmında etkili olabilmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla karşımızda birçok yönüyle problemleri olan ve fakat buna karşın kadro, söylem ve liderlik açısından zayıf bir hareket var. Belki hareket demek bile doğru olmayabilir. Bu haliyle ortaya çıkacak bir parti “İmamoğlu’nu kurtarma partisi” sıfatına mazhar olacaktır. Özel’in şu ana kadarki söylemleri Atatürk ve Cumhuriyet dışında hiçbir şey söylemiyor. Bunlar da zaten ortalama bir CHP’li hatta ortalama bir Türk seçmenin itiraz edemeyeceği konular.
Dolayısıyla şayet yeni bir parti olacaksa, bu sadece hipotetik bir muhalif öfkeye hitap eden değil toplumun tümüne hitap eden bir parti olarak formüle edilmelidir. Dahası, CHP’nin yıllardır icra ettiği Erdoğan karşıtlığının da artık işe yaramadığını 2023 seçimleri tescil etmiş durumdadır. O halde yeni bir parti girişimi olursa, bir süre mevcut kızgınlıklarla varlık gösteren ve fakat peyderpey “yuvaya” dönüşlere şahit olacağımız muhalif bir fraksiyon örneği bizi bekliyor olabilir. CHP’nin ya da ondan doğacak yeni bir yapının gerçek anlamda muhalefet işlevi görebilmesi için önce kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Hikâyesiz bir hareket, öfkeyle ayağa kalkar; ama iktidarla değil, kendi ağırlığıyla yere düşer.






