Kızımızı hayırlısıyla evlendirdik... Şimdi de sıra bizim boşanmamızda!

Ali Murat Güven
00:0023/07/2011, Cumartesi
G: 22/07/2011, Cuma
Yeni Şafak
Kızımızı hayırlısıyla evlendirdik… Şimdi de
Kızımızı hayırlısıyla evlendirdik… Şimdi de

Amerikan bağımsız sinemasının popüler aktörlerinden Dermot Mulroney'nin, ülkesinde hem izleyiciler hem de eleştirmenlerce yerden yere vurulan 'romantik komedi' türündeki ilk yönetmenlik denemesi 'İyi Günde, Kötü Günde'nin hafızalarımızda bıraktığı tek kayda değer iz, 1970'lerin iki unutulmaz oyuncusu Jane Seymour ve James Brolin'i beyazperdede yıllar sonra yeniden karşımıza çıkartması...

alimuratg@yahoo.com

İYİ GÜNDE, KÖTÜ GÜNDE (Love, Wedding, Marriage)

Yapım Yılı ve Ülkesi:
2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi:
Evlilik Odaklı Romantik Komedi / 90 dakika
Gösterim Formatı:
35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Formatı:
2.35:1
(Genişperde-Widescreen)
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı:
26
Yönetmen:
Dermot Mulroney
Senaristler:
Anouska Chydzik, Jessica Szohr
Görüntü Yönetmeni:
Ottar Gudnason
Özgün Müzik Bestecileri:
Andy Ross
(Süpervizör)
, Blake Neely
Kurgucu:
Heather Persons
Yapım Tasarımcısı:
Carlos Menéndez
Sanat Yönetmenleri:
Chuck Bludsworth, Monique Champagne
Set Dekoratörleri:
Amy Bell, Gail Briant
Kostüm Tasarımcısı:
Antoinette Messam
Makyaj Tasarım Ekibi Şefi:
Steve Artmont
Saç Tasarım Ekibi Şefi:
Margeaux Fox
Oyuncular:
Mandy Moore (Ava), Kellan Lutz (Charlie), James Brolin (Ava'nın babası), Jane Seymour (Ava'nın annesi), Michael Weston (Gerber), Sarah Lieving (Rachel), Richard Reid (Ian), Beau Brasso (Bar patronu), Michael Arata (Muhasebeci)
İthalatçı Şirket:
D Productions
Dağıtıcı Şirket:
Pinema Film
İçerik Uyarıları:
Bir kaç sahnesinde yüzeysel cinselliğe, “sosyalleşme” görünümlü alkol kullanımına ve cinselliğe ilişkin diyaloglara yer verdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi?
/ ŞARTLI EVET
(Ailenin küçük üyelerinin 15 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı:
İnternet sitesi yoktur. Fragmanı
'dan izlenebilir.
Yeni Şafak-Sinema Yıldız Puanı:
* *

::::::::::::::::::::::::::::::

FİLMİN KONUSU:
Profesyonel evlilik danışmanlığı yapan
Ava
için kendi evliliğine giden yolda ilk başlarda her şey tam bir rüya gibi ilerlemektedir. Kaderin güzel bir tesadüfüyle hayatının aşkı
Charlie
'yi bulan genç kadın, onunla dillere destan bir düğün töreni yaparak evlenir. Genç evliler için hayat toz pembe bir şekilde akıp giderken, düğünden kısa bir süre sonra anne ve babasının bürosunun kapısını çalıp
“Biz çok mutsuzuz ve boşanacağız”
demesiyle birlikte
Ava
için de kâbus dolu bir süreç başlar. Çünkü, kahramanımız, son olarak düğününde yer alarak evlilik sevincine ortak olan bu ihtiyarların uzun yıllardır pürüzsüz bir uyum içinde geçinip gittiğini sanmaktadır. Oysa, anne ve babasının evliliğinin altı çoktan oyulmuştur. Dahası, aldığı haber karşısında allak bullak olan
Ava
'nın, onlar için düzenlemeyi planladığı
“30'uncu yıldönümü partisi”
de ister istemez çökecektir.
Genç kadın, bir yandan henüz yeni yeni rayına oturan taze evliliğini yönetmeye çalışırken, diğer yandan da
30 yıl sonra
su koyveren ebeveynlerini bu çılgınlıktan geriye döndürmek için çırpınmaya başlar. Fakat, hem çiçeği burnunda eşine, hem müşterilerine, hem de iki huysuz ihtiyara aynı anda laf yetiştirip akıl vermek hiç de göründüğü kadar kolay değildir.

::::::::::::::::::::::::::::::


Bir Yahudi finansörden
3-4 milyon dolar
sermaye bulurum…

Romantik komedilerin hikâyelerini -peşinen- erkeklerden çok daha iyi kıvırdıkları varsayılan iki kadın senariste, yeniyetmeleri tavlayıcı klişelerle bezenmiş fabrikasyon bir senaryo yazdırırım…

Filmimin vitrinine de son yıllarda dünyanın dört bir köşesindeki tıfıllar arasında hasılası bol bir
“romantik vampir”
rüzgârı estiren
“Alacakaranlık”
(The Twilight Saga) üçlemesinin başrol oyuncularından
Kellan Lutz
'u ve yine aynı kuşağın baş tacı ettiği konfeksiyon bir pop müziğin temsilcisi
Mandy Moore
'u oturturum…

Eh, böyle bir film de neresinden bakarsan bak hedef kitlesinin ilgisini çekecek ve yapım maliyetinin 7-8 katını çıkartacak kadar gişe yapacaktır… Nasıl olsa gençlik trendlerle hareket eder ve derinlemesine sorgulamadan her önüne konulanı afiyetle yer!

Fakat, perdeye yansıyan sinemasal ürünün hamuru bu kadar dandik olunca,
“İyi Günde, Kötü Günde”
için kâğıt üzerinde doğru gibi gözüken böylesi bir ticarî denklem bile son kertede yürümüyor ne yazık ki…
ABD
'de geçtiğimiz haziran başında gösterime sunulduğu az sayıdaki sinema salonunda tek kelimeyle ticarî bir facia yaşayan ve daha ilk haftanın sonunda iki seksen yere uzanan film, hemen ardından son bir gayretle dağıtıldığı diğer ülkelerde de benzer bir hezimetle karşılaştı. O yüzdendir ki,
“Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur”
diye düşünen
Almanya
gibi pek çok Avrupa ülkesindeki işletmeciler eliyle, önümüzdeki ağustostan itibaren -beyazperdeye hiç uğramadan- direkt olarak
DVD raflarına
havale edileceği kesinleşti.
Düzenli takipçilerimiz şunu artık iyi biliyor ki romantik komedilere karşı hiç bir özel garezimiz yok. Tam aksine, bu sevimli sinemasal türü gerçek hayatın stresinden iki saatliğine kurtulmak üzere kendilerini karanlık salonlara atan
“hafta sonu izleyicileri”
için belli ölçüde yararlı bile görmekteyiz. Nitekim, uzun yıllardır hiç sektirmeden her hafta sonu mutlaka bir romantik komedinin gösterime sunulduğu ülkemizde, biz de
Yeni Şafak Cumartesi Eki
'ndeki sayfamızın manşeti için tercihlerimizi çoğu kez anılan türün örneklerinden yana kullanmaktayız. Çünkü, büyük bir bölümü vasat ve vasatın az üstü bir çizgide seyreden bu kategoride, zaman zaman başyapıt kapılarının tokmaklarını zorlayan örneklerle de karşılaşmak mümkün…
Fakat, Amerikan bağımsız sinemasının son 10-15 yıldır kendi çapında bir popülarite kazanmış aktörlerinden
Dermot Mulroney
'nin imzasını taşıyan bu defaki örneğin gerçekten de elle tutulur bir tarafı yok.
İster ırkdaşımız olsun, isterse de dünyanın en uzak diyarlarından bir yabancı, kariyerindeki ilk filmini çeken yönetmenlere karşı her zaman peşin bir merhametimiz ve buna bağlı bir avansımız olagelmiştir.
1963-Alexandria
(Virginia-ABD) doğumlu olup 1980'lerin ortalarından beri aktörlük yapan
Delroney
de bu dostça kontenjanımızdan neden faydalanmasın ki? Hele hele kendisini
Alexander Payne
'nin
2002
tarihli muazzam filmi
“Schmidt Hakkında”
da (About Schmidt), usta oyuncu
Jack Nicholson
'ın canlandırdığı
Warren Schmidt
karakterinin kızını gönülsüzce evlendirdiği kılkuyruk damat
Randall Hertzell
rolüyle de yakından tanıyıp sevmişken…
Fakat, bütün iyi niyetimize rağmen, bu kez geminin yürümediğini ve adına
“yönetmenlik”
denilen o -büyücülükten farksız- mesleğin kesinlikle
Delroney
'e göre olmadığını görüyoruz. Alabildiğine sıradan bir diyaloglar silsilesinin üzerine oturttuğu iki başrol oyuncusundan
Mandy Moore
, tıpkı sentetik şarkıcılığı gibi, oyunculuğuyla da gerçek bir ruhsuzluk anıtı… Ki bana göre bu genç kadının perdede ve beyazcamda şimdiye kadar işgal ettiği alan da baştan sona kadar umutsuzca bir çabaya işaret etmekte…
Tıpkı bizdeki bazı yeteneksiz mankenler gibi (muhtemelen kendisine bayılan bir prodüktör tarafından) 15 yıl kadar önce sektöre zorla sokulan ve o tarihten beri de ite kaka ilerleyen
Moore
'un, bırakın iyi oyunculuk yapmayı, bir romantik komedi için yeterince sevimli bile olamadığı bu rolde -filmin paçayı kurtarması için çırpınan- diğer yan oyuncuların emeklerini de ezip geçtiğini söylemek pek abartılı olmaz. Kendisi açısından en doğru kariyer, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ona belli ölçüde prim veren teenage kuşağı için kolay tüketilir tarzdaki pop şarkılarını söylemeye devam etmek olabilir ancak… Yoksa,
Francis Ford Coppola
gelip elinden tutsa bile bu
New Hampshire
'lı hanım kızımızın sinemada herhangi bir istikbâli yok!
Moore
'un karşısına da vampir filmleriyle kendisine iyi kötü piyasa yapmış bir başka genç kuşaktan oyuncuyu, sayısı şimdilik üç adet olup pek yakında ardarda iki devam bölümü daha arz-ı endam edecek
“Alacakaranlık”
hikâyelerinin
Emmet Cullen
karakterinden tanıdığımız
Kellan Lutz
'u oturtan yönetmen, böylelikle romans sineması tarihine geçecek yeni bir
“rüya çift”
formülü yakalamaya çabalamış; ancak söz konusu birliktelikten ortaya çıkan şey ise çok kesin bir kan uyuşmazlığından başka bir şey değil…
Büyük usta
Luis Bunuel
, bundan uzun yıllar önce
“En kötü filmde bile izlenmeye değer bir 3-5 dakika bulunur”
diyordu. Kötü senaryosu, zevksiz oyunculukları ve hiç bir sürpriz sunmayan fabrikasyon yönetmenliğiyle insana daral getiren bu filmde de altını çizmeye değer yegâne şey, bizim gençliğimizin iki parlak yıldızı
Jane Seymour
ve
James Brolin
ile yıllar sonra yeniden hasret gidermemize aracılık etmesi…
Hoş, ne
Seymour
ne de
Brolin
, şöhretlerinin zirvesine ulaştıkları 1970'ler ve 1980'lerden sonra da yan gelip yatmadı gerçi; her iki sanatçı da ilerleyen yaşlarına uygun roller üstlenerek sinema ve televizyon çalışmalarını sürdürdüler. Fakat, onların yer aldıkları yeni tarihli sinema filmleri ve diziler ülkemize nicedir hemen hiç uğramıyordu. Bu sade suya tirit gösteri de
71
yaşındaki
Brolin
ve
60
yaşındaki
Seymour
'u beyazperdede dünya gözüyle bir kez daha izlememize vesile oldu.
Kariyerindeki ilk önemli çıkışını
1973
tarihli
James Bond
serüveni
“Yaşamak İçin Öldür”
(Live and Let Die) ile yapan İngiliz aktrist, sonrasında ise ağırlıklı olarak yüksek bütçeli ve destansı hikayelere sahip İngiliz ya da Amerikan televizyon dizilerinde boy gösteren bir küçük ekran yıldızına dönüşecekti.
1960'ların ortalarından itibaren kadın meslektaşına göre biraz daha
“B sınıfı”
bir sinemanın oyuncusu pozisyonunda ilerleyen
Brolin
'in ise bir kaç düzine kadar düşük bütçeli, fakat pek çoğu anılarımızda iz bırakmış filminin yanısıra sinema sektörüne verdiği en anlamlı armağan, ilk evliliğinden doğan büyük oğlu
Josh Brolin
oldu.
1968
doğumlu oğul
Brolin
'i, başta
“İhtiyarlara Yer Yok”
(No Country for Old Men) ve
“İz Peşinde”
(True Grit) adlı iki
Coen Kardeşler
yapıtı olmak üzere, son yıllarda birbiri ardına önemli roller üstlendiği klas filmlerden tanıyorsunuz. Oğlu Hollywood'da kendisinden çok daha yüksek profilli işler çıkartan emektar
James Brolin
,
1998
yılından bu yana ünlü şarkıcı ve besteci
Barbara Streisand
ile üçüncü evliliğini sürdürmekte…
Son bir not olarak, hem
Seymour
hem de
Brolin
'in
Yahudi
olduğunu ve bu ikilinin
Delroney
'nin tatsız tuzsuz romantik komedisinde gerçek hayatlarındaki dinsel/ırkî aidiyetlerine uygun bir şekilde bol bol
Yahudi gelenekleri propagandası
yaptıklarını da vurgulayalım.
“İyi Günde, Kötü Günde”
, içeriğine falan hiç bakmaksızın, ancak bir romantik komediye fena hâlde susadığınız durumlarda tahammül edilebilecek türden bir gösteri… Son aylarda farklı ülkelerden gelen bir sürü seçkin film topu topu
3-4 kopyayla
ve
yalnızca İstanbul'da
gösterime girerken, hakkı en fazla
“indirimli DVD reyonu”
olan böylesine genel geçer bir yapımın yurt sathında tamı tamına
26 kopyayla
gösterilmesi de Türkiye'deki çarpık dağıtım mekanizmasının yeni bir örneğini oluşturuyor.

* * *

YENİ ŞAFAK SİNEMA SAYFASI / YILDIZ PUANLAMA TABLOSU

* * * *
(4 Yıldız)
Sinemanın sanat kimliğini pekiştiren gerçek bir başyapıt… Kaçırmanız gerçekten de yazık olur.
* * * 1/2
(3,5 Yıldız)
Oldukça başarılı bir film. Şartlarınızı zorlamak pahasına mutlaka görmelisiniz.
* * *
(3 Yıldız)
Çoğu bölümüyle sanatsal bir derinlik ve lezzet yakalayabilen, kayıtsız kalınmayacak bir film. Ömrünüzden bir kaç saati vermeye değer…
* * 1/2
(2,5 Yıldız)
Bazı bölümlerinde iyi bir filmin kalite standartlarına erişmeyi başarabiliyor; fakat bir bütün olarak bakıldığında ise sorunlu ve tam olmamış.
* *
(2 Yıldız)
Hiç bir sanatsal değeri ve akılda kalıcılığı yok. Yalnızca zaman öldürmek için tüketilebilir. Ki zamanınıza önem verdiğimiz için bunu da pek önermiyoruz.
* 1/2
(1,5 Yıldız)
Kötü bir film ve neden çekildiğini anlamak zor… Görmemeniz yararınıza olacaktır.
*
(1 Yıldız)
Sinema sanatı adına utanç verici bir gösteri… Arkanıza bakmadan kaçın, sevdiklerinizi de uzak tutun!