Sıcak bastırdıkça bastırıyordu.
İkindiyi de kılmış caminin köşesindeki çay ocağında geniş yemyeşil asmanın altında serinlemeye çalışıyorlardı.
Uzundu günler, iftar saatine hâlâ çok vardı.
Konu her zaman olduğu gibi dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu zaten bu sıra.
''Eğer herkes kendi aday olsa yine ilk turda mı biterdi Cumhurreisliği seçimi?'' diye sordu işte Mustafa Emmi. Sessizliğe boşverdi devam etti;
''... partilerin durumu aşağı yukarı belli değil mi... AK Parti meselâ yüzde elli, Halk Partisi yirmi sekiz, Milliyetçiler on beş... Demirtaş da altı bilemedin yedi... toplayınca elli elli çıkardı iktidarla muhalefet... belki ilk turda değil ikinci turda seçilirdi Cumhurreisi...''
''O iş öyle değil Mustafa'' diye lafa girdi öteki köşeden Ömer. Önündeki dama tahtasına bakıyor, hamle yapmak için düşünüyordu bir yandan da.
''Damaya benzer siyaset, onu da zaten sen bilmezsin...'' dedi ve ocaktakilerin gülüşmelerini bekleyip sürdürdü konuşmasını...
''İlk turda kimse kazanamasa da ikinci turda iki aday kalacaktı. Biri Erdoğan diğeri de büyük ihtimal CHP adayı. Sonra ikinci tura kalan Halk Partisi''nin o adayına ne Milliyetçiler ne Kürtler oy verecek miydi? Vermeyecekti... işte bunu bildikleri için ''ya herro ya merro'' deyip ortak aday çıkardılar...''
''Tuttu mu bari?'' diye atıldı bir başkası...
''Tutmadı ama ya tutarsa demekten başka şansları yoktu... Her durumda AK Parti kazanacaktı, kaybedebileceği tek ihtimali denediler. Olmadı. Adayın siyasi sahada başarılı olması mümkün görünmüyor'' diye devam etti Ömer. Ve ekledi: ''Aslında iyi bir fikirdi ama olmadı işte. CHP içinden yapılan itirazlarla zaten zor olan ihtimal iyice berhava oldu...''
Kahveci çırağına işaret etti yerlere su serpsin diye.
Ömer damasına döndü.
Mustafa''ya göre hâlâ her parti kendi güçlü adayını çıkarırsa muhalefet daha başarılı sonuç alırdı.
Ahmet biraz bıyık altından gülerek ağır ağır sessizliği bozdu: ''Ne yapsanız, hangi formülü bulsanız yine bizimki kazanıyor işte'' dedi. Kaç seçimdir kazanan partiye oy vermenin keyfini çıkarıyordu. Şimdi, üstelik farklı görüşlerdeki iki CHP''linin anlaşamamasından daha da keyif almıştı.
Çırak ihtiyarları sinirlendirmeden, ayakkabılarına, paçalarına gelmemesine dikkat ederek usul usul ıslattı bahçeyi.
Biliyordu ki, koyu Halk Partili Mustafa, daha adı açıklandığından beri Ekmeleddin İhsanoğlu''nun adaylığına ısınamamıştı. O yüzden ''şöyle mi yapılsa böyle mi olsa'' diye diğer ihtimalleri tartışıp duruyordu.
Başka bir aday daha çıkarılma ihtimaline kulak kabartmıştı ama o ihtimal de gün gün söndü gitti. Gerçi bir aday daha çıkarılsa ne olacaktı, yenilginin kime fatura edileceği tartışmasını büyütmekten başka...
Sonra fark etti ki Milliyetçi Partililer hiç tartışmaya girmiyordu, bir tek kendi adaylarıymış gibi niye hep kendi tartışıyordu ki... susmaya karar verdi.
Biliyordu ki yarın yine dayanamayacak konuşacaktı ama bugün sustu işte.
Hem daha fırına uğrayacaktı.
Ağır ağır kalktı, selam verdi kalanlara, iki basamaklı merdivenden indi.
''Bir tahinli bir tırnaklı pide'' dedi fırıncıya parayı uzatırken.
''Tırnaklı kalmadı Mustafa amca'' dedi fırıncı, ekledi; ''Biri tatlı biri normal iki tahinli vereyim?''
''İyi tamam'' dedi Mustafa.
Hanımdan fırça yiyecekti gene... geç kalmıştı işte kahvede gevezelik ederken ve tırnaklı pide yine bitmişti...
Başlıklar :

