İsmail Kartal’ın gözden kaçırdığı temel mesele şu: Bugünkü Fenerbahçe ile geçmişteki Fenerbahçe aynı takım değil.
Kartal daha önce Tadic, Dzeko ve İrfan Can’la önde topu tutuyor, sete yerleşiyor, top kaybının ardından şok presle topu geri kazanıyordu. Mesafeleri daraltıyor, ekstra merkez koşularıyla rakip savunmanın dengesini bozuyor ve üretebiliyordu.
Bugün ise elinde aynı profilde bir kadro yok. Dolayısıyla aynı oyunu ısrarla oynamaya çalışmak, bile bile lades demek.
Fenerbahçe üretemiyor, alanlar açılıyor, rakibe pozisyon veriyor, sürekli geriye koşuyor ve topu ön tarafta tutamıyor. Bunların hiçbiri sürpriz değil. Çünkü oyunun ihtiyaç duyduğu oyuncu profilleri sahada yok.
Talisca’yı müthiş seven birisi değilim. Ancak sezon başındaki tercihleri düşündüğümüzde, benim açımdan yapılması gereken Talisca’nın kalması, Semedo’nun gönderilmesiydi. Çünkü bugün Fenerbahçe’nin oyunun gidişatını değiştirecek, rakip savunmanın dengesini bozacak bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Gaziantep karşısında da bunu gördük.
İsmail Kartal değişiklik yapıyor ama değişikliklerin çoğu pozisyon pozisyon gerçekleşiyor. Forvet çıkıyor, forvet giriyor. Sağ bek çıkıyor, sağ bek giriyor. Orta saha çıkıyor, orta saha giriyor. Ama oyunun kendisi değişmiyor. Oysa bazen bir maçın kaderini değiştirmek için oyuncu değiştirmek değil, oyunun geometrisini değiştirmek gerekir.
Örneğin Greenwood’u merkeze çekip iki kanatla oynamak, rakibin savunma dengesini bozmak adına düşünülebilecek bir hamleydi. Fakat Fenerbahçe'nin oyununda böyle bir risk göremiyoruz. Daha da kötüsü, takımın reaksiyonunda ciddi bir problem var. Roma maçının ardından yaşananlardan sonra Fenerbahçe’den bir reaksiyon beklersiniz. Teknik heyetten, futbolculardan, sahadaki mücadeleden… Fakat Gaziantep karşısında bunu göremedik. Fenerbahçe ilk faulünü 60. dakikada yaptı. Bu tek başına her şeyi anlatmaz elbette. Ama takımın ikili mücadelelerdeki isteksizliği, rakibe baskı yapamaması ve oyunun fiziksel tarafında geri kalmasıyla birlikte düşündüğümüzde önemli bir işaret.
5 maç sonunda 2 galibiyet, 2 mağlubiyet ve 1 beraberlik. Liderin 6 puan gerisinde bir Fenerbahçe. Üstelik sorun sadece puan tablosu değil. Fenerbahçe’nin ön hattı inanılmaz etkisiz. Kerem ve Greenwood gibi oyuncular olmasına rağmen takım önde ağır kalıyor. Lukaku sırtı dönük top almakta zorlanıyor; aldığı toplar ise çoğu zaman kaleye yaklaşık 30 metre mesafede. Gaziantep’in ön alan baskısını Fenerbahçe ısrarla geriden pasla kırmaya çalışıyor. Ancak bunu beceremediğiniz zaman, her başarısız pas sizi biraz daha geriye iter. Oyundaki ışık kaybolmuş durumda.
Sonuç?
Top kayıpları, uzayan takım boyu ve sürekli geriye koşan bir Fenerbahçe. Kante-Guendouzi-İsmail üçlüsünden üretken bir merkez beklemek doğru değil. Bu üçlüyle oynayacaksanız oyunun başka bir tarafını güçlendirmek zorundasınız. Önde basacaksınız. İki beki ileri çıkaracaksınız. Rakip yarı sahada mesafeleri daraltacaksınız. Topu mümkün olduğunca rakip sahada tutacaksınız. Çünkü bu üçlüyle geriye çekilip rakibin üzerine gelmesini beklerseniz, topu kazandığınızda üretim sorunu yaşayacağınız çok açık. Fenerbahçe’de oyunun kırıldığı, takımın reaksiyon veremediği ve alternatif üretilemediği bir yapı oluşmuş durumda.
Direkten dönen topları gösterip “Aslında iyiydik” demek ise bu tabloyu değiştirmiyor. Fenerbahçe kötü futbol oynadı. Bu kötü futbolun sorumluluğu da iki tarafa ait: İsmail Kartal ve alternatifsiz bir kadro kuran yönetim.
Şimdi değişmesi gereken şey sadece birkaç oyuncu değil. Fenerbahçe’nin oyun anlayışı, risk alma biçimi ve sahadaki reaksiyonu değişmek zorunda. Çünkü bu şekilde devam ederse, sorun puan farkından çok daha büyük hale gelecek.

