Bilmek güzeldir, bulmak daha güzel, olmak en güzeli. Bu böyle midir, bilmiyorum. Bilmek nedir, bulmak kimin harcıdır, olmak diye bir şey mümkün mü, bilmiyorum. İnsan belli bir yaşa gelince kat’i cümleler kurmaktan imtina ediyor. Gençlikte öyle değil; hüküm cümleleri kurmak çok daha kolay. Yaşasın bilinmesi gerekeni bildiğinden ibaret zannetmenin sahte konforu! Bu sebepten ötürü bu yazıda söyleyeceklerimi ‘acaba’ ve ‘sanırım’ hatta ‘belki’ parantezinde değerlendirin lütfen.
Bilmek, bulmak ve olmak; birbirinden ayrı gibi dursa da sanırım iç içe. Bilmeden bulmak, bulmadan olmak pek mümkün değil. Kesinlikle mümkün değil diyemiyorum, zira bildiğiyle yoldan çıkanı da gördüm bilemediğiyle yol alanı da. Bulduktan sonra bileni de var insanoğlunun olduktan sonra aramaya çıkanı da. Ama istisnaları bir kenara bırakıp söyleyeceksek, bilmek insanı bulmaya götürüyor, bulmak olmanın kapısını aralıyor. Buldukça başka bir bilgi ile tanışıyor insan, oldukça bulamadığını fark ediyor ve yeni bir arayışa koyuluyor. Üçünün de hududu yok galiba, bildim denilebilecek kadar bilmek de mümkün değil, buldum denilebilecek kadar bulmak da oldum denilecek kadar olmak da. Çünkü insan bildikçe ne çok şeyi bilmediğini fark ediyor, buldukça bulunması gerekenden ne kadar uzakta olduğunun idrakine varıyor, oldukça olunabileceğe nispetle ne kadar çiğ ve ham olduğunun şuuruna eriyor. Tevazu doğuran bilmek kıymetli, yeniden arayışa çıkaran bulmak güzel, hamlığını fark ettiren olmak muteber.
Bilmek bulmak için, bulmak olmak içindir desek sanırım yanlış bir şey söylemiş olmayız. Kendisiyle amel edilmeyen ilim yükten başka bir şey değil, ihlasla maya tutturulmayan amel ne kadar çok olsa da hakikatte noksan. İlim rütbelerin en yükseği, âlimler başımızın tacı. Burada hangi alimler, sorusunu sorup polemiğe girecek değilim. Bu meselede bahis çok. Biliyor desinler diye bilenler, bilip amel etmeyenler, bilgiyle başkasını dövenler, bilinebileceği bildiklerinden ibaret zannedenler, haddini bilmediği için bir tek kendisinin bildiği vehmine kapılanlar, etrafındaki talipleri kaybetmemek için yanlış bildiğine bile doğru müdafaası yapanlar, diz kırmayı nefsine yediremediği için önünde diz çökenleri görüp sarhoş olanlar, körlerin köyünde kılavuzluk etmenin tadını aldığı için görenlerin köyüne varınca da ahaliye kör muamelesi yapanlar, bilgiyi put edenler, zıvanadan çıkıp kendine tapanlar, kudemânın dediğini tekrar etmenin prestij getirmediği zannıyla yeni herze, orijinal zırva yumurtlama telaşıyla ömür tüketenler; say sayabildiğin kadar.
Kızıyorum.
Ergen bebelerin bilek güreşi yaptığı gibi bilgi yarıştırarak birbirini döven güya alimler yoruyor kalbimi. Yüzlerinde seherlerin zikir ışıltısı, hallerinde nevâfilin heybet ve vakarı, bakışlarında kalbi olan adamlara mahsus muhabbet pırıltısı, üsluplarında -en çok da âlimlere yakışan- nâzenin eda olmayan türedi tiplerin din anlatması, birbiriyle yarış etmesi, bu yarışta her bir şeyi caiz görmesi, yiyeceği her halta şer-i şeriften bir delil uydurması canımı yakıyor. Bunları gördükçe kırk yıldır namazlarını kıldığı cami avlusundaki bir bankta ezanı beklerken tespih çeken amcaların bilmedikleri şeyleri bilmeyişlerine hayran oluyorum.
İkindi namazının sünnetini arada bir terk etmenin sünnet olduğunu bilmediği için aklı yettiği günden bu yana bir tek ikindi sünnetini kaçırmamış hacı annelerin bilmeyişlerine kurban olasım geliyor.
Sabah namazını kılmadıkları günün öğlesinde “Namaz uykudan hayırlıdır” ibaresinin şerhini, tadilini, siyakını, sibakını, hikmetini anlatan dersler yapan çokbilmişlerin diyarından, tesbihini çekeceği zaman ruhuna fatiha okunan sâdatların o mekana teşrif ettiğini duyduğu için odanın dört bir yanına minderler seren, niçin böyle yaptığı sorulunca da ‘koca koca evliyalar kuru yerde mi otursun abi’ saflığıyla mukabele eden dervişlerin diyarına iltica edesim geliyor.
Şahsi dünya menfaatini zedeleme riski bulunan kimselere en babasından ehli sünnet maskeli reddiye, bir işine yarayacağını umduğu kişilere en fiyakalısından ayet ve hadisleri malzeme ederek güzelleme yapan herif-i nâ şeriflerin ve hatta nısf-ı zdd-ı mukaddemlerin ilim kisvesiyle yedikleri naneleri gördükçe elifi görse mertek zannedecek sözüm ona cahil ama şerefli müminlerin Fatihalarındaki mahreç hatalarına can veresim geliyor.
İyi bir insan, güzel bir mümin olmak için neleri ne kadar bilmek lazım bilmem ama iyi insanların ve güzel müminlerin kalbini huzursuz edecek kadar yoldan çıkmak için mutlaka bir şeyler bilmek gerekiyor vesselam.

