Okullarda ders zili çaldı; 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı başladı. Bütün evlatlarımıza Allah zihin açıklığı versin.
Hemen eğitim yılının başında, OECD’nin 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini değerlendiren Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) 2025 sonuçlarıyla gurur duyduk. Türkiye, 91 ülkenin katıldığı bu programda fen bilimleri, matematik ve okuma becerilerinde puanlarını belirgin şekilde yükseltmiş. Fen bilimlerinde 494 puanla OECD ortalamasını geride bırakmış; tüm dünyada okuma becerileri düşerken ülkemizde artış görülmüş. Matematikte ise 463 puanla tüm ülkelerin önündeymişiz.
Alkışlanacak bir başarı.
Peki lise eğitimini tamamladıktan sonra bu gençler ne yapıyor?
Araştırmalara göre, Türkiye’nin en parlak %1’lik diliminde yer alan pırıl pırıl beyinlerin büyük bölümü, 500 tam puanla girdikleri liseyi bitirir bitirmez yurt dışının yolunu tutuyormuş.
Okul bazında 2026 yurt dışına gidiş oranlarına bakıldığında; İzmir Amerikan Koleji ile Özel Hisar Okulları’nın %91, Robert Kolej’in %80 (10 yıl önce bu oran %30 imiş); Sainte Pulcherie Lisesi’nin %87 civarında olduğu, Alman Lisesi’nde ise sadece 2 öğrencinin, İstanbul Erkek Lisesi’nin (İEL) de 180 mezunundan 10’unun Türkiye’de kalmayı planladığı belirtiliyor.
2025’te de durum farklı değilmiş; İstanbul Erkek Lisesi’nin 178 mezunundan 169’u, Alman Lisesi’nin 99 mezunundan 94’ü yurt dışına gitmiş.
Gençlerin dünya standartlarında eğitim almak ve ufuklarını genişletmek istemeleri gayet doğaldır; buna karşı çıkılamaz. Ancak can yakan mesele; eğitimini tamamlayan bu nitelikli insan kıymetinin geriye dönmemesi.
Yurt dışında okuyan veya yaşayan genç yetenekleri Türkiye’nin önde gelen şirketleriyle buluşturan ve tersine beyin göçünü teşvik eden bir platform olduğu belirtilen GreaTR ile pazar araştırması ve stratejik danışmanlık şirketi FutureBright’ın 2025 yılında yaptıkları araştırmaya göre yurt dışına gidenlerin ancak yarısı geri dönüyormuş. Amerika ve Avrupa’da öğrenim gören/görmüş 445 genç Türk’ün katıldığı ankette, mezun olanların yarısı yurt dışında kalmış. Zaman uzadıkça, geri dönme niyeti yerini kalıcı yerleşmeye bırakıyormuş.
Rahmetli babam, Fransa’daki yüksek makine mühendisliği eğitimini devlet bursuyla tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönmüş. Kendisine tazminatını ödeyerek, yüksek maaşla iş teklif eden özel kuruluşlar yerine, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Bursa’daki bir sanat okulunda öğretmen olmayı tercih etmiş. Bütün meslek yaşamını da müsteşarlığa kadar yükseldiği bu çatı altında tamamlamıştı.
Çünkü, Atatürk’ün “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyoruz; gür alevler olarak dönmelisiniz.” dediği o kuşak bir “Mana” peşinde geri geliyordu. Mesele sadece kariyer yapmak, çok kazanmak veya konfor alanı oluşturmak değil; bu memlekete yararlı olmak, yetiştiğin toprağa borcunu ödemekti.
İşte tam noktada devlete ve karar alıcılara çok hayati bir görev düşüyor: Devlet beyin göçüne engel olmak; bu elit genç beyinleri kaçırmamak zorundadır.
Söz konusu olan bir temenni değil, stratejik bir mecburiyettir. Gençlere sadece kaliteli eğitim vermek yetmez; onlara mezuniyet sonrasında da bir “mana”, bir “vizyon” ve “kendilerini güvende hissedecekleri, liyakatin esas alındığı güçlü bir gelecek” vaat etmek ve bunu gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. Türkiye; teknolojide, sanayide ve kültürde hedeflerine ulaşacaksa, bunu yetiştirdiği en nitelikli beyinleri dışarıya kaptırarak yapamaz.
Aksi takdirde PISA’da elde edilen başarılar iyidir, ancak parlak birer istatistikten öteye geçemezler.

